Kadının kadına ettiği zulüm gibisi var mı?

Prof. Nurullah Çetin, Kudret Ayşe Yılmaz’ın ismini bir çiçekten alan ‘Orobanhiyye’ romanı hakkında yazdı..

Kadının kadına ettiği zulüm gibisi var mı?

Kudret Ayşe Yılmaz, genç bir edebiyatçı. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü okudu. Eski Türk Edebiyatında yüksek lisans yaptı. Hikâye, şiir, deneme, tiyatro türlerinde 9 yaşından beri ürün verdi. Bu dallarda 6 ödül aldı. Edebdağ dergisini çıkardı. Şimdi de akademisyen olarak görev yapıyor.

Kudret Ayşe Yılmaz, OrobanhiyyeRomandaki seyyah, adımlarını kalbine uydurur

Yazarın ilk romanı Orobanhiyye (Ötüken Neşriyat, İstanbul, Mart 2012), ilk olmasına rağmen oldukça başarılı bir roman. Bu roman kurgusal yapısı itibariyle çerçeve hikâye tekniğine uygun bir yolculuk romanı. İç içe geçmiş hikâyeler toplamı. Roman, bir kervancının yolculuğa davetiyle başlar. Hali vakti yerinde olan adam, her şeyini terk edip hayatı yeniden algılamak, duyumsamak, hayatın hakikatına vasıl olmak için bu kervan yolculuğuna katılmaya karar verir. Bu yolculuk, sahte dostluklar, sahte aşklar, sahte mutluluklardan kurtulmak, bütün bunların hakikisine ulaşmak içindir. Bir bakıma ruh ve mana yolculuğudur. İnsanın insan-ı kâmil olma sürecine girdiği bir yolculuktur.

Seyyah, adımlarını kalbine uydurur. Seyyahın yolculuk süreci, Arap harflerinin şekline ve bu şekillerin terkibine göre mana alır. Yolculuğa çıktığında ilk hal, adımlarının halidir ve “hâ: o”dur. Susadığında eğilip su içtiği ve şükrettiği hali “mû: kıl”dır. Bu, baştaki tek kıl ve okyanustaki tek damladır. Az manasındadır. Seyyahın kırık lokması ve lokmanın boğazına asılması hali de “dek: hile, sağlam, tokat, dilenci”dir. Ekmekle doyduğunu sanması halidir. Lokma midesine inmeden bir tokat iner. Seyyah bu dünyada bir dilencidir. Yorulunca yatması ve uykusunda dua etmesi hali “ley: çamur”dur. Uykuda olmak çamurdan bedenin toprağa iadesidir. Secdeye gidip ölmesi “sahh: sıhhat”tir. Seyyah ölünce sıhhat bulur.

İç içe geçmiş iki ana yolculuk hikâyesi var

Burada seyyahın yolculuk sürecince başından geçen haller, aslında evrensel anlamda insanların hayat süreçlerinin önemli kesitleridir. Yazar, sembolik olarak yolculuk kervanına katılan bir seyyahın üzerinden insanın hayat yolculuğunu veriyor. Tabii bunları tasavvuf terminolojisiyle şekillendiriyor.

Romanın merkezî kişisi ise böyle bir yolculuğa çıkan kızdır. Kızın adı ve memleketi belli değil. Annesi ölmüş, üvey anne elinde zulüm gören kızın seyyahın peşinden ruhen bir yolculuğa çıkmasıdır. Bir zaman sonra babası da ölür ve tamamen üvey anne elinde kalır. Üniversite mezunu ve işsiz olan genç kız, üvey teyzesinin bulduğu bir dernek işinde çalışmak için evinden ayrılır, başka bir şehre gider. Defterine yazdığı seyyahın yolculuk süreci ile kendi hayat yolculuğunu özdeşleştirir.

Romanın bölümleri olan “Uyku”, “Rüya”, “Seyyahlık”, “Adım-Hâ”, “Yudum-Mû”, “Doyum-Dek”, “Dinleniş-Ley”, “Ölüm-Sahh”, “Diriliş”, “Kervana Katılış”, romanın başında verilen seyyahın kervanla yaptığı yolculuk safhaları ve kızın dernek işi için yaptığı yolculuk süreçleridir. Dolayısıyla romanda iç içe geçmiş iki ana yolculuk hikâyesi var. Bir seyyahın tasavvufî anlamdaki hayat yolculuğu, bir de kızın bundan hareketle gerçekleştirdiği hayat yolculuğu. Bu iki ana yolculuk içine ayrıca binlerce kadının yaşadığı hikâyelerden oluşan hayat yolculukları da girer.

Otuzlu yaşlarda hazin bir hikâye

Genç kızın rüyası, önemli büyük bir derginin editörü olmaktır. Üniversite yıllarındaki hayali budur. Asıl rüyası, hedefi, amacı ise hayalindeki editörlük işini, gönül erini ve derin felsefî hayatı keşfetmektir. Dolayısıyla 30 yaşını aşmış olan bu genç kızın hayat yolculuğunu tetikleyen bu üç hedeftir. Hayatını, umutlarını, umut kırıklıklarını, hatıralarını, izlenimlerini yanından ayırmadığı defterine yazar.

Kızı üvey annesi evinde istememektedir. Kız da üvey teyzesi tarafından kendisine bulunan dernek işinde çalışmak üzere bavulunu alıp büyük şehre gider. Babasının, annesinin, çocukluğunun, ilk gençliğinin, hayallerinin başkenti olan bu evden acıyla, hüzünle, kahırla ayrılır. Bu ayrılış ve gidiş onun seyyahlığa başlamasıdır. Kız, otuzlu yaşlarda hazin bir hikâyenin müstesna başarısızlığıdır, isyan etmemiştir. İhlasla, dört elden hayata tutunmaya çalışır.

Kadınların kadınlara yaptığı zulüm mektupları

Kız büyük şehre üvey teyzesinin bulduğu Orobanhiyye adlı derneğe gider. Kendisine bir oda verilir. Bu derneğin mantığı, kadınların kadınlara bilerek ya da bilmeyerek verdiği zararlar üzerine kuruludur. Derneğin amacı, çalışmalarıyla kadınların kadınlar üzerindeki kötü etkisini bertaraf etmek ve kadın dünyasının daha aklî, adaletli olmasını, kadınların birbirlerine saygı ve sevgi çerçevesinde davranmasını sağlamaktır. Kadınlardan muzdarip olmuş kadınlar, bu üzücü sırlarını derneğe mektup olarak yazarlar. Hatta erkekler de yazar. Dernekte bu mektuplar işe alınan yazmanlar tarafından değerlendirilir. Kız da bu yazmanlardan biridir.

Kız, yazanın isim ve yeri belli olmayan mektuplar hakkında rapor yazacak, bu mektuplardan dördünü seçip öyküleştirecektir. Oylamayla en başarılı seçilen yazman, dolgun ücretle resmî dernek yazmanı olacak ve seçilen öykülerin filmi yapılacaktır. Kadınların kadınlara yaptığı zulümleri, kötülükleri anlatan pek çok mektup gelir.

Bu arada üvey annesi evlenip yeni eşinin evine taşınmıştır. Evinden ayrılıp dernekte çalışması ve evine geri dönmesi, kırk gün sürmüştür. Bu süre onun için sanki 40 gün 40 gece düğün yapmış gibidir. 40 günlük seyyahlığa bir ömür sığdırmıştır. Dostluklar, mektuplar, hikâyeler, sahaf, orada âşık olduğu adam, orobanhiyye gerçeğini ortaya çıkarması, dergi editörlüğü. Seyyahlığının tamamlanmasından sonra kendisine yeni bir defter tutar. Bu hayatının yeni dönemidir.

Orobanhiyye ölüm kusmuş bir çiçektir

Romanın ana örgesi olan “neden insanlar birbirlerine zulmederler ki…” (s.99), ifadesi aslında romanın izleğidir. Romanın ana izleği, genelde insanların özelde ise kadınların birbirlerine kötülük yapmaması, zarar vermemesi gereğidir. Kadından kadına ulaşan gaddarlık içerikli vakaların son bulması gereğidir. Kadınlar, bilerek ya da bilmeyerek birbirlerini hasım ilan etmemelidirler.

orobanhiyye bitkisiRomanın adı olan orobanhiyye, canavarotu bitki familyasına ait bir bitki ismidir. Kadınların birbirinin canavarı olduğunu ima eder. Orobanhiyye, başka bir hayatı yok ederek büyümeye yeltenen bir bitkidir. Kadınlar da başka kadınların hayatını yok ederek var olmaya, büyümeye çalıştığı için orobanhiyye bitkisine benzetilmiş. Orobanhiyye, fevkalade güzel olabilecekken ölüm kusmuş bir çiçektir. Sadece bir tanesi binlerce tohuma erişir. Toprağa düşünce sessizce beklemeye çekilir; ta ki bir gün güzelliğine yanılan bir cana yakın olana dek. Farklı bitkilerin köklerine salar gözle görülmekte zorluk çekilen minicik tohumlarını; onların öz suyunu emip tüketerek güçlenir ve daha sonra utkusunu muştular gibi yüzeye çıkar, yani geç fark edilir. Kadınlar da hayatlara orobanhiyye misali sızarlar ve başka kadınları yavaşça öldürürler. Derneği kuran ve yöneten kadınlar da orobanhiyye gibidir. Acılı, dertli, hüzünlü kadınların sırlarını alırlar ve kullanırlar. Dernek yöneticileri, köklerine yerleşmiş orobanhiyye olarak onları ölünceye dek sömürürler.

Bir bilgelik romanı olan Orobanhiyye’nin hem bireysel hem toplumsal hem de güncel anlamda pek çok sorunumuza temas eden bir metin olarak okunmasını tavsiye ederim.

Prof. Dr. Nurullah Çetin yazdı

Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2019, 17:49
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
nuray
nuray - 6 yıl Önce

kitabınız gerçekten mükemmel olmuş hocam..henüz kısmet olup ta okuyamamıştım,ama kitabınızın özeti şeklinde yazılan bu yazı beni çok etkiledi ..kadınlar en güzel bu şekilde ifade edilebilirdi dedirtti bana ...hemen bulup okumalıyım bir an önce..emeğinize sağlık...

banner19

banner13