Kelimelerle Çizilmiş Tabiat Resimleri: Geldik Sayılır

'Geldik Sayılır', İbrahim Tenekeci’nin on beş yıl boyunca kaleme aldığı, çoğunluğunu gezi yazılarının oluşturduğu ve dostluk hikâyelerinin de bunu desteklediği kısa kısa yazılardan oluşuyor. Ancak bu yazılar sadece gezi yazısı şeklinde kalmıyor; yazıların içinde hatıralar, hevesler, pul koleksiyonları, tespihler vs. de yer alıyor. Mehmet Akif Öztürk yazdı.

Kelimelerle Çizilmiş Tabiat Resimleri: Geldik Sayılır

Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Artık bir klişe haline gelmiş bu soruya benim cevabım, ikisini de göz ardı etmeyip “okumayı daha öne çıkarma” şeklindeydi. Fakat İbrahim Tenekeci’nin “Geldik Sayılır” adlı kitabını okuyunca, fikrim tam değişmemekle beraber, “gezmenin bilmek açısından hiç de önemsiz olmadığı” şekline evrildi.

“Geldik Sayılır”, Tenekeci’nin on beş yıl boyunca kaleme aldığı, çoğunluğunu gezi yazılarının oluşturduğu ve dostluk hikâyelerinin de bunu desteklediği kısa kısa yazılardan oluşuyor. Ancak bu yazılar sadece gezi yazısı şeklinde kalmıyor; yazıların içinde hatıralar, hevesler, pul koleksiyonları, tespihler vs. de yer alıyor.

Profil Kitap’tan yeni çıkan kitap, 197 sayfadan oluşuyor. Tenekeci kitabını iki ana bölüme ayırmış: Bunlardan ilki ve kitabın büyük kısmını kaplayanı, kitaba da adını veren “Geldik Sayılır”, diğeri ise “Güzel Serinlik”. Yazar, ilk bölüme gezi yazılarını yerleştirirken, ikinci bölüme, adından da anlaşılacağı üzere, kendisine ve insana ferahlık, serinlik, güzel anılar, hoş hatıralar veren yazılarını ve yaşanmışlıklarını yerleştirmiş.

Kelimelerle çizilmiş tabiat resimleri

Kitaba tam anlamıyla, “kelimelerle çizilmiş tabiat resimleri” diyebiliriz. Özellikle ilk bölümdeki yazılar, bu deyişi doğruluyor. Tenekeci, hayatla tabiatı birbiri içerisinde eriterek dikkat çekici denemeler sunuyor ve bunu son derece akıcı bir dil kullanarak yapıyor. Böyle olunca da yazarın gittiği gördüğü yerler büyük oranda insanın gözünde canlılık kazanıyor.

Kitaba, şair-şiir-tabiat ilişkisini kendine göre yorumlayarak başlayan yazar, bu denemeleri niçin yazdığına ‘şiire hava aldırmak’ şeklinde yaklaşıyor ve ortaya genel bir özet döküyor: “Şiirimiz hava almalı. Fakat bunu, pencereyi açarak değil; şehir dışına çıkarak, dünya yolculuğumuz esnasında bize eşlik edenleri yakından tanıyarak yapmalıyız. Canlı ve samimi bir şiirin peşindeysek eğer, hayatın en diri olduğu yerlere gitmeliyiz. Gerçek hayatı ve samimiyeti şehirlerde veya dört duvar arasında değil, tabiatta bulabiliriz, diye düşünüyorum.”

Tabiat insanın aslıdır

Kitabın başlarında ‘dağ’ temalı yazılar dikkat çekiyor. Kitabın en sevdiğim kısımları da bu bölümler oldu. Yazar, dostlarıyla yaptığı dağ gezilerini, yer yer yüzeysel yer yer ayrıntıya girerek anlatıyor. Burada okurun aklına “insan niye evini bırakıp tehlikeli, soğuk dağlarda kalır” sorusu gelebilir. Tenekeci de bu soruyu kendi kendine soruyor bir yazısında. Bunun en büyük sebebinin tutku olduğunu söyleyebiliriz. Tutku kalpten, hırs akıldan gelir diyen yazar, genelde tabiata, özelde dağlara olan tutkusunu sık sık yaptığı gezilerle yaşamaya çalışıyor diyebiliriz.

Tenekeci’nin şiirlerini bilenler, onun sık sık tabiatla ilgili dizeler yazdığını fark etmiştir. Bazen bir ağaç, bazen bir kuş, bazen su motiflerini sık sık kullanan şair, aslında bu şiirlerinin arka planını da bu yazılarıyla okura açıklıyor demek doğru olacaktır. Dağlardan sonra kuşlara, oradan da, insanlar ile ağaçlar arasında derin bir bağ olduğunu düşünüyorum diyerek detaylı şekilde ağaçlarla ilgili izlenim ve hatıralarına geçiyor yazar. Ağaçların öneminden ve kendisinin ağaçlara ne kadar önem verdiğinden bahsederken ülkemizde usulsüz ve gaddarca yapılan ağaç kesimlerine de değiniyor. Fakat yapılan yanlışlar üzerinden politik bir eleştiri yapmaya çalışırken –özellikle ‘Ağaçların Hakkı’ ve ‘Bahar Gelmiş Diyorlar’ yazılarında- kullandığı ‘öznesiz ve edilgen dil’ bu eleştirilerin içeriğini zayıflatıyor: “Çiftalan köyü civarında, muazzam bir kiraz ağacı vardı. Bu yaşıma kadar onca belde gezmiş ve daha heybetlisini görmemiştim. Ormanın içinde, derin sayılabilecek bir vadide saklanmıştı. Sağlıklıydı. Yabandı. Onu ilk kez, uzaktan, çiçekleri sayesinde fark etmiştik. Sonrasında, müdavimi olduk, altında sofralar kurduk. Gövdesine sırtımızı verdik. Şimdi yok. O da yola gitti. Keşke bu işlerin başka türlü bir yöntemi bulunsa. Böyle olmasa. Odayeri köyüne yakın sulak alan, ülkemiz üzerinden göç eden leyleklerin en büyük mola yeri. Binlerce leylek, her yıl orada konaklayıp dinleniyor. Biz de bakmaya gidiyorduk. Yeni yol, burayı da vurdu. Ağaçları kestiler, suları kuruttular, tabiatı yerinden oynattılar. Yanlış bir karar, maalesef, her şeyi sıfırla çarpabiliyor.”

Bir insan bir insana kışın bakmalı

Çocukluk hisleri, Tenekeci’nin şiirlerinde yer bulduğu gibi bu kitabına da yansımış. Yazar, bu durumu en net kış ve kar üzerine yazdığı yazılarda belirginleştiriyor. Büyük şehirde insanın kendi kendisiyle baş başa kalmasının zorluğunu vurguladığı gibi, kış mevsimi üzerinden de değişen, daha doğrusu büyüdükçe farklılaşan hislerimize vurgu yapıyor. Hatta karla empati de yapıyor yazar: “…Oysa karın, herkesi çocukluğuna götürüyor olması lazım. … Kendinizi bir kar tanesinin yerine koyun. Bir şehre yaklaşıyorsunuz. Diyelim ki İstanbul’a. Tuz dolu yüzlerce kamyon sizi bekliyor. Homurdanan insanlar, fazla mesaiye bırakılmış belediye işçileri, greyderler vs. Siz olsanız gelir misiniz? O geliyor.

“Geldik Sayılır”da sadece doğa gezisi yazıları değil, Tenekeci’nin arkadaşlarıyla gerçekleştirdiği şehir gezisi yazıları da yer alıyor. Bursa, Konya, İznik gezilen şehirlerden birkaçı. Bu tür yazıların oldukça önemli olduğunu söyleyebilirim. Yıllar arasında mukayese yapmak, ilerlemeyi(!) veya gerilemeyi fark etmek, nereden nereye gelemediğimizi bilmek için bu tür gezi yazıları çok iyi birer kaynak haline dönüşüyor. Tıpkı Tanpınar’ın “Beş Şehir”ini dönüp dönüp okumamız gibi.

Kitapta bu örneklerden farklı birçok gezi yazısı mevcut. Tenekeci gezi yazısı yazmada gerçekten işinin ehli. Dili son derece samimi ve insanı içine çekiyor. Bu kitabı okurken ve bitirdikten sonra insanın bir çadır bile almadan kendini karlı dağlara atası geliyor. Zaten edebî bir eserin de en önemli görevi, duyguları harekete geçirmek değil midir?

İbrahim Tenekeci, Geldik Sayılır, Profil Kitap

 

Mehmet Akif Öztürk

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 14:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26