Kadınlarımız neler çekti?!

Fatma K. Barbarosoğlu geçmişten günümüze bir pencere açıyor; cumhuriyet bu kadınları gördü mü?

Kadınlarımız neler çekti?!

Kadın, her çağda sanki bir ‘’sorun’’ gibi ele alınarak üzerinde çeşitli fikirler ortaya konulmuş ve buna dayalı yaptırımlar uygulanmıştır. Kimi zaman insan olup olmadığı, kimi zaman aslî görevinin ne olduğu, kimi zaman toplum içindeki yeri tartışma mevzusu olmuştur. Şu an Türkiye’de kadın üzerinden yapılan en çok tartışma da, hiç şüphe yok ki kılık kıyafet hususudur. Bugün başörtülü hanımlar kamusal alandan tasfiye hareketinin mağduru konumundalar.  

Fatma K. Barbarosoğlu, Cumhuriyetin Dindar KadınlarıBurada esas anlatmak istediğimiz malum yasak değil aslında. Toplumumuzdaki kadınların giyim tarzlarına genel olarak baktığımızda, müthiş bir batılılaşmanın, Müslüman vicdanları yaralayan izlerini görüyoruz. Dindar olmaya yetmeyen ama dindarlık alametlerinden biri sayılan tesettürün hafife alındığını, tesettürlü hanımların sayısının Osmanlı’yla kıyaslandığında azaldığını ve tesettürün niceliği kadar niteliğinde de bir düşüş olduğunu müşahede ediyoruz. Dün bu topraklarda, burunlarını bile göstermekten hicab eden kadınlarımız varken bugün ne oldu, ne değişti? Herkes illa ki tesettüre bürünsün diye düşündüğümden yazmıyorum bunları, elbette layıksa örtünmeli. Ancak şunu da kabul etmek gerekir ki ortada bir vakıa var. Toplum böyleyken böyle oldu.  

Peki bu değişimin sebebi nedir? Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte neler yaşandı? Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan, Cumhuriyet döneminde ise şiddetini arttıran batılılaşma rüzgârının dindar kadınlar üzerinde nasıl bir etkisi oldu? Nelerle karşılaştılar, neler yaşadılar? 

Çalışmalarıyla göz dolduran sosyolog-yazar Fatma K. Barbarosoğlu, son kitabında işte bu konuyu işledi. Cumhuriyet’in Dindar Kadınları adını verdiği eserinde Barbarosoğlu; en büyüğü 1914, en küçüğü 1945 doğumlu olan on altı hanımla yaptığı söyleşilerden oluşturmuş bu son çalışmasını. Geçmişin kadınlarını bilmememizden yakınan yazar; bireysel acılarını parantez içine almış, kendi acılarını ancak ülkenin ortak acıları içinde muhafaza eden kadınların hayat hikayelerini paylaşıyor bizimle. Böylece bugünlere geliş serüvenimizi öğrenmiş oluyoruz.  

Fatma Karabıyık BarbarosoğluKitapta kimler var? 

Ressam Nuriye Çakmak, İsmet İnönü’nün derviş yengesi Behiye Temelli, Kur’an kursu hocası Safiye İzerdem, Abdülhay Efendi’nin gelini Nusret Safayhi, muallim Atiye Akyıl, Dr. Hümeyra Ökten, vakıflara ömrünü vakfeden Münire Yarar, terzi Fakihe Güleç, din dersi öğretmeni Türkan Özkul, dikiş öğretmeni Fatma Çalıkavak, Dr. Gülsen Ataseven, şair İmral Müberra Önal, mimar Mevhibe Kor, hukukçu Meliha Yalçıntaş, öğretmen Leyla Çonkar ve Türkolog Nuran Alişoğlu’nun dünyasına giriyoruz bu kitapla.  

Bu kıymetli hanımlar; tam bir hizmet sevdalısı, edep ve zarafet timsali şahsiyetler. Mesela Dr. Hümeyra Ökten, Sarıyer Dispanseri’nde başörtülü olarak çalışırken, gelen hastalar başı örtülü ve beyaz önlüklü bu hanımı görünce ona doktorun kim olduğunu sorarlarmış. Bu sorulara, edebinden dolayı asla ‘’Benim!’’ diye karşılık vermez, yumuşak bir tonda şikayetlerinin ne olduğunu sorarmış Dr. Hümeyra da. Tabi sonradan hastalar anlarmış doktorun o olduğunu. 

Yaşlarını sadece ellerine baktıklarında anlayan, çalışkan ve şikayet etmekten utanan bir kuşak, bize tanıtılan. Onların niyetleri, ne anneleri gibi burunlarının ucunu bile göstermekten imtina eden ne de kendilerine rol model olarak sunulmuş çağdaş kadın profiline hapsolmayı kabullenen biri olmaktı. Onlar hem kamusal hayata dahil olmak hem de bu hayat içinde dini vecibelerini yerine getirmek istiyorlardı.  

Fatma Karabıyık BarbarosoğluMerhamet elleri her yana uzanan ve iyilik yapmayı kendilerine vazife addeden bu çalışkan kadınlardan Dr. Gülsen Ataseven, Münire Yarar, Fatma Çalıkavak, Dr. Hümeyra Ökten ve Fevziye Nuroğlu’nun ortak çalışmalarıyla 1973’te Hanımlar İlim ve Kültür Derneği (HİKDE) kurulur. Burada hem talebelere çeşitli dersler verilir hem muhtaçlara yardım edilir hem de onları daha geniş kitlelere ulaştıracak Şadırvan dergisi çıkartılırdı. Ömrü üç yıl olan bu dergi, yayınlandığı dönemde Müslüman hanımlar arasında oldukça tutuldu, derin etkiler yaptı. Çünkü cumhuriyet sonrası dindar kadınların ilk kamusal alan tecrübesiydi bu dergi. 

İlk kuşak neler yaşadı? 

Camilerde vaaz verileceği zaman vaaz metninin bir kağıda yazılarak kapıdaki sivil polise gösterildiği ve onun onayı alındıktan sonra harfiyen uyulmak suretiyle cemaate aktarıldığı bir dönem yaşanmış. Sokakta hanımların çarşafları yırtıldığı için manto giydikleri bir dönem… Atiye Akyıl’ın babası Ömer Lütfi Efendi, İskilipli Atıf Hoca’nın talebesi olduğu için; Fatma Çalıkavak’ın babası Hayri Bey, Şapka Devrimine muhalefet ettiği için; Dr. Gülsen Ataseven’in babası Niyazi Alpay, hanımının başka erkeklerle dans etmesine razı olmadığı için rejimin baskısına maruz kaldığı bir dönem... İşte böyle bir ortamda neşv ü neva bulan, isimleri mezkur hanımefendilerin karşılaştıkları problemler ve yaşadıkları ikilemler, yakın tarihimize ışık tutması ve bize ibretler sunması açısından oldukça önemli.

Cumhuriyet’in ilk kuşağında yer alan bu dindar kadınların hayat mücadelelerine kulak misafiri olmak isteyen, güzel insanlarla tanışmak isteyenler; bu kitapla dostluk kurabilirler. 

Fatma K. Barbarosoğlu, Cumhuriyet’in Dindar Kadınları.

Şeyma Derbeder, bir kitabı dost edindi.

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2018, 17:32
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ee
ee - 9 yıl Önce

Fevziye Nuroğlu ve Hikmet Öğüt Hanımefendiyi de bu kitapta gözüm aradı doğrusu...

elif köse
elif köse - 9 yıl Önce

Fatma Hoca'yı çok beğenerek takib ediyorum.Şu zamandaki kadınların boy aynası olarak nitelendiriyorum kendisini.Kadınlarımız bu aynada ne kadar kendilerini gördüklerini,tarttıklarını Allah bilir.Bu kitap daha teferruatlı olabilirdi.O günleri daha detaylı anlatabilirdi.Hatta uzak ülke romanındaki gibi bir kronoloji ekleyebilirdi.Çok aceleye gelmiş .Tamam görüşmeler yapılmı,toplanmış ama yazma süreci çok hızlı gerçekleşmiş.Bu kitapta kendi adıma söyleyeyim ,sukut-i hayale uğradım.Muvaffakiyetler

banner19