Kapatamam Kelimelerle Açtığın Yarayı

Mehmet Özger, yalın bir şiir dili kullanan şairlerimizden. Üslubunun sıcaklığı şarktan geliyor. Defacto Ölümler kitabında da şair çocukluk yıllarına dönmüş. Hatice Çay yazdı.

Kapatamam Kelimelerle Açtığın Yarayı

Mehmet Özger, yalın bir şiir dili kullanan şairlerimizden. Üslubunun sıcaklığı şarktan geliyor. Onun şiirleri bir atlı ile yolculuğa çıkmaya benzer. Her daim sürüklenirken yeleye sıkıca yapışmak zorundasınız.

Defacto Ölümler kitabında şair çocukluk yıllarına dönmüş. Annesiyle yaşadığı anlar bize şiirle sunulmuş. Yine çocukluk yıllarında başından kazalar geçen şair ölümle defalarca yüzleşmiş. Suda boğulma tehlikesi ve elektrik çarpması gibi ölümcül kazalar atlatan şairin kitabın adını niçin “defacto ölümler” seçtiğini de böylece anlamış oluyoruz. Ölümü uygulama ya da ölümü deneyimleme gibi de düşünebiliriz. Daha şiirsel düşünürsek ölümün es geçmesi diyebiliriz.

Tarih oldukça zorlu zamanlara şahit olmuştur, mesela savaşlar sonrasında kıtlıklar baş göstermiş, halkın beli bükülmüştür. İşte bu zorlukların bir benzeri olan yoksulluk ve okulda yoksulluğun getirdiği dışlanma imgelerine yer vermiş Özger şiirlerinde. “fasulye yoktu bizde nohut götürdüm/ iki de fırça yedim” ve “bana düştü tebeşir tozu yalamak/ mürekkep ne gezer” gibi dizeler özellikle bu hissi verir bize.

“Ben de göğsümdeki öksüze taş kaynatıp dururdum”

Özger’in şiirine ses veren unsurlardan birisi de kuşkusuz inandığımız değerlere dair anılardır. Hz. Ömer’in halifeliği zamanında şahit olduğu şu hadise Özger’in şiirinde ete kemiğe bürünür: Yaşlı bir kadın ağlaşan çocuklarını avutmak için bir kazanda su kaynatmaktadır. Yemek daha pişmedi derken aslında kazanda bir taşı kaynattığını gizlemektedir. Şair ise bu hadiseyi şöyle özümsemiş: “ben de göğsümdeki öksüze taş kaynatıp dururdum”.

Son perdenin ilgi çekmesini garipser şair. Kendi çocukluğundaki kekemelik hadisesini aktarır ters örnek niyetine: “oysa ben de kekemeydim çocukken”. Hiçbir şey kolay elde edilmez. Şair de bunun farkındadır: “bir çiçek gibi açılmadı önümde kapılar/ açtıysam bir kapıyı kanırta kanırta açtım”.

“Kapatamam kelimelerle açtığın yarayı”

Yurt koridorlarının soğuğunda küflü kaloriferler arasında sıcak bir ev hayali kuran öğrenciler. Çay bile nasıl özlenir evde içilecekse. Oysa şair küflü kalorifere yaslanmış, okumaktadır kitabını. Kendi deyişiyle belki de dünyaya fırlatılmış bir şeydir herkes cennetten çıkıp gelmişken.

Kapatamam kelimelerle açtığın yarayı” diyor Özger “Kayıp Zamanın Kalbinde” şiirinde. Dans eden bir kelebek sanılır o uzaktan bakanlarca. Tüm bunalımlı zamanlarda aşk şifacıdır aynı zamanda. Bir kızın incelen düşünde, naif sesinde canlanır. İhtiyar âşıklar iyi ki vardır. 

Gülü bileyleyen ustamız

Gülü bileyleyen ustadır o: Ali Haydar Haksal. Titizlikle koyulur yola, aşkla sarılır işine. Vefa ile yürür, özveri onun diğer adıdır. Özger işte ona ithaf ettiği şiirinde anlatmış gönül ustasının zahmetini, çabasını. Nice genç şairi sürdü söz meydanına. Ona değen herkes gülle hemhal oldu. Bütün bunları şiirle aktarmış okuyucuya.

Yeri gelince yumuşak bir seslenişi olan şair, düşmanın karşısında adeta aslan gibi meydan okuyan bir yiğittir. Rüzgara dayanıklı kılıçlar ister ustasından. Ve yâr için kıldan incedir boynu. İşte eski zamandan bu yana olması gereken iki özelliği şiirinde işlemiş Özger. Yiğit ve kibar erkekler. Eşine karşı kibar, düşmana karşı yiğit.

Defacto Ölümler her anlamda okuyucu saran sıcak bir üsluba sahip. Muhtasar Cinnet Risalesi’ne nazaran daha yalın ve anlaşılır şiirler bizi bekliyor.

Hatice Çay 

Güncelleme Tarihi: 17 Mart 2019, 12:13
YORUM EKLE

banner19

banner13