banner17

Kanadalı Reed şimdi müslüman!

Kanadalı bir gazeteci Fred A. Reed. Said Nursi'yi ve Türkiye'den İslamcılıkla ilgili izlenimlerini anlatıyor kitabında.

Kanadalı Reed şimdi müslüman!

“Dımdızlak” diye bir kelime vardır, ağaçtan en ufak nasibi olmayan geniş Anadolu topraklarını gördükçe bu kelime aklıma geliverir. Üzülürüm tabii Anadolu’nun bu haline. Gerçekten de üzülürüm, laf değil. Keşke Türk ordusu yetkilileri bir milyon Mehmetçik’e haftada on tane fidan diktirse de bu saçma, itici görüntüden kurtulsak. Düşünsenize haftada on milyon fidan; ayda kırk, yılda 480 milyon fidan. Çağdaş bir Türkiye’ye ancak bu aşamadan sonra ulaşılır.Fred A. Reed, Anadolu Kavşağı

Niye dımdızlak bir kapak?

Şimdi bu yazdıklarımın anlatacağım kitapla ne alakası olduğunu merak edenlere de uzun uzun açıklamasını yapmak mümkün ama bahis mevzuu edeceğimiz kitabın kapağından geldik buralara. Kitabın İngilizcesi’nin kapağı aslında çok daha güzel. Kitabın isminde ‘kavşak’ kelimesi geçiyor diye kapağa Anadolu’da içinden yol geçen dımdızlak bir arazinin fotoğrafının konulması hiç hoşuma gitmedi. Zaten muhteşem roman Derviş Ve Ölüm’ün filmi Derviş’in de sanki başka yer kalmamış gibi Nevşehir’in çırılçıplak mekânlarında çekilmesi beni üzmüştü. Romanın gerçek mekânı olan Bosna’nın yeşillikleri bırakılıp buralara gelinmiş tamam ama insan hiç olmazsa Karadeniz’in yeşilliklerinde çeker filmi.

Gevezelikten size bahsetmeyi düşündüğüm kitaba sözü getiremeyecek miyim ne!

Kitap Kanadalı bir gazeteci tarafından yazılmış; Fred A. Reed kitabın yazarı. Adı Anadolu Kavşağı. Karakalem Yayınları tarafından yayınlanan kitabı değerli bir arkadaşım, “Al oku, iyi bir kitap” diye verdi ama kapağından dolayı uzun bir süre kitabın içine girmek içimden gelmedi. Sonra bir gün her şeye rağmen başladım kitaba ve ertesi gün kitap bitmişti.

Acaba bir oryantalistle mi karşı karşıyayım?

Yazar Türkiye’deki İslamî hareketleri Said Nursi’yi merkeze alarak inceliyordu. Reed, bu iş için Erzurum, Van, Urfa, Diyarbakır, Isparta, Mardin, Konya ve İstanbul’u dolaşmış. Birçok sima ile bir araya gelmiş. Yazar birkaç konuyu anlamaya çalışıyor gezileri boyunca. Said Nursi’yi; ama O’ndan daha çok hareketinin etkilerini anlamaya çalışmış. Diğer İslamî hareketlere ise kısmen değinilip geçilmiş.

Reed’in öznel bir anlatım biçimini tercih etmesi kitabı gayet rahat okutuyor. Bu tip kitaplarla karşılaştığımızda hemen takınıverdiğimiz “Hımm, bir oryantalistle karşı karşıyayım muhtemelen” çekincesini neredeyse bırakası geliyor insanın. Ama bırakmamakta fayda var.

350 sayfalık kitapta çok ilginç yorum ve diyaloglarla karşılaştım. Mesela yazarın Fethullah Gülen’le görüşmesini anlattığı sayfalar. Sonra Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfı’nın o zamanki başkanı Harun Tokak’la yapılan gergin görüşme. İrtica avcısı Faik Bulut, İslamcı kanat destekçisi Nuray Mert, Üç milyon insanın katıldığı başörtüsü için “el ele” eylemine katılan kızlar ve bu tür eylemleri tehlikeli bulan nur talebesi kızlar, Etyen Mahçupyan, Zaman gazetesinden Abdullah Aymaz, Anadolu’nun değişik illerinden nur talebeleri...

Fred A. ReedOrijinal değerlendirmelerde bulunma potansiyelini neden değerlendiremiyor?

Yazar Anadolu’yu dolaştıkça Said Nursi’nin Türkiye’deki tesirinin derecesini tespit etmenin imkânsızlığını düşünmeye başlar. Nur talebeleri ile o kadar çok içli dışlı olur ki artık onları simalarından ayırt etmeye başlar. Gözlemciliği son derece kuvvetli olmasına rağmen kitap boyunca yazarın, cemaatin vizyona dönük yönüyle muhatap edildiğini hissetmemek mümkün değil. Hele Nur hareketi ile İslamcı yapıları karşılaştırdığı yerlerde yazarın fena halde önkabullerin etkisinde kalarak sonuçlara ulaştığını gözlemliyoruz. İslamcı entelektüel, sufi ve modernist algılayış biçimlerini dikkate alabilecek bir birikimden yoksun olması, yazarın kimi orijinal yorumlara ulaşabilecek potansiyelini değerlendirememesi sonucunu doğuruyor. Kim bilir, belki de kitabın Türkçe çevirisinin başına yasaklanmak gibi belanın gelmemesi için çevrilirken yumuşatılan kimi cümlelerdedir aradığımız yorumlar.

Kitapta Said Nursi’nin hayatı, dönem dönem, Osmanlı’nın son demlerinin siyasî tarihi ile birlikte parça parça sunuluyor. Risalelerin ağır Osmanlıca dilinin okuyanlar ve dinleyenler üzerindeki etkilerinden Said Nursi ile talebelerinin siyaset yorumlarına, Said Nursi’nin kabrinin şu an nerede niçin saklandığından Mustafa Kemal’le ilişkisine kadar birçok konuda ilginç bilgiler bulunuyor.

Buraya kitaptan birkaç kısa bölüm almadan duramayacağım:

“Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı: ‘Türkiye’de gazetecilerin öldürüldüğüne inanmıyorum!’ dedi. Ürkerek geriye gittim. Geçimini kalemiyle ve aklıyla sağlamaya çalışanları muhafazaya adanmış bir vakfın başkanından bu sözleri duymak hayli ilginçti. Söyleşi her soruyla anlayamadığım bir şekilde daha da geriliyor ve başkanın savunmacılığı daha da artıyordu.” Bu söyleşi gazeteciler ve fikir adamları üzerinde baskının en yoğun olduğu dönemde yapılır.

Yazarımız, devlet sanatçısı Ahmet Özhan’ın da yaptığı eleştirilerle son zamanlarda tartışılan Mevlevilik ve sema üzerine de kendisinden beklenmeyecek olgunlukta bir yorumda bulunuyor, okuyalım: “Konya’nın sema eden Mevlevi dervişleri, ilahî aşka adanmış dinî ruhunu büyük ölçüde kaybetse de, büyük küresel süpermarketin derin donduruculu kısımlarında saklanan bir kutu dondurulmuş puding misali, folklorik bir figür olarak devlet tarafından ayakta tutulmaktadır. Diğerleri hâlâ yaşıyorlar.”

Yazar Erzurum’dan Van’a giderken otobüsle bir şehirlerarası yolculuğu yapar ki, bu yolculuğu da anlatımı çok hoştur: “...yolcular ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diye fısıldayarak arabaya bindiler. Şoför kapıları kapatıp, Mecedes-Benz arabayı otogar kapısından çıkardı. Ben de kendi kendime ‘Bismillahirrahmanirrahim’in İngilizcesini söyledim. Ne olacağından asla emin olamazsınız!”

*Nitekim sonradan yazarımız İslam’ı seçmiş. Allah sahih bir hayat nasib etsin. Yazarın Nesil Yayınları’ndan çıkan Parçalanmış İmgeler kitabının olduğunu da hatırlatayım.

 

Asım Gültekin işaret etti

Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2017, 14:22
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20