Kamusal alanın yeni mübarekleri!

Geleneksel hayatta 'görmek' iktidarın bir göstergesiydi; şimdi ise 'görülmek' aslolan…

Kamusal alanın yeni mübarekleri!

Fatma K. BarbarosoğluÇoğumuzun çocukluk hatıraları arasında yer alır, ellerimizde Elif-Ba cüzleri ve muhtasar ilmihallerle “hoca”ya okumaya gidişlerimiz… O ilmihallerde, Allah’ın subûtî sıfatları arasında yer alan “Basar: Her şeyi gören” ve “Semi: Her şeyi işiten” vasıflarının açıklaması içinde geçen bir ifade, belki hala hafızalarımızdadır: “Allah, karanlık gecede, kara taşın üzerinde yürüyen kara karıncayı dahi görür ve ayak seslerini işitir.”

“Karanlık” ve “kara”ya yapılan vurgu daha o yaşta mümkün görünmeyeni mümkün kılan bir gücün karşısında hizaya gelmeye davet etmiştir bizi. “Karanlık gecede kara taşın üzerinde kara karınca”yı gören bir müthiş güç tarafından sürekli görülmek ihtarı önemlidir. Ve yine çok önemlidir, her şeyi görmenin, mutlak iktidarın önemli bir parçası olduğunu fark etmek daha o yaşlarda…

Nedendir bilinmez, çocuklukta keşfettiğimiz bu “iktidarın bir göstergesi olan görme” ediminin ehemmiyetini sonradan fark etmemeye başlarız. Zira “görülmek” çok daha fazla itibar edilen oluverir. Ve yine nedendir bilinmez, çocuk yanımız pek de mücadele etmez bu durumla. Yahut eder de zayıf kalır sesi, duyulmaz.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun Şov ve Mahrem kitabında ise bu sesin bir çığlığa dönüştüğünü görürüz. “Göz”, “Çerçeve” ve “Resimler” adlı üç bölümden oluşan eserin bilhassa ilk kısmı, yani “Göz” bir ‘Hatırla!’ çağrısıdır adeta.

Fatma K. Barbarosoğlu, Şov ve MahremGörme-Görülme Hiyerarşisi

“Hiyerarşik Bir Durum Olarak Görme ve Görülme” başlıklı yazıda, geleneksel hayat ve modern hayatın bu kavramları algılayışı arasındaki farklara değinen yazar, bu iki kavram ve iktidar sahibi olma arasında derin bir ilişki olduğunu ortaya koyar. Geleneksel hayatta ‘görmek’, bir hâkimiyet-üstünlük belirtisi olarak algılanır ve bunda “Allah’ın her şeyi gören ve fakat hiçbir şey tarafından görülmeyen” oluşu bir emsal teşkil eder. Görülmeden, fakat görerek varolmak anlayışı, bilhassa padişahların bir sıfatı olarak da önemli addedilir. Zira görülen konumunda olan kişi kendisini ‘gören’e beğendirmek zarureti duyar. En azından görenin yorumlarına ve denetlemesine maruz kalması söz konusu olur.

Tesettür için de benzeri durum söz konusudur. Tesettürden maksat, görme-görülme hiyerarşisinde, ‘gören’ ve ancak istediğine (mahremlerine) ‘görünen’ olmak üstünlüğüne sahip olmaktır. Mesture kişi için ancak, her şeyi gören Allah tarafından sürekli görülüyor olmak durumu söz konusudur ve bu ilişkide de kendisini beğendireceği kişi ancak O olmaktadır.

Fotoğraf makinesi çıktı, mertlik bozuldu!

Fakat, Barbarosoğlu’nun tespitiyle: “Fotoğraf makinesinin objektifinin göz olarak, üstelik çektiği fotoğrafın saklanabilme özelliğinden dolayı hafızası olan ve hatıra toplayan bir göz olarak ortaya çıkmasından sonra, geleneksel dünyanın gören ve görünen arasındaki hiyerarşisi bozulmuştur.” Geleneksel hayatın Allah ile kulları arasındaki, dikey düzlemdeki denetleme-denetlenme ilişkisi, yerini modern ve postmodern dünyanın yatay düzlemdeki görme-görülme ilişkisine bırakır ve bundan sonra “..görünmek, sadece estetik-zevk kategorisinin puanlamasına tâbi…” olur. Ve bu puanlamayı da, yine yazarın tabiriyle “Kamusal Alanın Yeni Mübarekleri” olan modacılar yapma hakkı ve iktidarına sahip olurlar.

DefileDeğişim Çerçevesi

“Çerçeve” başlıklı bölümün ilk yazısı olan “Bir Kimlik Olarak Giyim-Kuşam”da da yazar geleneksel ile modern dünya arasındaki algı ve anlayış farklarını ortaya koyar ve bu kez bunu elbiseler üzerinden yapar.

Modacıların büyük ehemmiyet ve güç kazanmalarının en temel sebebi olan “kıyafetin kimlik kazandırabilme yeteneği” modern zamanlarda ortaya çıkmıştır. Zira bunun öncesinde, kimin ne giyebileceği çok defa kanunlarla bellidir. Osmanlı’da hangi meslek grubunun nasıl ve ne renk giyineceği; Avrupa’da soylular ile köylülerin kıyafetlerinin nasıl ayrılacağı gibi, giyim kuşamla ilgili her şey belli bir yasaya bağlıdır. Daha sonra bunlar yavaş yavaş yeni yasalarla yumuşar ve nihayet kurallarını modacıların koyduğu yeni yasalara dönüşür. Bu dönüşüm sancılı süreçleri de beraberinde getirmiştir ilk zamanlar. Bu minvalde mesela fes, Osmanlı’da Müslim ile gayrimüslimi aynı paydada eşitleyen bir hamle olmuştur. Sonra şapka inkılabı da benzeri tepkilere yol açar. Kitapta, bugün değişen şapka takmak anlayışına da değinen yazar, vaktiyle gavurluk alameti sayıldığı için dindarların takmayı reddettikleri şapkayı, bugün mütesettir üniversiteli kızların fakülteye girebilmek için kullandığına ve bu sebeple şapkanın bu kez de laiklerce eleştirildiğine dikkat çeker.

Tesettür Modası ve Tesettürün Değişen Anlamı

Fakat bir süre sonra sancının şiddeti azalır ve bir arada düşünülmesi çok zor kavramların bile yeni uyum süreçleri içerisine girdiği görülür. Bunlardan biri de şüphesiz moda ve tesettür kavramlarını bir araya getirmiş olan “tesettür modası” olgusudur.

Geleneksel hayat anlayışında, görülmemek düsturuyla tesettürlü olan kadın, modern-postmodern dünyada var olabilmek için “görül/nmek” zorunda kalınca, bu görünürlüğü yine tesettürüyle tahdit ederek daha ziyade “gören” olmak konumunu sürdürmüş müdür?  Tesettür defileleri ve modası, bu soruya verilen menfi cevaptır. Artık tesettürlü hanımların kıyafeti de “kamusal alanın yeni mübarekleri” tarafından estetik-zevk kategorisine göre puanlandırılır. Bu puanlamada başörtüsü bir aksesuara dönüşür yeri geldiğinde. Tesettür defilelerinde de keza bu örtü, şovun önemli bir parçası olur. Kimi zaman mütesettir hanımlar, moda ile aralarındaki büyük uyum dolayısıyla adeta bağışlanarak, büyük köşelerin modern sahiplerince: “Önemli markaların son moda elbiseleri var üzerlerinde, bizim gittiğimiz mekânlara gidiyorlar. Başörtüleri olmasa, aynı bizim gibiler…” diyerek, “bize benzeyen öteki” olarak vasıflandırılmakla taltif edilirler!

Resimleri Okuma Metodu

“Resimler” bölümünde daha ziyade uyum sürecindeki bu tür çarpıklıklara değinilir. Önceki bölümlerde daha çok kavram cihetleriyle ele alınan “görme-görülme-kimlik-moda” gibi konuların, hayatın içinde ve gazete- televizyon yayınlarında nasıl takip edilebileceği ve özellikle “tesettür modası”nın ne menem bir şey olabileceği/olmakta olduğu üzerine yazılmış yazılardan oluşan bölüm, bir “okuma metodu” verir gibidir adeta.  Eşleri mütesettir olan üst düzey devlet görevlileri üzerinden yapılan haberler ve yine bu mütesettir hanımların, modacılar nazarında sürekli görülen, yargılanan, kimi zaman “estetik zevki incittiği” iddia edilen halleri üzerine yapılan tespitler önemlidir. Denebilir ki, sırf bu bir arada tespitler ve okumalar için dahi Şov ve Mahrem incelenmelidir.

Son Söz: Duvar Yazısı

Geleneksel dünya ve modern-postmodern  dünya arasındaki hayat anlayışı farklarını, görme-görülme ve giyim-kuşam algıları üzerinden değerlendiren ve bunun en çarpıcı yansımalarını tesettüre bakış ve tesettürlü olma üzerinden gösteren Şov ve Mahrem’i okuduktan sonra, akla gelen cümlelerden-ihtarlardan biri de –sanırım yakın zamanda- Fatih Camii duvarına yazılmış şu yazı olabilir herhalde: “Başörtülü Bacım! Niçin örtündüğünü unutmuş gibisin!”

Şov ve Mahrem, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu

Ayşe Akdağ, “cüneyd nerede/ cüneyd ne oldu” diye sordu.

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2018, 17:55
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Yelkovan
İbrahim Yelkovan - 9 yıl Önce

Diğer kadın yazarlar bir yana
Fatma hanım bir yana.
Çok ayrı yeri. Allah razı olsun Fatma Hanım'dan ebeden.

selime ağaç
selime ağaç - 9 yıl Önce

kadın yazar değil yazar kadın olacaktı sanırım..
Fatma hanım kadın yazar ifadesini tasvip etmiyor çünkü..

Birgül Aslan
Birgül Aslan - 9 yıl Önce

Fatma barbarosoğlu'nun bütün Kitapları tekrar tekrar okunmalı diye düşünüyorum. Özellikle de Moda ve Zihniyet, İmaj ve Takva ve diğer bütün öykü kitapları.

banner19