Kahramanlarının en doğal halleri sahtelikleri!

Kişi(ler), olay, çevre, zaman, fikir, dil ve anlatım öğeleri Sevinç Çokum’un ‘çok katmanlı” anlatım üslubu ile bir araya gelmiş ve “Çok Yapraklı İlişkiler” doğmuş.

Kahramanlarının en doğal halleri sahtelikleri!

Çok Yapraklı İlişkiler bir roman. Yani “aman sonunu söyleme, daha okumadım” diyeceğimiz türden bir eser. Ancak yine de merkezine olayı almış bir kitap değil. Gerçi sonunu da söylemeye niyetim yok zaten. Olay/konu, -bence- anlatılmak istenen suni insan tipleri için özel olarak kurgulanmış. Bu sebeple eseri okurken bile sonunu merak etmiyorsunuz. Okuduğunuz her sayfa hem baş, hem son sayfa olabilir. Kişi(ler), olay, çevre, zaman, fikir, dil ve anlatım öğeleri Sevinç Çokum’un ‘çok katmanlı” anlatım üslubu ile bir araya gelmiş ve Çok Yapraklı İlişkiler doğmuş.

Biz ortaokuldayken ev ekonomisi dersi vardı. Bu derste bazı dikiş teknikleri öğrenir; yılsonu sınavında da elimize verilen 50x50 ebadındaki kumaş üzerinde tüm öğrendiklerimizi sergilerdik. Kapı Yayınları’ndan çıkan Çok Yapraklı İlişkiler de Sevinç Çokum’un yazım ustalığının sergilendiği bir kitap. Şahsen ben okurken konudan ziyade yazarın kendine has benzetmelerinin, söz sanatının tesirinde kaldım diyebilirim.

İki kişi arasındaki bir iş görüşmesini anlatırken bile otuz sene evvelinin İstanbul’una değinebilen, araya yemek tarifi sokabilen, ortamın fizikî özelliklerini, hava şartlarını, takım elbisenin yakasındaki el dikişlerini, hatta sipariş alan garsonun kol saatini bile tarif edebilen bir yazardan bahsediyoruz.

Doğaya dönüşü umursayan falan yok

Sevinç Çokum, anlatmak istediği konu için Yeni İnsan Araştırma Merkezi diye bir merkez kurgulamış. Merkezin amacı; “güya”… Belli karakterler için neredeyse tüm hedefler; “güya”…

Adeta onların en doğal halleri sahtelikleri! Egonun krallığında, kariyer ve para uğruna “in” olan uğraşlarla tatmin olmaya çalışan bir sürü sahte ve tek tip insan… Yeni İnsan Araştırma Merkezi bunların nicelerini yetiştirmek için kurulmuş. Eserde, masum görünümlü, içi başka dışı başka, göstermelik etkinliklerle zamanını harcayan bu insanların hayatı anlatılıyor. Bürokrasi ve siyasetin nelere kadir olduğunu, paranın ilahlaşmış halini okuyorsunuz. Mesela Yamaç’ın ailesinin, yoksulluk günlerinde evlerinde balık piştiği zamanki halleri ile parayı bulduktan sonra balık pişen günleri arasındaki farkın anlatıldığı kısmı özetleyen kısacık cümle, içinde ne çok manayı barındırıyor: “Bolluğun sildiği nice sevinçlerden biri”…

Yazarın, kitaptaki kahramanlara ve mekânlara verdiği isimlere dikkat ettiğinizde, her biri üzerinde uzun uzun düşündüğünü ve ondan sonra bu manidar isimleri verdiğini fark ediyorsunuz. En başta merkezin ismi “Yeni İnsan Araştırma Merkezi”, sonra merkezde çok özel görüşmelerin yapıldığı ve aslında masumiyetini yitirmiş hediyelerin teklif edildiği, iş bitirilen oda “sırça köşk” ve başlatılmak istenen hareket; Doğaya Dönüş Hareketi (DDH) ki aslında doğaya dönüşü umursayan falan yok.

Karakterlerin isimleri de aynen böyle manidar. Yamaç Yener; İnsan Bilimleri Fakültesi Bilinç Çağı İnsan Grafiklerinden mezun ve doçentliğe hazırlanıyor. Sistemin öğütücü dişlileri arasında kendini sorgulama erdemini şimdilik kaybetmemiş bir genç insan.Sevinç Çokum, Çok Yapraklı İlişkiler

Başkan Bey, namı diğer Matkap… Çocukken dayısının marangoz çırağı, aynı zamanda bir matematik dehası… Bugün Başkan Bey! “Para için her şey mübah”çı!

Yamaç Bey’in, ismi dünya çapında duyulmuş olan eniştesi Profesör Koza Bey ki, o kitabın gerçek bilge kişisi!

Koza Bey’in eşi Gülümser Hala ve huzur anlarının mekanı Bağ Evi.

Mimar Şelale, Yamaç’ın ideallerini süsleyen, erişilmesi zor özel biri… Elbette bu özellikleri ile uyumlu olarak Koza Bey’in kıymetli bir talebesi.

Sonra Hare var. O bir dişi, fizikî bir gereklilik… Beyza Hanım var, Yamaç’ın annesi. Evvelini unutturacak bir süratle konfora ve bolluğa gark olmuş biri.

Bizimle birlikte yaşıyor onlar

Çok Yapraklı İlişkiler bunların dışında daha pek çok karakter barındırıyor. Hepsi isim almış birer nefsanî vasıf aslında… Aralarında Koza Bey ve Şelale olumlu birer karakter olarak göze çapıyor. Koza Bey yazdığı mektuplarla kitaba bilgelik katarken; Şelale de “güya” insanlık yararına yapılan deneylerde kullanılan fareler için bile gözyaşı dökebilen biri olarak eserde yerlerini alıyorlar.

Kitabı okurken her karakterde kendimizden az ya da çok bazı özellikler buluyoruz. Zira kurgu adı altında bile olsa her biri son derece gerçek. Sağımızda solumuzda, hatta kendi bedenimizde bizimle birlikte yaşıyor onlar. Bu karakterlerin başrolünü üstelendiği sistem de, bir boyutuyla içinde yaşadığımız sitemden başkası değil.

Netice itibarı ile insanlar farklı hayatlar sürebiliyorlar; bazı hayatlar içi dolu, bazıları içi boş gelip öyle de geçiyor. Olaylar ve kişiler karşısında “duruma göre” eğilen bükülenler, köprüyü geçene kadar’cılar, gelen ağam giden paşam’cılar, nefis yiyecekler ile midesini doldurmak, marka ürünler kullanmak, rezidanslarda oturmak, son model arabalar kullanmak için masumane faaliyetler üretenler…

Bir de Koza Bey, Gülümser Hanım ve Şelale misali dünyanın merkezine insanlara faydalı olmayı oturtanlar…

Sayfalar çevrilip hadise ilerledikçe bunca karakter içinden birinin, üzerinizdeki elbise ile ne kadar benzeştiğini hayretle fark ediyorsunuz. O andan sonra kitabın kahramanlarından biri oluyor; kendi çok yapraklı kişiliğinizi okumaya başlıyorsunuz. Bu da nefsinizi mahkeme salonuna taşıma vesilesi oluyor sizin için. Teşekkürler Sevinç Çokum.

Zeynep İnan yazdı

Yayın Tarihi: 16 Mayıs 2013 Perşembe 16:57 Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 18:17
banner25
YORUM EKLE

banner26