banner17

Kamerası ve vicdanı kan revan!

Savaşın ortasında bir kameraman, kalbiyle görmeye başlar ve yazdıklarını şahit tutarsa… Mücahit Akagündüz 'Direnişçi'yi yazdı.

Kamerası ve vicdanı kan revan!

Kameraman Mücahit Akagündüz, Irak’ın dramını, trajedisini işgalin en acı günlerinde ve tam ortasında yaşadı. Yaşadıklarını yüreği kaldıramayınca, insan olarak doğru bildiği ‘taraf’tan, ‘mazlumun âh’ına yazdıklarıyla şahitlik etmek istedi. Direnişçi; şehadetin ve şahitliğin romanı…

Mücahit Akagündüz -Direnişçi
(+)

Mücahit Akagündüz 2004 yılında, Cihan Haber Ajansı’nın muhabiri olarak işgalin ilk zamanlarında gider Irak’a. Başta Bağdat olmak üzere Felluce, Kut, Omara, Necef ve Kufe’ye. Irak’ta yaşayanlar ona uzak insanlar değildir. Arapça’yı öğrenir hızla. Halkın arasında, onlardan birisi olur. İşte tam da bu yüzden yaşadıklarının acısı ikiye katlanır. Irak’ta yaşananlar bir savaş olmaktan çok ötedir. Bir işgali, zulmü en açık görüntüleriyle yaşarsınız Irak’ta. “Bağdat patlayan bombalardan ibaret değildir yalnızca, yanan arabalardan ve ağlayan kadınlardan… Onların hepsi ve daha ötesidir.” diyor yayıncı. “Benim çektiğim ve sizin izlediğiniz o can yakıcı görüntüler Bağdat'ı anlatmaya yetmez, bir anlasanız…” diyor Akagündüz.

İki yıl önce vehameti biraz anladım

Anlıyoruz ki anlamak çok zor Akagündüz, zira zulmün anlaşılası bir tarafı yoktur. İki yıl önce Irak’a gitme fırsatı buldum. Dört gün kaldığım Irak’tan tarifsiz acılarla ve hüzünle döndüm. Irak’ı gördükten sonra kendi yaşadıklarımıza şükür mü etmeliydim, utanmalı mıydım bilemedim. Uzun zaman bu ikilemin içinde kaldım. İnsan olmanın ne zaman ne kolay, ne zaman ne zor bir şey olduğunu kim söyleyebilir? Başkalarının yaşadıklarını yaşamamak ne kadar bizim iyiliğimizin işaretidir, ne kadar vakit verilmişliğimizin? Bu verilmiş lütfun değerince fiiliyat, ederince hayat kimin harcıdır? Benzeri sorular hiç silinmedi zihnimden.

Irak işgali
(+)

Irak’ta ilk karşılaşacağınız şey; sınır kontrolünü fazla zor olmadan atlatmanıza rağmen ondan sonrasında neredeyse her durakta bir kontrol noktasından geçmeniz olacaktır. Bazen bir şehirde, hatta şehrin içerisinde herhangi bir semt yolunda birkaç kez kontrolden geçebilirsiniz. Kimi mahalle içlerinde, giriş yolları büyük beton bariyerlerle kapatılmış kontrol noktaları vardı. Bunu en çok Kerkük’te gördüm ben. Kim bilir Bağdat’a gidebilseydik nasıl ağır kontrol noktaları görecektik? (Bağdat’a gidemedik, zira iki yıl önce bile çok tehlikeli olduğunu söylediler. Varın siz Akagündüz’ün orada bulunduğu 2004 yılında durumun vehametini hesap edin. Akagündüz Bağdat’ta Türk elçiliğine girebilmek için defalarca uğradıkları canlarından bezdiren kontrolleri anlatır. Bu, kendi elçiliğinize girerken böyle. Ya başka noktalarda?..)

Arabayla hızlı gitmezsen yaşam sansın çok az

2008 yılında ortalık epeyce yatışmıştı tabii. Özellikle Kuzey Irak; Erbil ve Süleymaniye çok sakindi. Süleymaniye’de neredeyse tamamen normale dönülmüştü. Sınır girişinde Zaho ve Duhok’ta daha bir telaş var. Yeni yerleşim alanları oluşturulmuş burada ve müthiş bir koşuşturmaca var. Pek para sıkıntısı çekiliyor gibi görünmüyor. Elektrik ve su ücretsiz. Yalnız elektrikler saat 12:00’den 05:00’e kadar kesiliyor. Irak’ta hemen dikkatinizi çeken bir başka husus arabaların lüks olması ve çok hızlı gitmeleri. Savaş sırasında buna alışmış Iraklılar. Hızlı gitmezseniz yaşam şansınız çok azmış çünkü.

Kerkük kalesi
Muzafferiye (Çöl) minaresi
(+)

Müthiş bir imar telaşı var. Yıkıntılar, yığınlar büyük ölçüde toparlanmış olsa da hâlâ izleri duruyor. Hele bir minare var ki, Irak’ın yaşadığı hüznü tek başına temsil ediyor: Muzafferiye olarak adlandırılan Çöl Minaresi. Erbil atabeyliğinin Türk hükümdarı Muzafferüddin Gökbörü (Mavi Kurt) tarafından yaptırılan cami tamamen yıkılmasına karşılık, bu minare boynu bükülmüş [kırılmış] olmasına karşın günümüze kadar gelebilmiş.

Danyal ve Üzeyir peygamberlerin mekânı Kerkük

Lakin Kerkük çok farklı. Kerkük’e gitmememiz konusunda uyarıldık ama hiç değilse orayı bari görelim dedik. Kerkük’e, kontrol noktalarında birkaç araç değiştirerek girebildik. İşgalin en yoğun etkilerine şahittik. Burada Saddam diktasının neleri barındırdığını da, ABD işgalinin gerçek yüzünü de görebilirdiniz. Ortalık toz duman. Hâlâ neredeyse her saat başı bir patlama duyulabiliyordu. Yüzlerce, belki daha fazla örgüt vardı ve icra-yı hal içindeydiler. Kimin eli kimin cebinde, kim neyin peşinde, kimin kuyruğu kime değiyor anlamak imkânsızdı. En beklemediğiniz yerde, en beklediğiniz iki tip sizi kaldırabilirdi; nereye götürüleceğinizi ve başınıza ne gelebileceğini, kurtulma koşulunuzun ne olacağını tahmin edebilmeniz imkânsız olarak.

Danyal ve Üzeyir peygamberlerin kabri
(+)

Danyal ve Üzeyir peygamberlerin mekânı (Kerkük Kalesi içinde ikisinin de türbesi var. Osmanlı beratıyla hâlâ türbedar ailesi devam ediyor.) Kerkük kan ağlıyor adeta. Toz, toprak yığınları içerisinde, çöplük kuyusu haline gelmiş sokakları; delik deşik binaları; işgalin bile yıpratamadığı kale gibi devasa kalın duvarları olan kurşun kalburuna dönmüş Saddam cezaevleri, yıkıntı haline gelmiş ve yağmalanmış kalesiyle Kerkük, varlığının altında ezilmeniz için yeter bir manzara sunuyor. Bu acıya ve hüzne bu haliyle bile dayanmak imkânsız.

Kamera arkasında sızlayan vicdan

Kan, kemik, parçalanmış vücutlar, feryat figan eden insanlar ve çocuklar, yıkılan binalar, yanan evler, patlayan bombalar, nereden geldiğinizi anlayamadığınız kurşunlarına hedef olduğunuz keskin nişancılar, ne yapacağına emin olmadığınız korkmuş işgalci askerleri, her türlü alavereye açık hale gelmiş âdemoğlu, akrabandan bile şüphelendiğin tekinsiz ortam vd. vd. Bütün bunların ortasında kalbiyle bakmaya başlayan bir gazeteci, acıya ve zulme karşı mazlumun yanında taraf olan bir gazeteci ne yazar, ne söyler? İşte o kameraman Mücahit Akgündüz Direnişçi’de bize bunları anlatıyor.Irak işgali

Bir gün en çaresiz bir anında bir Bağdatlı geliyor ve “Üzülme kardeş, hepsi geçecek güzel günler göreceğiz.” diyor. Bir başka gün kan ve cesetler arasında ne yana koşacağını, ne yapacağını şaşırdığın bir anda, bir aksakallı pir-i fani; Iraklı bilge bir dede omzunu sıvazlayıp: “Burada dökülen gözyaşları, akan kanlar, çekilen ahlar, Amerika’nın sonunu hazırlıyor. Söyle ona, hiç üzülmesin, Allah her şeyi gören ve gözetendir.” diyor.

Felluce’de Cuma namazı kılınıyor. Şii müslümanlar büyük bir coşkuyla hazırlanmışlar. Tüm gün Cuma bayramı sürüyor. Cemaatin üzerine sürekli gülsuyundan serin su sıkılıyor. Savaşın ortasında yaşanması masal gibi muhteşem bir manzara. Bu arada tam hutbe sırasında yukarıda helikopterler beliriyor. Aşağıda işgalci ABD askerleri bir ‘hummer’la cemaati yararak ilerliyor. Yanda giden askerler ellerindeki silahları habire cemaate sallayıp duruyor. İmam canhıraş bir biçimde herkesi sükûnete çağırıyor. Bir tek insan, aralarından bir teki askere bir dokunsa helikopterler bütün alanı kurşun yağmuruna tutacak; tam bir katliam olacak. Yüreğiniz ağzınızda dua ederek bekliyorsunuz.

Çocukları görüyorsunuz. Ellerinde tahta silahlar savaşçılık oynuyorlar. Öteden birkaç çocuk, oyun maksadıyla omuzlarında patlamamış bir havan topu taşıyorlar. Biraz ötede bir genç bir akünün başında ellerinde teller yolu kontrol ediyor. Gelecek tankı havaya uçuracak. Gördükleri zulme karşı şehadet için son lokmalarını alan ve adeta koşarak çarpışmaya giden direnişçi gençler. Kopan kendi bacağına bakmadan vücudu ağır yaralar almış oğlunu yatıştırmaya çalışan bir baba. Üzeri kanlı parmak izleriyle yerde duran bir biberon…

Mücahit AkagündüzTaraf olmak için yazdım

Daha binlerce benzer manzara. Kocaman bedeniyle, kocaman kalbi bunlara dayanamaz Akagündüz’ün. Ağlamadığı, vicdanının paramparça olmadığı hiçbir durum yoktur. Elinden ne gelir Mücahit Akagündüz’ün? Yapabileceği hiçbir şey yoktur. ”Taraf olurum” der sonunda, “Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca gibi taraf olurum.” Ve böylece ortaya çıkar Direnişçi: Irak Savaşının Ortasında

Mücahit Akagündüz, Direnişçi: Irak Savaşının Ortasında, Kaynak Kitaplığı, Temmuz 2010, 172 sayfa.

 

Yulun Eke hem Irak izlenimlerini aktardı hem de kitabı haber verdi

yuluneke(at)gmail.com

Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2016, 12:05
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
cihan
cihan - 8 yıl Önce

kameramanı cesaretinden dolayı tebrik ederim.gelecek nesiller için kaynak bir eser lacaktır zannımca. sizinde böyle haberlere ve cesur kameamanlara yer verdiğiniz için gazetecilere de teşekkür ederim

Mrt
Mrt - 8 yıl Önce

Mükemmel bir kitap, Yulun Eke'de çok güzel yaşmış ellerinize sağlık..

serdar
serdar - 8 yıl Önce

son zamanlarda bu tür yazı ve kitaplar arttı. ben gözümü "tunku hasan di tiro"nun "bitmemiş savaş günlükleri" adlı kitabında açmıştım. hayırlı olsun

haticealgın
haticealgın - 8 yıl Önce

[...kan ve cesetler arasında ne yana koşacağını, ne yapacağını şaşırdığın bir anda, bir aksakallı pir-i fani; Iraklı bilge bir dede omzunu sıvazlayıp: “Burada dökülen gözyaşları, akan kanlar, çekilen ahlar, Amerika’nın sonunu hazırlıyor. Söyle ona, hiç üzülmesin, Allah her şeyi gören ve gözetendir.” diyor.]

banner8

banner19

banner20