banner17

Karabibik'in başarılı ve başarısız yönleri neler?

Nabizade Nazım’ın 'Karabibik’i bir yönüyle başarılı, diğer yönüyle başarısız bir roman. Ömer Yalçınova yazdı.

Karabibik'in başarılı ve başarısız yönleri neler?

Tanzimat romancılarından dört başı mamur bir roman beklemek yersizdir. Onlar Türk edebiyatında bir ilke imza atmanın aksaklıklarını taşırlar. Tanzimat romanları teknik açıdan zayıftır, fakat tekniğinden içeriğine kadar hem edebiyat hem de düşünce tarihi açısından anlamlıdırlar. Okunmaları gerekir. Tarih kitapları belki Tanzimat dönemi Osmanlı insanını, ailesini tanıtmaya yetmez. Ama bir roman, o kişilerle tanışmamızı, o dönemin evlerine girmemizi, şehirlerinde dolaşmamızı sağlayabilir. Sırf bu yönleriyle bile Tanzimat romanları vazgeçilmezdir.

Nabizade Nazım’ın Karabibik’i bir yönüyle başarılı, diğer yönüyle başarısız bir roman. Başarısız yönünden başlayalım.

Henüz romana giriş yapmış iken okuyucu, kendini bir anda son sayfada buluyor

Karabibik anlaşılıyor ki uzun, büyük bir romanın birkaç parçasıdır. Asıl konuya henüz gelinmeden bitmiştir. Nabizade Nazım neden acele etmiş bilmiyoruz. Ya da tamamlamadan neden birçok konuyu özet geçip son noktayı koymuş? Romandan anlaşılıyor ki Nabizade Nazım, Karabibik’in inek alıp, köy yerinde zengin oluşunu anlatmak istemiş. Zengin oluşunu demeyelim buna, çünkü Karabibik’in zenginliğiyle ilgili kitapta bir şey yok. Belki de bu yöndeki atılımı ve başarısızlığı anlatılacaktı. Bilemiyoruz. Bilmemiz gerekirdi diye düşünüyorum, çünkü roman bütün yönleriyle bu kurguyu oluşturmak üzere yazılmaya başlanmış. Fakat Karabibik’in inekleri almasıyla bitmiş. Oysa Karabibik borçlanarak inek satın aldı. Borcunu ödeyebildi mi? İneklerle tarlayı istediği gibi sürebildi mi? Mahsulü nasıl çıktı? İneğin beslenmesi, yavrulaması, muhafazası nasıl oldu? Bunları anlatmamış. Bu yüzden sanki planının ilk etabını gerçekleştirmiş, kurguladığı olayların ilk kısmını yazmış, sonrakileri bırakmış gibidir Nabizade Nazım Karabibik’te. Öyle olduğu için, roman okuyucuda bütünlük değil eksiklik duygusu uyandırır. Üstelik henüz romana giriş yapmış iken okuyucu, kendini bir anda son sayfada bulur. Karabibik aşağı yukarı 36 kitap sayfasıdır. 36 sayfada bir romana anca giriş yapılır.

Karabibik’in başarılı yönüyse, Nabizade Nazım’ın iddia ettiği gibi gerçekçi bir roman olmasıdır. Şemsettin Sami de gerçekçi bir roman iddiasıyla Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat’ı yayımlar. Oysa kitabın gerçekçi yönü az ve zayıftır. Şemsettin Sami, gerçek bir olaydan esinlenerek bu hikâyeyi yazdığını, daha doğrusu dinlediği gerçek bir olayı roman olarak yazdığını söyler. Oysa dinlenilen bir “gerçek”, ne kadar gerçek olabilir? Ona nelerin katıldığını, ondan nelerin çıkarıldığını asla bilemeyiz. Her yeni anlatıcı hikâyeye ya bir şeyler ekler ya da ondan bir şeyler çıkarır. Bu, işin doğası gereği böyledir. Ama Şemsettin Sami kendinden çok emindir, bu yaşanmış, gerçek bir olaydır ve ben bunu anlattığım için, roman gerçekçi bir romandır iddiasındadır. Öyle bir şey yok. Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat masalsıdır. Okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırmaz, diğer ifadeyle okuyucuya inandırıcı gelmez.

Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat bazı yönleriyle realisttir, onu başka bir yazıda anlatacağız. Karabibik ise tasvirlerinden diyaloglarına, kurgusundan olayları işleyişine kadar gerçekçi roman akımına bağlı bir şekilde yazılmıştır. Romanı okuduktan sonra Nabizade Nazım’ın şaşırtıcı bir yeteneğe sahip olduğunu anlıyoruz. Nabizade Nazım Türk edebiyatını bildiği gibi, Batı edebiyatına da yabancı değildir. Daha doğrusu konuyu enine boyuna düşünmüş, belli. Roman üzerine Ahmet Mithat Efendi’yle yaptığı tartışma meşhurdur. Konuya sonradan Recaizade Mahmut Ekrem de dahil olmuştur ve bu üç ismin roman üzerine yaptıkları tartışma kadar, romanları da önemini kaybetmemiştir.

Karabibik’te olaylar bir köyde geçer. Kahramanımız çok fakirdir, tek odalı, daracık toprak bir evde yaşar. Hanımı vefat etmiştir, bir tane kızı vardır, ismi Huri, tembel ve sorumsuzdur. Karabibik geçim derdindedir. Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat’da ise dramatik bir aşk hikâyesi anlatılır. Fakat biz Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat’ta aşk, diğerinde fakirlik anlatıldığı için birine gerçekçi, diğerine masalsı demiyoruz. Bizim ölçümüzün konuyla bir alakası yok. Bir aşk hikâyesi de gerçekçi bir şekilde anlatılabilir. Şemsettin Sami’nin yapamadığı şey budur. O, eleştirdiği Leyla ve Mecnun hikâyesini anlatır gibi Talat ve Fitnat’ı yazar. Kitabın isminden bile bu anlaşılır. Halen geleneksel hikâye, mesnevi, masal kalıbının dışına çıkamamıştır. Nabizade Nazım ise o kalıbı kaldırıp yere çalar. Hatta aşırıya kaçar. Yerel dili kullanacağım diyerek bir sürü aşinası olmadığımız ve belki de hiçbir zaman olmayacağımız kelimeler kullanır, sonra da bu hatasını fark ettiği için romana küçük bir sözlük ekler.

Toplumsal olayları bütün acımasızlığıyla yansıtmış

Karabibik, Eftalya tarafından dalgaya alınır. Eftalya Andriya’nın eşidir. Karabibik’i baştan çıkarır ve onun saflığına, sakarlığına kahkahalarla güler. Karabibik’in acısını içimizde duyarız, bu dalgaya alışı anlatırken Nabizade Nazım ayrıntıları atlamamaya çalışır, olay okuyucunun gözünde canlanır. Fakat Taaşşuk-u Tal’ât ve Fitnat’ta Talat peruk takar, çarşaf giyer, kadın kılığında kolayca Fitnat’ın evine girer. Onun kadın olmadığından hiç kimse şüphelenmez. Günlerce bu devam eder. Okuyucu ister istemez, sesinden de mi anlaşılmıyor veya Talat’la Fitnat el ele tutuşuyorlar, o zaman Fitnat, Talat’ın kadın değil erkek olduğunu elinden de mi anlamıyor diye düşünür ve hikâyenin gerçekliğinden şüphelenir.

Karabibik geçim derdindedir. Bir sürü borcu vardır. Okuması yazması yoktur. Borçlandığı kişi Hıristiyan Andriya’dır. Tefecidir Andriya. Defterine bir sürü çentik atar, bunlar kişinin borcunu gösterir. Karabibik’in de bir sürü çentiği yani borcu vardır. Ama Andriya çentiği fazla mı atar, eksik mi? Aldığı paralara karşılık çentiği siler mi, silmez mi? Bu konu müthiştir! Çünkü son dönem Osmanlı insanının azınlıklara ne tür bir bağımlılık içinde olduğunu görürüz. Hatta buradan Tanzimat dönemi Osmanlı siyasetine bile geçiş yapabiliriz. İç burkan, ilginç, gerçekçi bir hikâyedir Karabibik.

Karabibik bu yönüyle yani toplumsal olayları bütün acımasızlığıyla yansıttığı için de gerçekçidir. Önemli bir ayrıntıydı, Karabibik’le tefecinin ilişkisi. Çünkü Andriya’dan alamazsa, diğer bir Hıristiyan olan Linardi’den borç alacaktır. Bunlar rakip tefecilerdir, birbirlerini kötüleyip dururlar. İkisinin de söylediklerine kulak verdiğimizde şu ortak sözle karşılaşırız: “Herkesi soyup soğana çevirdi.”

Karabibik eksik bölümleriyle başarısız, iddiasını gerçekleştirmesiyle başarılı bir romandır. Karabibik için çok heyecanlanmaya gerek yok. Fakat çok düşünmeye ihtiyacımız var.

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 17:07
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20