Kafası değişiklerin artık bir atlası var!

Zeynep Sevde ve Dr. Fatih Dikmen’in birlikte kaleme aldıkları “Kafası Değişikler Atlası”, milattan önceki yıllardan günümüze, birçok farklı alanda eserleriyle, icatlarıyla, mücadeleleriyle ve kuramlarıyla iz bırakan isimleri mercek altına alıyor.

Kafası değişiklerin artık bir atlası var!

Farklı çağlardan, farklı coğrafyalardan ve farklı koşullardan birçok isim, “değişik” kafalarıyla bu kitapta bir kez daha keşfediliyor. “Kafası Değişikler Atlası”, sıradan bir atlas değil. Çağlar aşarak, eserleri, icatları, hatta fikirleriyle günümüze ulaşan dâhilerin bir haritasını çıkarıyor. Platon’dan Matrakçı Nasuh’a, Freud’dan Bîrûnî’ye birbirinden farklı onlarca ismi, aynı kategori altında birleştiriyor: Kafası çatlaklar.

Milattan önce yaşayan Konfüçyüs, Herodot, Platon, Aristo ve Arşimet fikirleri ve buluşlarıyla hem kendi nesillerini hem de günümüzü etkiledi.

M.Ö 551’de Çin’de dünyaya gelen Konfüçyüs hayatını insan yetiştirmeye adadı. Bir okul kurdu ve ölene kadar burada öğrenci yetiştirdi. Konfüçyüs, Çin tarihindeki ilk serbest öğretmendir. Öğretileri ve şiirleri hem Çin edebiyatını hem de Çin’in manevi yaşantısını asırlarca etkiledi. Günümüzde Konfüçyüsçülük halen manevi, dini ve ahlaki akım olarak devam ediyor.

M.Ö. 484’te bugünkü Türkiye sınırlarındaki Bodrum civarında doğan Herodot, dünyaca ünlü bir gezgindi. Gördüğü yerleri bir seyahatname ile tarih kitabına dönüştürdü. Herodot tarihi olarak bilinen kitaplarıyla günümüzde tarihin babası olarak anılmaktadır.

Sokrates’in öğrencisi olan Platon, Atina’da batı dünyasındaki ilk yüksek öğretim kurumu olan Akademi’yi kurdu. Bu Akademi aynı zamanda, şimdiki modern üniversitelerin de atası olarak kabul ediliyordu. Platon, dünyanın bir küre biçiminde olduğunu söyleyen ilk kişilerdendi.

Platon’un Akademi’sinde 20 yıl öğrencisi olan Aristo, Atina’da Akademi’ye rakip olacak Likeyon’u kurdu. Bu okulun ismi aslında Lyceios’tan gelmektedir ve günümüzdeki lise kelimesi bu sözcükten türemiştir. Aristo ilk dönem Müslüman bilim insanları tarafından ilk öğretmen olarak da anılır. 

M.Ö 287’de İtalya’da doğan Arşimet, suyun kaldırma kuvvetini keşfetti; makara, kaldıraç gibi araçları kullanan makineler icat etti.

Milattan sonra 900’lü yıllara kadar yaşayan Hypatia, Cabir bin Hayyan, Ziryâb, Fatıma el-Fihri, Dîneverî, Râzî ve Fârâbî o günlerden günümüze tarihi değiştiren isimler arasında yer aldılar.

350 yılında İskenderiye’de doğan Hypatia bilime yaptığı katkılarla dönemine ışık oldu. İskenderiye kütüphanesindeki Platon okulunda matematik ve felsefe dersleri vermeye başlayan dâhi, genç yaşta uğradığı suikasta kurban gitti.

Batı dünyasında modern kimyanın kurucusu olarak tanınan Cabir bin Hayyan deneysel teknikleri kimya alanında ilk kez kullanan bilim insanıdır.

Dünyaya damgasını müzikteki başarısıyla vuran Ziryâb, yemek masalarında örtü kullanmak, üç öğün yemek yemek, yemeğe çorbayla başlamak, yemekleri ayrı tabaklarda servis etmek, içecekleri ağır metal kadehler yerine kristal ve cam kaplarda sunmak gibi görgü kurallarının yaratıcısıdır. Avrupa’nın ilk konservatuarını da Endülüs’e o kurdu.

800 yılında Tunus’ta doğan, zengin ve iyi bir eğitim almış olan Fatıma el-Fihri, parası olmayan insanların da iyi eğitim alabilme hakları olduğunu düşünüyordu. Dünyanın en eski üniversitelerinden biri olarak da anılan Karaviyyin Üniversitesi ve Camii’nin kuruluşu işte bu harika fikir sayesinde ortaya çıktı. Müslümanların yanı sıra Yahudi ve Hıristiyan gençlerin de eğitim aldığı bu üniversite ‘0’ rakamının Avrupa’ya götürüldüğü yerdir.

Bitkiler üzerine yaptığı araştırmalarla adını botanik tarihine altın harflerle yazdıran Dîneverî, aynı zamanda botanik tarihinin en önemli kaynaklarından biri olan Kitâbü’n-Nebât’ı kaleme almıştır.

Dünyanın ilk çocuk doktoru olan Râzî, kimya çalışmaları sırasında gözleri zarar görünce kendi kendini iyileştirmek için, tıbba merak saldı ve tıp onun hayatında bir dönüm noktası oldu. İlk kez böbrek taşı hastalığını teşhis etti, çiçek hastalığının kızamıktan farklı olduğunu söyledi. Cerrahiye önem veren ilk doktor olan Râzî, yaraların tedavisinde alkolü kullanan ilk kişidir.

872 yılında Kazakistan’da doğan Fârâbî, tasavvuf, ahlak, sosyoloji, musiki, fizik, kimya, matematik ve astronomi ile ilgilendi, 100’den fazla kitap yazdı. Onun bilime en büyük katkısı felsefe alanında olmuştur. Aristo felsefesini, Müslüman bilim insanlarına aktaran kişi olarak kişi olarak bilinir.

Zehrâvî, İbnü’l-Heysem, Bîrûnî, İbn-i Sînâ ve Lubna icat ettikleri şeylerle kitlelerin hayatlarını değiştirdiler.

Zehrâvî, pek çok hastalığı ilk defa tanımlayan doktor olmuştur. Onun icat ettiği cerrahi alet ve ameliyat yöntemleri günümüzde hâlâ kullanılmaktadır. Ayrıca üç yüzden fazla hastalığın belirti ve tedavi yöntemlerini yazdı.

965’te bugünkü Irak’ta doğan İbnü’l-Heysem, Dünya merkezli bir kâinat sisteminin olamayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini belirtti. Bizlerin içinde olduğu Güneş sistemini ilk kez dile getirdi. İlk İslâm filozofu olan İbnü’l-Heysem, aldığı idam cezasından deli numarası yaparak kurtulmasıyla hafızalara kazındı.

973’de Özbekistan’da doğan Bîrûnî, henüz 17 yaşında gök cisimleriyle ilgili çıplak gözle yaptığı incelemelerini not almaya başladı. Newton’dan 700 sene önce yerçekimi gücünü, Galileo’dan 600 sene önce de dünyanın döndüğü fikrini savundu. Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü söyleyen ilk bilginlerdendir. Çalışmaları öyle etkileyiciydi ki, günümüzde onun yaşadığı döneme Bîrûnî Çağı adı verilir.

10 yaşında Kur’ân’ı ezberleyip hafız olan 980 doğumlu İbn-i Sînâ, 16 yaşında tıp eğitimi almaya başladı. 18 yaşında saray hekimi oldu. Tıpla ilgili yazdığı ve ders kitabı olarak okutulan 40 kadar kitapla modern tıbbın babası olarak da anılır.

Tarihte iz bırakan isimlerden biri de, hayatına köle olarak başlayan Lubna’dır. O, çalışkanlığı ve zekâsı sayesinde zamanının en önemli bilginlerinden biri haline geldi. Çok geçmeden kölelikten kurtulup özgür bir kadın oldu. Öklid ve Arşimet başta olmak üzere büyük matematikçilerin kitaplarını Arapçaya çevirdi.

İbn Tufeyl, Cezerî, İbn Nefis, Battuta, İbn Haldun, Leonarda Da Vinci ve Matrakçı Nasuh, çeşitli alanlardaki öncülükleriyle ölümsüzleştiler.

Filozof, yazar, hekim ve hukukçu İbn Tufeyl, Hayy bin Yakzan olarak bilinen hikâye kitabıyla hem ilk Arap romanının hem de ilk felsefi romanın yazarı oldu.

1136’da Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğan Cezerî, mühendislikteki başarıları nedeniyle Artuklu Beyliği’nin başmühendisi oldu. Onu devrin diğer mucitlerinden ayıran en önemli fark, çalışabilen otomatik makineler yapmış olmasıdır. Böylece modern robot teknolojisinin ilk örneklerini yaklaşık 850 yıl önce ortaya koydu. Diyarbakır Ulu Camii’deki güneş saati de Cezerî tarafından yapılmıştır.

1213’de bugünkü Suriye sınırlarında doğan İbn Nefis, dolaşım sistemiyle ilgili keşifleri sebebiyle ortaçağın en büyük fizyoloğu ünvanını kazanmıştır. Ayrıca küçük kan dolaşımını en doğru şekilde keşfetmiştir. 300 ciltten oluşan Kitâb’eş-Şamil isimli bir tıp kitabı yazmıştır.

1326’da henüz 22 yaşındayken hacca gitmek üzere yollara düşen ve hac sonrasında da dünyanın yarısını gezen Battuta, bu seyahatinin sonunda 1000 sayfadan fazla tutan büyük seyahatnamesini yazdı. Böylece kendi yaşadığı şehirden başka hiçbir yeri bilmeyen insanlara dünyaları verdi.

Hayatı boyunca birçok ülkede çalıştığı için farklı kültürleri çok iyi bilen İbn Haldun, sosyolojinin babası olarak anılır. Onun böyle anılmasının sebebi, toplumlar ve devletler hakkındaki gözlemlerini bilimsel bilgiler ışığında yazdığı, yedi ciltlik “Kitâbu’l-İber” ve “Mukaddime” isimli eserleri oldu.

1452’de İtalya’da dünyaya gelen Leonarda Da Vinci, yaptığı birbirinden değerli tablolarının yanı sıra birçok savaş makinesi, paraşüt, planör ve helikopter modelleri tasarladı. Milan hükümdarı onu yanına aldı. 67 yaşında ölene dek hem savaş makineleri tasarımı konusunda hem de çeşitli resimlerin yapımı konusunda otorite oldu. İcatlarının ve notlarının çalınmasını engellemek için, tuttuğu 3 bin sayfalık notun hepsini tersten yazan ve böylece notları sadece ayna tutulduğunda okunabilen Da Vinci’nin en meşhur resimleri Mona Lisa ve Son Akşam Yemeği isimli tablolarıdır.

Adını tarihe yazdıran dehalardan Matrakçı Nasuh’un gençlik yılları Osmanlı’nın en parlak dönemi içinde geçti. Matrak oyunundaki ustalığı nedeniyle kendisine “Matrakçı” lakabı verildi. Hazırladığı çarpım cetvelleri sonraları pek çok matematikçiye ilham kaynağı oldu. Kendine has bir şekilde resmettiği minyatürler ile çok orijinal eserler ortaya koydu. Özellikle harita gibi resmettiği minyatürlerde mekânı tepeden değil, sanki karşıdan görünüyormuş gibi çizdi.

Galileo, Shakespeare, Descartes, Pascal, Leeuwenhoek ve Newton da dünyayı değiştiren dâhiler arasında yerini alıyor.

Dünyayı yerinden oynatan dahi Galileo, kendi geliştirdiği teleskopla gök cisimlerini incelemeye başladı. Jüpiter’in uydularını keşfetti. Herkesin zannettiğinin aksine dünyanın kâinatın merkezinde olmadığını iddia etti.

Dünyanın en büyük oyun yazarlarından biri olan Shakespeare, yazdığı şiir ve senaryolarla günümüzde İngiliz Edebiyatı denilince akla gelen ilk isimlerden biridir. Yaşamı boyunca 37 oyun ve birçok şiir yazdı. İngilizceye üç bin yeni kelime kazandırdı. İngiltere’de İncil’den sonra en çok okunan eserlerin sahibi olarak bilinir.

1596 yılında doğan filozof, matematikçi ve yazar Descartes, modern felsefenin babası olarak bilinir. Matematik alanında da önemli eserler ortaya koymuştur. Bunlardan en önemlisi Kartezyen koordinat sistemidir. Bu, matematikte geometri ve cebiri buluşturan önemli bir buluştur. “Düşünüyorum, öyleyse varım!” cümlesi ona aittir.

1623’te dünyaya gelen Pascal, henüz 12 yaşındayken kendi kendine geometri problemleri çözmeye başladı. Henüz 16 yaşındayken matematikle ilgili yeni teoremleri yayımlamaya başladı. 19’unda babasının işlerine yardımcı olabilecek bir hesap makinesi icat etti. Matematikteki meşhur pascal üçgeni ve fizikteki basınç birimi olan Pascal birimi onun bilime olan en önemli katkılarıdır.

1632’de Hollanda’da doğan Leeuwenhoek, para kazanmak için ticaretle uğraşmak zorundaydı. Amcasının yardımıyla kendine bir manifaturacıda iş bulmuş ve kumaş uzmanı olmuştu. Kumaşların kalitesini veya kumaştaki iplik dizilimlerini görmek için yeni bir mikroskop icat ederek, daha detaylı incelemeler yapmaya başladı. Sadece ilkokula gidebilen Leeuwenhoek, Hollanda’nın Louvain Üniversitesi tarafından altın madalyayla ödüllendirildi.

Başına elma düşen dâhi olarak bilinen Newton, matematik bilgisiyle yüksek matematiğin öncüsü oldu. Bir gün bir elma ağacının altında otururken yere düşen elmaları gördü. Bu gözlem onun yerçekimi ve kütle çekimi hakkında ilk fikirlerini ortaya çıkardı. Bunun gibi gözlemlerin birikimi optik konusunda da öncü fikirler ortaya atabilmesini sağladı. Beyaz ışığın aslında içinde farklı renk özelliklerini barındırdığını ispatladı. O zamana dek kullanılanlardan daha küçük ama etkili bir teleskop icat etti. Newton, tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında Einstein ile birlikte ilk sırayı paylaşır.

Tesla, Freud, Jose Rizal, Marie Curie, Marconi ve Einstein da “değişik” kafalarıyla dünyaya adlarını kalın harflerle yazdırdılar.

1856’da Hırvatistan’da doğan Nikola Tesla, Edison’un projelerinin baş mühendisi oldu. Sonrasında geliştirdiği alternatif akım sayesinde elektrik, günümüzde uzak yerlerde üretilip evlere kadar ulaşabilmektedir. Ses ve görüntünün uzak mesafelere iletilebileceğine dair ilk çalışmaları da o yapmıştır.

Dünyaca ünlü psikiyatrist Freud, hipnoz ile tedavinin yerine psikanalizi geliştirerek ölümsüzleşti. Bu yöntem psikiyatride bir devrim etkisi yarattı ve günümüzde hala uygulanmaktadır.

Üç yaşında alfabeyi, beş yaşında ise okuma-yazmayı öğrenen, 16 yaşında üniversitenin sanat bölümünden mükemmel dereceyle mezun olan, ardından göz doktoru olan Jose Rizal, tam 22 dil öğrendi ve bunların 10 tanesini konuşabildi. Filipinlerin bağımsızlık mücadelesini ömür boyunca sürdürdü ve 35 yaşında idam edildi. Rizal’in ölümünden 2 yıl sonra Filipinler bağımsızlığını ilan etti.

1867 yılında Polonya’da doğan Marie Curie, Paris Üniversitesi’nden fizik ve matematik diplomasını en yüksek notlarla aldı. Radyoaktivite ve radyoaktif elementler üzerine çalışmalar yaptı. İki kez Nobel ödülü almaya hak kazandı ve böylece bu ödülü iki kez alan ilk bilim insanı unvanını kazandı. Radyoaktif elementlerle yaptığı uzun çalışmalar nedeniyle, kan kanserinden öldü. Bu yüzden ona “bilim uğruna ölen kadın” denmektedir.

Dokuz metre öteye kablosuz sinyal göndermeyi başaran ilk insan, 1874’te İtalya’da hayata gözlerini açan bilim insanı Marconi’dir. Onun küçük laboratuvarında kurguladığı şey, günümüzdeki radyoydu. 1909 yılında Nobel ödülü aldı. Marconi öldüğünde onun radyoya hayat vermesi anısına tüm dünyadaki radyolar iki dakikalığına susmuştur.

1879 doğumlu Dünyaca ünlü fizikçi Einstein’ın görelilik kuramı, ışık hızının sabit oluşu ve daha birçok konuda getirdiği açıklamalarla bilim dünyasını sarstı. 1921’de Nobel Fizik ödülünü aldı. Kütle ve enerji arasındaki bağlantıyı ispat etti.

Yayın Tarihi: 31 Aralık 2020 Perşembe 10:24 Güncelleme Tarihi: 01 Temmuz 2021, 08:26
banner25
YORUM EKLE

banner26