Kayıp dünyalardan biri: Malta

Malta Seyahatnamesi, İslam kültürüne ve dünyasına vakıf bir insanın bakışıyla yazılmıştır. Döneminden beklenmeyecek sağlam bir duruşa sahiptir. Kemal Kahraman yazdı.

Kayıp dünyalardan biri: Malta

Okyanusların altında var olduğu hayal edilen farklı dünyalar değil burada konu etmek istediğim. Onlar fantastik hayaller olabilir. Ama bizimkiler gerçeğin ta kendisi. Fergana vadisi, Maveraünnehir bir zamanlar uygarlık merkeziydi. Bağdat, Kahire, Şam, İstanbul… Bir de uzun yıllar yaşadığımız ama hiç yaşamamış gibi olduğumuz yerler var. Tataristan’daki Müslüman Bulgar krallığı harabelerine bakın. Sahipleri nereye gitti? Onların akıbeti Ad, Semud kavimlerininki gibi değildi. Ya birbirlerini yok ettiler. Ya da iç çekişmelerle zayıf düştüklerinde düşman gelip ülkelerini tarumar etti.

Endülüs’e bakın. 700 yıl İslam varlığından sonra barbar bir kültürün istilasına uğruyor. Sebep, iç çekişmeler. Endülüs önce sultanlıklara bölünüyor. Granada Sultanı, Kastilya Kralına Kurtuba’yı alması için yardım ediyor. Karşılığında sözde Granada’yı kurtarıyor. Oysa kısa zaman sonra sıra kendisine de geliyor. Yüzyılların izleri ülkenin her yerinden kazınıp yok ediliyor. Müslüman, Hıristiyan ve Yahudilerin birlikte yaşadıkları ortak bir kültür tarihe karışıyor. Şimdi birkaç saray dışında İslam orada yaşamamış gibi. Evet, anlayan insanlar bugünkü Hispanik kültürde İslam’ın izlerini bulabilirler. Şehirlerde, binalarda, revaklarda... Endülüs birikimi Avrupa’ya ve Afrika’ya yayılıyor. Ama Batı kültür dünyasında 700 yıllık dönem yok sayılıyor.

Peki, Sicilya’daki 200 -250 yıllık İslam varlığından haberimiz var mı?  Bugün dünyada birçok devlet henüz 100 yaşını doldurmuş değil. Müslüman Sicilya Sultanlığı, ne yazık ki Avrupa’dan çok önce, Kuzey Afrika’ya hâkim olan Şii-Fatımi devletiyle çatışmalar yaşıyor. Bugün Sicilya’da İslam’ın izlerine belki rastlanabilir. Balkanlar, Orta Asya, Afrika… Zamanın insanı yavaş yavaş alıştıran çarkı neleri tarihe gömecek bilemezsiniz. Bu yüzden güncele takılmayan, çok geniş bir bakış açısına ihtiyacımız var.

Esasen burada bir kitap vesilesiyle Malta adasını konu etmek istiyorum. Malta şövalyeleri Rodos’taki kadar meşhurdur. Zaten teşkilatları aynı. Fakat Osmanlı Rodos’a hâkim olsa da en güçlü olduğu zamanlarında bile Malta’yı ele geçirememiştir. Bu direniş Malta halkını Hıristiyan dünyada biraz efsaneleştirmiştir. Tabii sadece ada halkının yapacağı bir şey değildir bu. Avrupa ortak gücü Malta’da direnmiştir. Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu, Papalık, vs.

200 yıllık İslam hâkimiyeti

Fakat Osmanlı’nın girememesi Malta’nın geçmişinde İslam izleri olmadığı anlamına gelmiyor. Malta adası tam 200 sene boyunca İslam beldesi olmuştur. Tarihin derinliklerinden başlayacak olursak, Milattan önce Fenike (450 yıl), Grek, Kartaca, Roma, Vandal dönemleri yaşıyor. Milattan sonra 780’de Bizans zulmünden bıkan yerli halk, adayı Müslümanlara teslim ediyor. İşte bu dönem 200 yıl sürüyor. Arkasından Kutsal Roma, Sicilya Krallığı, Napolyon ve İngiliz hâkimiyeti geliyor.

Peki, 200 yıllık İslam devrinden geriye ne kalmıştır? Fark edilmesi kolay olmayan şeyler... Camiler, medreseler, kabirler yerle bir edilmiş. Belki toprağın altında bulunabilir. Tıpkı Endülüs’te olduğu gibi. Lübnanlı Marunî bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ahmed Faris Eş Şidyak, 19. yüzyıl ortalarında Malta’da yaşadığı dönemde aldığı notları bir kitapta toplamış; El Vasıta fi Marifet-i Ahval-i Malta. Kitap dilimize Malta Seyahatnamesi olarak tercüme edilmiş.

Eş Şidyak 1804 doğumlu olduğuna göre Osmanlı’nın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya henüz hâkim olduğu bir dönemde Osmanlı entelektüeli olarak yetişiyor. Önce Misyonerlik kuruluşlarının himayesinde Protestan bir öğrenci. Amerikalılar tarafından Malta’ya gönderiliyor. 1846’da Tunus’a gittiğinde Tunus beyiyle yakınlık kuruyor, himaye görüyor. Ve Müslüman oluyor. 1859’da onu İstanbul’da görüyoruz. Payitahtta Arapça El Cevaib adlı bir gazete yayınlıyor. Gazete, İslam âleminin her köşesinde bulduğu yankı ve etki nedeniyle “seyyar okul” olarak nitelendiriyor. Arap tebaanın hilafete bağlılığı açısından önemli bir işlev görüyor. 1884’e kadar devam ediyor.

Çok yönlü bir kişiliğe ve büyük bir birikime sahip olan Şidyak, Arap kültürünün, dilinin inceliklerine vakıf bir aydın olarak nesir ve şiir birçok eser ortaya koymuştur. Arapçanın yanında iyi bildiği İngilizce ve Fransızca gramerleriyle ilgili de eser vermiştir. El Vasıta adlı Malta Seyahatnamesi kitabı, gezi edebiyatı (edebü’r rıhle) alanındaki önemli bir eseridir.

Malta Seyahatnamesi, İslam kültürüne ve dünyasına vakıf bir insanın bakışıyla yazılmıştır. Döneminden beklenmeyecek sağlam bir duruşa sahiptir. Batı kültürüne de vakıf bir aydın olarak aşağılık kompleksinden, özentiden, özgüven yoksunluğundan uzak bir üsluba sahiptir. Aynı dönemde İstanbul’daki Osmanlı aydınlarıyla karşılaştırılsa ilginç sonuçlar ortaya çıkacaktır.

Medeniyetler arası karşılaştırmalar yapmış

Yazar, adadaki İslam varlığına atıfta bulunarak medeniyetler arasında karşılaştırmalar yapıyor. Her şeyden önce Malta yerli dilinin Arapçaya bağlı olduğunu gözlemliyor. İsteyerek yaşadıkları İslam dönemi kültürde derin izler bırakmış. Yazar dil konusunda uzman olduğundan Arapça ve Maltaca kelimeleri karşılaştırarak etimolojik bir analiz yapıyor ve bir sonuca varıyor: “Malta dilinin aslının Arapça olduğu kesindir. Ancak Arapçanın bu kolunun kökeninin Şam lehçesi mi yoksa Mağrib lehçesi mi olduğuna karar veremedim.”

Tabii Maltalılar koyu bir Katolik olarak yetiştirildiklerinden İslam’dan ve Araplardan nefret ediyorlar. Böylece geçmişteki Arap kültürünü inkâr ederek Hıristiyan bir kimliği inşa etmiş oluyorlar. Dillerinin Arapça ile benzerliğini kabul etmiyorlar. Daha gerilere giderek Fenike’ye bağlıyorlar. İslam dünyasındaki ulus devletleri antik çağa bağlamak istedikleri gibi.

İspanyolların da buna benzer bir refleksi vardır. Kültürlerindeki Arap kökenli unsurları inkâr etmek! Bunun için belirgin farklar üzerinde çok duruyorlar. Minareleri yok etmek, günlük hayat ve dildeki Arap etkilerini yok saymak, hayatın tüm alanlarında domuza, domuz etine yer vermek gibi. Kuzey ülkelerinde de domuz vardır ama hem o kadar öne çıkmaz hem de o kadar makbul değildir.    

Yazarımız Maltalıların günlük hayatını gözlemlerken onlara yukarıdan bakıyor. Yüksek bir kültüre mensup bir insanın hali vardır. Temizlik anlayışları, yeme alışkanlıkları, yönetimin, dini otoritenin tutumu, zengin ve yoksullar arasındaki ilişki. Kadınların, kızların yabancılar karşısındaki durumu… Mesela eski Malta evlerinde tuvalet bulunmuyor. Yatakların altında lazımlık var. İhtiyaç o şekilde görülüp pencereden sokağa atılıyor. Çöpçüler bunları temizliyor. Bir dönem mahkûmlara toplatmışlar.

Ada “denizin orta yerinde bir meydandan ibaret olduğundan ağaç, orman, dağ ve nehirden mahrumdur”. Güneş, rüzgâr, sis bütün tabiat alayları adayı eşit olarak etkiler. Yazı da kışı da çetindir. Yazın güneş yaktığında, kışın yağmur boşandığında kaçacak bir yer yoktur. Yağmur sularını kuyularda biriktirirler. Su kaynakları sınırlı olduğundan temizlik alışkanlıkları ona göre şekillenmiştir.

Küçük bir kitap ama önemli

Yazar Malta’daki İngiliz yönetimi hakkında ahalinin günlük yaşamına karışılmaması açısından iyi şeyler söylemekle beraber, koloni hayat tarzı üzerinden İngilizleri de eleştirmekten geri durmuyor. Sınıflı sosyal yapıyı buraya da getirmişler: “Özgürlük ancak umumun maslahatı gözetildiği zaman takdire yaşan ve faydalıdır. Aksi halde o şey, hürriyet olmaz. Alçakların şerefli insanlara hükmetmesine hizmet eden özgürlük, olmaz olsun! Alışveriş hususunda Malta’da mevcut inhiraf ve çürüme, aynıyla Londra’da da vakidir. Bunun sebebi ise hem buradaki, hem Londra’daki yönetici kesimin yiyeceklerin en iyisi ve içeceklerin en muteberi dışında bir şey yiyip içmemeleri, dolayısıyla halkın refah ve maslahatını ihmal ederek kendi semizliklerini bütün insanların sıhhat ve selametinin bir işareti olarak görmeleridir.” O sırada İngiltere’de kapitalizmin yükseldiğini, Marx’ın hayatta olduğunu hatırlamakta fayda vardır.

Yazar Malta halkının müzik alışkanlıklarına ayrı bir bölüm ayırmış. Burada yerel müzik, Batı müziği ve İslam dünyasındaki müzik birikimini karşılaştıran oldukça uzman bir yaklaşım sergiliyor. Bölüme “bu konuda uzman olmadığını” söyleyerek girse de müzik teorisi üzerine önemli bir birikimi olduğu anlaşılıyor. İslam dünyasında çok çeşitli makamlar olmasına karşın Batı (Frenk) müziğinin rast gibi bir iki makam üzerinden kurgulandığını belirtiyor. Notaya olan bağımlılıkları nedeniyle hazırlıksız müzik yapamadıklarını ifade ediyor.

Evet, Malta Seyahatnamesi küçük bir eser ama gayet yoğun. Medeniyetlerin karşılaşması gibi bir şey. Malta taşı, Malta eriği ve Malatya ile aynı kökenden olması gibi birçok detay bu kitapta açıklığa kavuşuyor. Ama asıl konumuzdan uzaklaşmayalım: 200 yıl İslam toprağı olan Malta nasıl bugünkü kimliğine doğru değişim gösterdi? İbret almamız gereken kayıp dünyalardan birisi.

Ahmed Faris Eş-Şidyak, Malta Seyahatnamesi / el-Vasıta fi Ma’rifet-i Ahval-i Malta, çev.  Ömer İshakoğlu – Uğur Boran, Büyüyen Ay Yayınları, İstanbul, 2019.    

Kemal Kahraman

    

   

   

  

Güncelleme Tarihi: 14 Haziran 2019, 23:33
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13