Kalp ve kültür inkılâbı

17. asırda yaşamış Yemenli âlim ve sufi Abdullah bin Alevî el-Haddad, “Allah Yolunda Adım Adım” adlı eserinde bizleri peygamberlerin zorlu yoluna davet ediyor. Mustafa Körkün Tarhanacı yazdı.

Kalp ve kültür inkılâbı

Abdullah bin Alevî el-Haddad Yemen’in Hadramut bölgesinin Terîm kasabasında 1634 yılında doğdu. Dört yaşında yakalandığı çiçek hastalığı sebebiyle gözlerini kaybettiği halde öğrenimine devam edip küçük yaşta hafız olmuş, fıkıh eğitimi almış, ilim için seyahatler yapmış, 36 yaşında hacı olmuştur. Pek çok talebeye ilmi ve tasavvufi eğitimler vermiş, Terîm ve çevresinde mescidler ve hayır kurumları yaptırmıştır. Kerametinden bahsedilmesinden hoşlanmazdı, yaşadığı dönemde hakkında yazılan bir kitaptan bu tip rivayetleri çıkarttığı biliniyor. Abdullah b. Alevi el-Haddad’ın 18 eseri var. Bunların beşi Türkçeye tercüme edilmiş.    

Yakîn

“Mânevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir tâun felâketi, gittikçe yeryüzüne dağılıyor.” diyordu Said Nursi Hazretleri. Dünya yine büyük bir mânevî buhran geçiriyor, korona ne ki! Hangi buhran daha şiddetli, virüslü olan mı, ruhanî olan mı, ancak mahşerde anlarız!    

El-Haddad’ın “Allah Yolunda Adım Adım” adlı eseri okumak için değil, yaşamak için. Dönüp dönüp şunu nasıl yapacaktım, şurada nereye dikkat edecektim diyeceğimiz; çocuklara, gençlere mutlaka okutacağımız; seyr-i sülûkta ara sıra göz gezdirip tekrar edeceğimiz bir kitap.

Said Nursi “yakin imanı elde eden kainata meydan okuyabilir” demişti, El-Haddad da yakin imanı muhteşem ve sarsılmaz bir dağa benzetiyor. Onun yer ettiği kalbe şüpheler tesir etmez, şeytan yaklaşmaz, vehimlerden söz dahi edilemez. Yakîn iman olmadan amelin güzelleşmesi, tefekkürün derinleşmesi, davetin güç kazanması, cihadın artması, medeniyetin her alanda tekrar canlanması mümkün görünmüyor. Her hedef çok çalışmak ve nefisle mücadele istiyor, her amel kalpte başlıyor. El-Haddad da kitaba yakînin kuvvetlendirilmesi ile başlıyor.     

Vakit az, ömür hızlı akıyor. Modern insanın kısa, öz, küçük hacimli reçetelere ihtiyacı var. Müellif sıdk, ihlas ve içten gelen bir arzu ile sırat-ı müstakime girmek isteyen müminlere 190 sayfada ve 32 bölümde, doğru yolu bulmak için gerekli en temel yöntemleri öğretiyor. Bu içten gelen arzu çok mühim. Bu yakıt olmadan kimseyi hak dava için uzun yol yürümeye ikna edemeyiz. Aslında bu arzu ve yöneliş ateşinin kalplerde tutuşması için uğraş veriyoruz öncelikle.

Kadim yöntemlerin yeni telifleri

Eserin bölüm başlıklarından örnekler şöyle: Adabına Riayet Ederek Kur’an Okumaya Devam Etmek, Her Gün Dini Bilgilerini Artırmaya Devam Etmek, Gündüz ve Gece Belirli Saatlerde Zikir Vazifesine Muntazam Devam Etmek, Tefekkürün Zarureti, Cemaata ve Cuma’ya Devam Etmek, Haramlardan Sakınmak, Zühd, Tevekkül, Allah Sevgisi…  

Şüphesiz Hakk’a yaklaşmanın yöntemleri Kur’an’dan ve sünnetten çıkmaktadır fakat yazan El-Haddad gibi muhakkik, ilmiyle amil âlim bir zat ise aynı yöntemlerin farklı anlatımı cezbeder, yeni durum ve ihtiyaçlara hitab eder. İnsanı değişik bir açıdan etkiler, ondan farklı tecrübeleri, hikmetli ve gönle hoş gelen sözleri duyarsınız. Mesela “yakînin kuvvetlenmesi için insanın inandığına göre yaşaması ve bu konuda bütün gücünü harcaması lazım” diyor El-Haddad. Bu tarifi belki okuyucu ilk defa El-Haddad’da duyup etkilenecek, o an itibariyle var gücüyle hayata dair her cephede Hakk’a adanacaktır. Buna benzer nice veciz ifadelerle okuyucunun ilk defa bu eserde karşılaşma ihtimali var. Belki murakabenin sarih izahatlarını görünce hayatında ilk defa pratik olarak murakabeye kalkışacaktır. En kadim meseleleri bazen en oturaklı şekilde yeni telif edilen bir eserde anlarız. Seleften bazılarının günlük bin rekat virdi (namaz, Kur’an, ilim, zikir, tefekkür vb) olduğunu duyunca “Allah’a neden yaklaşamıyorum?” sorusunun cevabına dair zihnimizde bir ışık yanabilir. “Ahireti kazanmayı düşünen bir kimsenin gece namazına kalkmayışı çok çirkin bir şeydir.” der mesela müellif ve bir gece namazını anlatışı vardır ki hayran kalır, kalben etkilenir ve yönelirsiniz.       

Tam burada şu nadide ifadeleri el-Haddad’dan alıntılamadan edemeyeceğim: “Adabına riayet ederek zikreden kimsenin duyacağı zevkin en az derecesi, onun yanında akla gelebilecek bütün dünya lezzetlerinin geride bırakmasıdır. Zikrin neticelerinin en üstünü ise zikrolunanun aşkıyla O’ndan başka herşeyden ve kendinden fani olmaktır. Kim yalnız bir odaya çekilir, kıbleye döner, azaları sakin bir halde, başını önüne eğmiş vaziyette Allah’ın huzurunda duran bir kalb ile ve son derece edeble oturur zikrederse kalbinde zikrin tesirini açıkça görür.”

İslam’ın iktidarı   

“Namazı Adabına Göre Kılmak” adlı 16. bölümünü bitirince tanıtım yazımın başlığı göründü: Kalp ve Kültür İnkılâbı. Söz konusu bölümün ilk cümlesi ezan okunmadan abdestimi almış olarak mescidde namaza hazır olmamı, dinin farzları kadar sünnetlerine de riayet etmemi tavsiye ediyor. Büyükler dinin sünnetlerinde de gevşeklik göstermez, Hz. Peygamber (sas) gibi yaşamak için ellerinden geleni yaparlardı. Birtakım tartışmaları uzmanlarına bırakıp sünnetin kalplerimize hayat vermesi ve medeniyetimizi canlandırması için çalışmamız gerekiyor. Eskilerin dini yaşamı Allah ve Peygamber sevgisi üzerine kurulmuştu. Sünnet tüm İslam dünyasında ve Osmanlı’da gönüllere taht kurup bir kültür oluşturmuştu. Bozulma ve çöküş dönemi sonrası bize kalan tek miras tarihi eserler ve tarihi tartışmalar olmamalıydı.

El-Haddad daha sonra namazımda huşû sahibi olmamı tavsiye ediyor ve Hasan Basri’nin (ra) şu sözlerini hatırlatıyor: “Kalbin hazır bulmadığı namaz cezaya daha çabuk ulaşır.” Kalbimin namazıma hükmetmesi gerekiyor. Namazıma kalbî bir kalite kazandırmalıyım. Abdestime, tilavetime ve tadil-i erkanıma, Allah’a duyduğum sevgi, korku ve saygının eşlik etmesi gerekiyor. Nefsimi de bedenim kadar temizlemem lazım. Bu sayede iman nuru mekâna yerleşip kalbimi parlattıkça namazım da bembeyaz bir nur gibi yükselip duacım olacak.

Dinin direği ile ilgili 3 sayfalık bu bölümdeki nasihatler İslam’ın iktidarı için inkılâbın önce kalpte ve kültürde olması gerektiğini hatırlatıyor. Kalpteki huşû ilk kaybedilen ilim. Sünnet-i seniyye hayatın içinde, tam orta yerinde olması gereken iki büyük emanetten ikincisi. Çift yönlü yollar gibi, kalbi güçlendirmek için sünnet, sünneti kaim kılmak için kalb-i selim. İşte böyle, kalpte ve kültürde din iktidar olduğunda İslam medeniyeti yeniden canlanacak.

 

Peygamberlerin yolu           

El-Haddad kitabında Kur’an, tefsir ve hadis okumaları yanında İmam Gazali’nin kitaplarını tavsiye ediyor, Muhyiddin İbn Arabî’nin çoğu kitabının herkesin anlayamayacağı bilgilerle dolu olduğu uyarısında bulunuyor. Arabî ve benzerlerinin kitaplarına dalmaktan sakındırıyor, hatta ehliyetsiz kişilerin o şeritte küfre kadar varabileceğini hatırlatıyor. Peygamberden sonra çıkmış ve karışık olan görüşlere kapılmaktan sakındırıyor.         

Kitabın özü özeti şöyle: Kur’an ve sünnet kaynaklı virdlere sarıl, günahlarla savaş, ahlakını düzelt, vaktini Allah’a ayır, bir an evvel marifete ve muhabbete kavuşmak için elinden geleni ardına koyma, Allah için yaptığın hiçbir şeyi tam ve yeterli görme, bu yolla kalbini arındır, sonra elde ettiğin nuru korumak için koş, Allah Yolunda Adım Adım ilerle ve İslam’ın emrettiği her alanda imkanları zorlayarak son nefese kadar cihada devam et. İşte peygamberlerin yolu...  

Mustafa Körkün Tarhanacı

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 16:51
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zeki Can
Zeki Can - 5 ay Önce

Gayet açık ve sade bir tahlil olmuş. Elinize sağlık.

Tamer Akin
Tamer Akin - 4 hafta Önce

Kitap hakkında paylaşımız çok sade ve kalbe dokunacak kadar samimi...Ayrıca kitaba sahip olmayı teşfik edecek kadar etkili .gönlünüze sağlık

banner19

banner13

banner26