Kendi hikayelerimizi yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız

Osman Gürbüz tarafından kaleme alınan “Karguy Kültürel Kuşatma ve İlahiyat” isimli kitapta çeşitli bağlamlarda tartıştığımız güncel bir konu olan kültürel kuşatma farklı bir açıdan incelenmektedir. Ayşenur Gürbüz yazdı.

Kendi hikayelerimizi yazmadıkça, avcıların hikayelerini dinlemek zorundayız

2019 yılında kaleme alınıp yeni yıl itibari ile yayınlanmış eserlerin arasında aşina olduğumuz bir konuyu farklı disiplinler açısından ele alan bir kitap yer aldı. Osman Gürbüz tarafından kaleme alınan Karguy Kültürel Kuşatma ve İlahiyat” isimli kitapta çeşitli bağlamlarda tartıştığımız güncel bir konu olan kültürel kuşatma farklı bir açıdan incelenmektedir. Yazarın bu kitabı kaleme almasındaki temel gaye; kültür alışverişi yolu ile fikir dünyamızın uğradığı tahribatın sebeplerini ve sonuçlarını ele almak, özellikle de dini düşünce alanında ki etkilerine dikkat çekmektir. Yazar durum tespitinin ötesine giderek çözüm önerileri sunmuş, kültürel zayıflama ve yıkımın önüne geçmenin bu kültürü asırlardır muhafaza eden bizler tarafından güçlendirilmesine ve korunması gereğine vurgu yapmıştır.

Eser fikir dünyamıza yön veren düşünürlerden alıntılarla desteklenmekte ayrıca karşıt düşüncelere yer verilmektedir. Kültürel çatışma konusunda yapılan çalışmaları sunması ve yazarın fikir dünyasının da dahil olduğu bir zeminde ele alınması açısından önem arz etmektedir.

Yazar eserinde Batı’nın İslam dünyasına karşı başlattığı kültürel saldırılar ve bu saldırıları maksatlı olarak gizlemesini ele alarak Batı’nın ilmi, aklı, ahlaki ve insanı temsil iddialarına yer verir. Bu meydan okumalara ilahiyatçılar ve aydınlar tarafından verilen cevabın kaçamaklığına, acziyet içerisinde oluşuna ve yetersizliğine dikkat çeker. Bunu aşabilmek için sağlam bir tarih şuurunun oluşturulması ve kendimize güvenin sağlanmasının önemine dikkat çekmektedir.

Batı’nın hedefi İslam’ı ve Müslümanlığı istediği kalıba sokacağı bir toz yığını haline getirmektir. Yazar, bu hedefi gerçekleştirme yolundaki bilgi edinme önceliklerine ve bilgiyi nasıl kullandıklarına değinmiştir. Bunun yanı sıra inanç ve değerlerden soğutma yolu ile takındıkları küçümseyici tavra dikkat çekmiştir. Diğer yandan kendi kültürel dünyalarını abartma ve tekebbürle öne çıkararak saldırı aracı haline getirmelerini hatta inkar edilemez iyilikleri dahi kendilerine nasıl mâl ettiklerini örnekleri ile ortaya koymuştur.

Kavramlarımız bile bize ait değil

Medeniyetler, kendilerine özgü değerleri gerçekleştirerek insanlığın ortak hazinesini geliştirir. Batı ise Avrupa merkezci bakış açısını yaygın hale getirir. Bu bakışı konsolide etmek uğruna hayalimizi aşan, en olmadık yöntemlere dahi başvurmaktadırlar. Yazar, kavramlarımızın anlamını dahi belirleyen bu yapı karşısında kendi dünyamızın gerçekliğine kendi gözümüzle bakmanın gerekliliği vurgulamaktadır.

Akli, ilmi ve ahlaki temsil konusundaki batılı iddiaların cüretkârlığına değinilmektedir. Sosyal bilimler başta olmak üzere birçok alandaki evrensellik iddiaları aslında kültürel sömürü ve dünya üzerindeki egemenliği pekiştirmek içindir. Ahlaki temellerin bile amaçlarına hizmet edecek şekilde ifade edildiği bir fikir hegemonyası söz konusudur. Aynı hegemonya İnsanı kendi hayatının kuklası haline getirip, her şeyin ölçüsünün kendisi olduğuna inandırarak tanrılaştırır. Doğunun ruhunu, batının materyalistliği ile bozup sekülerleştirmesi ise başka bir hamledir.

Bu tablonun gerçekliğinden daha acı olan nokta ise bizim kavrayışımız konusunda ortaya çıkmaktadır. Entelektüellerimizin tavrı maalesef ki esaslı değildir. Yazar, yadsınamaz olan saldırıya karşı meydan okumadan habersiz ya da etkisi olmayan uç noktalarda mücadele veren aydın ve ilahiyatçıların tavırlarına değinmiştir. Tarihselcilik, inancımızın manevi gücü olan mucizeleri rasyonalizme kurban etme, İslami yönetim anlayışının reddi ve Batı etkisindeki telkinler yolu gösterilen tavrın faydasız hatta zararlı oluşuna değinmiştir. Bu tavırlardan farklı olarak olumsuz örneklerin atmosferine karışmayan düşünürlerimizin fikirleri ve yaptıkları çalışmalar örnek bir duruş olarak ifade edilmiştir.

Kültürel etkileşim değil saldırı

Son bölümde ise; mütefekkirlerin ifadeleri üzerinden bu saldırının ihbarına ve haykırışına değinilmektedir. Sağlam bir tarih şuurunun inşa edilmesi için dikkate almamız gereken hususlar açıklanmıştır. Ayrıca tarih yazımındaki olgusal olmayan, kabul edilmiş yargılara karşı uyarılar dile getirilmiştir. Kendi tarih bilincimizi, insanlık onurumuzu incitmeden dürüstçe ve kendimize olan güveni pekiştirerek yazılması gerektiği vurgulanmaktadır.

Kitabın ifade ettiği esas düşünce ise; aslında kültürel bir alışveriş değil bir saldırının var olduğudur ve bizim bu saldırıya karşı bir takım aydınlarımızın ve ilahiyatçılarımızın düştüğü yanlışa düşmeyerek uyanık olmamız ve bilinçli bir tutum sergilememiz gerektiğidir.

Bu tanıtımı, kitabın üçüncü bölüm girişinde bulunan bir epigraf ile sonlandıralım:

''Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar, avcılık hikayeleri hep avcıları yüceltecektir.''

                                                                                                                        

Ayşenur Gürbüz  

Not: Başlık bir Afrikalıların ''Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar, avcılık hikayeleri hep avcıları yüceltecektir.'' atasözünden mülhemdir.

                                                                                                                     

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 16:31
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26