Kadın Sultanlar Üzerine Hangi Kitaplar Var?

Mücadele içerisinde bir hayat yaşayan güçlü kadınları tanımak ve özellikle Osmanlı’da kadın sultanların rolünü ve yönetime etkilerini anlamak için okuyabileceğiniz eserleri derledik.

Kadın Sultanlar Üzerine Hangi Kitaplar Var?

Hürrem Sultan, Mihrimah Sultan, Nur Banu Sultan, Safiye Sultan, Kösem Sultan… Osmanlı İmparatorluğu’na damgasını vuran kadınlardan sadece bir kaçı… Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetiminde genelde padişahlar öne çıksa da kadın sultanlar da yönetimdeydi. Padişahların eşleri veya anneleri olan bu sultanlar, devlet yönetiminde ve iktidarda söz sahibiydiler. Hatta zaman zaman diğer ülkelerle olan ilişkileri de yürütmüşlerdir…

Doğu hükümdarlarının, özellikle de Osmanlı padişahlarının özel yaşamları ve aileleri merak konusu. Tarihin kayıt dışı belleğindeki olayları keşfetmek olanaksız. Osmanlı tahtından gelip geçenlere sevgilerini verip soylarını yürüten kadınların seslerini, gülüşlerini, yürüyüşlerini, salt kadınsı güzelliklerle dopdolu bir “harem” imgesinde okumak, görmek, yaygın bir arzudur. Diğer taraftan Batı tarzı bir monarşi ve dünyanın en ünlü kraliyet ailesi olan İngiltere Kraliyet Ailesi içerisinde 66 yıldır idareciliği üstlenen II. Elizabeth örneğini ve 1901’e kadar 63 yıl tacı taşıyan Kraliçe Victoria gibi isimleri bizzat saltanatın sahibi kadınlar şeklinde taht varisi olarak görmekteyiz.

Osmanlı’da kadın sultanlar ise çoğunlukla fiili olarak ülkelerin dış politikalarından iç politikalarına kadar etki eden önemli roller üstlenseler de direkt tahtın sahibi olmadılar. Elbette Büyük Britanya’da da Birleşik Krallık’ta da asıl olan prenseslerin erkek çocuk dünyaya getirmesiydi. Aksi halde tacın kız çocuklara geçmesi söz konusu olmaktaydı. Mücadele içerisinde bir hayat yaşayan bu güçlü kadınları tanımak ve Osmanlı’da kadın sultanların rolünü ve yönetime etkilerini anlamak için okuyabileceğiniz eserleri derledik.

Üç Haseki Sultan - Yılmaz Öztuna

Safiye Sultan, Mahpeyker Kösem Sultan, Hadice Turhan Sultan… 16. ve 17. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihinde kimi müspet kimi menfi rol oynamış üç haseki sultanın hayat hikâyesi… Haseki, cariyelerden olup padişahın gözdesi olanlara verilen titr iken, padişahtan çocuk doğurduklarında ise Haseki Sultan titrini alırlardı. Bu üç kadın yaşadıkları döneme damga vurmuş, dönemlerindeki hadiseler onların adıyla anılmıştır. Kösem Sultan’ın, torununu öldürmeyi planlamaktan dolayı idam cezası alması ise gelini Hadice Tarhan sayesinde olmuştur. Birbirlerine gelin-kaynana olmuş bu sultanların oğullarını ve gücü korumak adına Şeyh’ul-İslâm dâhil ulemalar, ocak ağaları ve kazaskerler ile verdikleri mücadele, Osmanlı’da yönetim dinamiklerine dair de fikir sahibi olmanızı sağlayacak. Kitap üç bölümden oluşuyor ve her bölümde sultanların hayatları anlatılıyor.

Safiye Sultan

Venedikli soylu bir ailenin kızıdır. Bir korsan tarafından kaçırılarak Osmanlı sarayına götürüldü. Kıvrak zekâsı, hırsı, cesareti ve güzelliği ile Şehzade Murad’a eş olmayı başarabildi. Kısa bir süre sonra da Şehzade Mehmet’e hamile kalarak saraydaki itibarını yükseltti. 15 Aralık 1574 yılında Sultan İkinci Selim’in ani bir şekilde vefat etmesi ile birlikte Şehzade Murat beklenmedik bir şekilde tahtın sahibi oldu. Safiye de böylece Safiye Sultan unvanını aldı. Sultan Üçüncü Murat’ın 15 Ocak 1559 tarihinde, 48 yaşında vefat etmesi ile Safiye Sultan 45 yaşında dul kalmıştı. Venedik’ten Saray’a gelmesi üzerinden 30 yıl geçmişti. Artık valide sultan idi. Bundan sonra tek amacı kocası gibi, yeni padişah Sultan Üçüncü Mehmet’i de yönetmekti. Bu amacında da başarılı olmuştu. İktidar hırsının etkisinden kurtulamayan Safiye Sultan, çevirdiği entrikalar ile Sultan Mehmet’i evladı Şehzade Mahmud’un katili yapmıştır. Evladının katlinden dolayı vicdan azabına dayanamayan Sultan Mehmet 21 Aralık 1603 günü, henüz 38 yaşında iken öldü. Babasının ani ölümü üzerine Şehzade Birinci Ahmet henüz 14 yaşında padişah oldu. Genç padişah kardeşinin katledilmesinin etkisinden henüz kurtulamamıştı. Bu olaydan dolayı da babaannesi Safiye Sultan’ı sorumlu tutuyordu. Kadınların devlet işlerine karışmasından nefret eden Sultan Birinci Ahmet, tahta oturmasından 19 gün sonra babaannesinin Topkapı Sarayı’ndan çıkartılarak Beyazıt’taki eski saraya taşınmasını emretti. 30 yıllık görkemli saray yaşantısından sonra Topkapı Sarayı’nı terk ederek Eski Saray’ın karanlık bir dairesine yerleşti. Sarayın şatafatlı hayatına alışmış olan Safiye Sultan, yeni mütevazı hayatına sadece iki yıl dayanabildi. 10 Kasım 1605 günü vefat eden Venedikli Safiye Sultan, çok sevdiği ve sevildiği Üçüncü Murat’ın yanına defnedildi.

Mahpeyker Kösem Sultan

Üçüncü Mehmet’in ani ölümünden sonra, sancak beyi olarak Manisa’ya gitmeye hazırlanan Şehzade Ahmet birdenbire padişah olmuş ve padişah olması ile birlikte evlenmesi gerekmişti. Kendisine onun gibi 14 yaşında olan Mahpeyker isimli kız uygun görüldü. Safiye Sultan, Hürrem Sultan’ı örnek aldığı gibi Mahpeyker de kendisine Safiye Sultan’ı örnek almıştı. Padişah’ın gözdesi olmak hırsı ile yanıp tutuşuyordu. Mahpeyker, iki kız çocuğunun ardından Şehzade Murad ve Şehzade İbrahim’i doğurmaya muvaffak oldu. Sultan Birinci Ahmet henüz 28 yaşında 21 Kasım 1617 yılında vefat etti.

Hayatı boyunca hiçbir sefere katılmamasına rağmen, halka ve askere karşı yakın ve samimi davranışlarından dolayı herkes tarafından sevilmişti.

Sultan Birinci Ahmet’in erken gelen ölümü Kösem Sultan’ı derinden sarstı. Nitekim oğlunun padişah olmasının önünde iki şehzade engeli vardı. Bunları bertaraf etmesi gerekiyordu. Kendinden önce padişaha evlat dünyaya getirmeyi başarmış Rum asıllı Mâhfiruze Sultan’ın oğlu Şehzade Osman’ın tahta çıkmasını engellemek için Sultan Ahmet’in kardeşi Şehzade Mustafa’nın tahta çıkmasını destekledi. Çünkü akıl hastası olan Mustafa’nın bir gün mutlaka tahttan indirileceğine inanıyordu. Pek çok entrikalardan ve olaylardan sonra 4. Murat, daha çocuk yaşta tahta çıktı. Bunu fırsat bilen Kösem Sultan devlet işlerini bizzat yönetmeye başlamıştı. Ancak Sultan Murat yaşı ilerledikçe devlet işlerini eline aldı; sert ve etkili tedbirlerle tekrar devlet düzenini sağlamayı başardı. Ordu ve devlet yönetimi ile ilgili birçok ıslahatlarda bulundu. Fakat tahtta çok kalamadı. Bağdat seferi dönüşünde yakalandığı hastalıktan kurtulamayan Bağdat fatihi Sultan Murat henüz 28 yaşında iken vefat etti.

Yerine tahtın tek varisi Şehzade İbrahim padişah oldu. Sultan İbrahim’in ağabeyine nazaran daha hoşgörülü, tecrübesiz ve psikolojisinin kısmen bozuk olması Kösem Sultan’a tekrar eski günlerdeki gibi devlet işlerine karışma fırsatı verecekti. Kösem Sultan, üvey oğlu Sultan İkinci Osman’a bir sürü oyunlar oynamış, büyük oğlu Sultan Dördüncü Murat’ın ölümü ile rahatlamış, küçük oğlu Sultan İbrahim’in önce tahttan indirilmesine, sonra öldürülmesine sebep olmuş ve son olarak da torununun hayatına kastetmişti.

Hadice Turhan Sultan

Sultan İbrahim tahta çıktığında kendisinden sonra padişah olacak bir varisi yoktu. Eğer ona bir şey olsaydı Osmanlı hanedanının sonu gelebilirdi. Ancak o yaşına kadar sürekli cellat bekleyen Sultan İbrahim’in psikolojisi bozulmuş ve kendisinde sürekli bir baş ağrısı hâsıl olmuştu. Hadice Turhan isimli cariye, Sultan İbrahim’in teveccühünü kazanmayı başarabilmişti. 13 yaşını henüz geçmiş bu kız Ukrayna’dan saraya getirilmişti. Çok zeki bir kız olan Turhan, sarayda mükemmel bir tahsil ve eğitim aldı. Çok iyi kalpli ve terbiyeli olan Turhan Sultan henüz 14 yaşında veliaht annesi olmuştu.

1642 Ocak ayında Şehzade Mehmet dünyaya gelmişti. Devlet işlerini öğrenen ve rahatsızlıklarından kısmen kurtulan Sultan İbrahim, kısmen istibdat yönetimini uygulamaya başlamıştı. Bu durumdan şüphesiz rahatsız olanların başında Kösem Sultan geliyordu. Çünkü Sultan İbrahim onun devlet işlerine karışmasına izin vermiyordu. Bununla sınırlı kalmadı; Kösem Sultan, sur dışında Topkapı semti haricindeki yazlığına çekilmek zorunda kaldı. Ancak burada da rahat durmadı ve oğlunu tahttan indirmek için komplolar planlamaya başladı ve bu komplolar ile oğlunu tahttan indirmeyi başarabildi. Ardından Sultan Dördüncü Mehmet tahta çıktı.

Fakat Sultan Mehmet tahta çıktığında henüz yedi yaşındaydı. Onun çocuk olması Kösem Sultan’a eskiden olduğu gibi padişah naibesi olarak devleti yönetme fırsatını sunuyordu. Kösem Sultan eski günlerde olduğu gibi devletin en üst düzey devlet adamlarını yönetiyordu. Kösem Sultan’ın babaanne olarak naibeliği uygun değildi. Çünkü bu ancak padişahın annesinin hakkıydı. Bunun farkında olan Turhan Sultan harekete geçmeye başlamıştı. Ancak Sultan Mehmet büyüyordu ve o hayatta iken padişah annesi Turhan Sultan’ın başına bir şey gelmesi Kösem Sultan’ın sonunu da getirebilirdi. Bunun üzerine Kösem Sultan, torununu zehirleyerek öldürmeyi planladı. Aşçıbaşını makam ve rüşvet vaadiyle ikna etti. Ancak Turhan Sultan bu komployu öğrenmişti. Bunun üzerine derhal devletin ileri gelenlerini toplayarak durumdan haberdar etti. Bu teşebbüsten sorumlu olduğu anlaşılan Kösem Sultan’ın idamına karar verildi. Kösem Sultan 61 yaşında, 48 yıllık saray hayatının ardında odasında öldürüldü. Kösem Sultan’ın ölümünden sonra padişah naibesi olan Turhan Sultan, Dördüncü Murat dönemindeki asayiş ve düzenin sağlanması için çalışmaya başladı. Fakat bu hiç de kolay olmadı çünkü devleti yönetmek için yetişmiş devlet adamı bulunamıyordu. Hal böyle olunca Turhan Sultan’ın atandığı kişiler vazifede uzun süre devam edemiyorlardı. Bu da devlet düzeninin ve istikrarın sağlanmasını engelliyordu. Bu durum ancak Köprülü Mehmet Paşa makama getirildiğinde çözüme kavuştu. Osmanlı tarihinde yeni bir devir açılarak anarşi bitecek, düzen sağlanacaktı. Zira artık devlet fikrini savunacak Köprülüler vardı. İçerde yapılan düzenlemeler Osmanlı İmparatorluğu’nun dışarıda da itibarını artırmış; Girit Adası fethedilmiş, Akdeniz’deki Venedik varlığına kesin son verilmişti. İçerdeki ve dışarıdaki isyanlar sona ermişti.

Oğlunun buluğ çağına girmesinden sonra Hatice Turhan Sultan artık devlet işlerine karışmamaya başlamıştır. Hayatının son çeyrek asrını Edirne Saray-ı Hümâyûnu’nda geçiriyor, çok nadiren de İstanbul’a gidiyordu. Turhan Sultan, 1683 yılı Temmuz ayında vefat etti. Turhan Sultan, gelinini de ondan sonra gelen Hasekileri de aynı terbiye ve ahlakla yetiştirdi. Turhan Sultan bu suretle Hürrem-Safiye-Kösem sistemini ve kadınlar saltanatını tamamen yıkarak Osmanlı İmparatorluğu’na en büyük hizmetlerden birini yapmış oldu.

Yılmaz Öztuna’nın kitabında bu üç haseki sultanın memleketlerinden ayrılıp saraya gelmelerinden başlayarak ölümlerine kadar olan hikâyeleri, belgesel niteliğinin yanı sıra akıcı bir roman üslubuyla yazılmıştır.

Nurbanu ve Safiye Sultan - Özlem Kumrular

Osmanlı saltanatının pek bilinmeyen ve hayatları birbirinin içerisine geçmiş iki kahramanı, Nurbanu ve Safiye Sultan’ın hikâyelerini, tarihçi Özlem Kumrular kaleme aldı. Tarih kitaplarında kadın sultanlar hakkında yok denecek kadar az kaynak ve bilgi bulunmaktadır. “Haremde Taht Kuranlar” olarak nitelenen bu iki sultanın hikâyesi; Venedik Devlet Arşivleri’nde bulunan mektuplardan, elçilik raporlarından ve Osmanlı kaynaklarından yararlanılarak derlendi.

Nurbanu Sultan

Nurbanu Sultan, Hürrem Sultan’ın gelini yani Sarı Selim diye bilinen II. Selim’in eşidir. Nurbanu Sultan kısa zamanda güzelliğiyle ve sıra dışı zekâsı ile Selim’in gözdesi olmuştur. 1573 yıllarında esir düşüp Osmanlı’ya getirildiğinde imparatorluk en parlak dönemlerindeydi. Nurbanu Sultan da diğer sultanlar gibi çok hırslı bir kişiliğe sahipti. Sadece sarayda değil diplomaside de otorite oluşturmuştu. Kendisini bir Venedik soylusu olarak kabul ettirmeyi başarmış, özellikle Avrupalılarla iyi ilişkiler sürdürmüştü.

Safiye Sultan

Safiye Sultan, Sofia Belluci Baffo adıyla 1550’de Venedik’te çok zengin bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz 12 yaşındayken Akdeniz’de gemiyle yapılan bir seyahat sırasında Osmanlı korsanları tarafından kaçırıldı. İki yıl süreyle Harem’de iyi koşullarda eğitim aldı. Güzelliği ve zekâsı ile III. Murad’ı etkiledi. Kayınvalidesi gibi o da sadece devletin iç işlerine değil dış işlerine de müdahale etmekteydi. Yabancı hükümdarlarla doğrudan mektuplaştı ve diplomatik ilişkileri sürdürdü. Safiye Sultan’ın içindeki iktidar ateşi hiçbir zamanı sönmedi. Evlat acısı bile bu ateşi söndüremedi… Ancak her saltanatın bir sonu vardı. Safiye Sultan’ın sonu, gücünden eser kalmamış bir vaziyette ve yapayalnız bir şekilde geldi. Öldüğünde tarih 10 Kasım 1619’u gösteriyordu.

Valide Sultanlar ve Harem - Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Dünyanın dört bir yanına nam salmış, zaferlerden zaferlere koşarak topraklarını büyük bir hızla genişletmiş, farklı kültür ve medeniyetlerle kucaklaşmış Osmanlı Devleti’nde bilinmeyen ve aydınlanması beklenen konular var. Osmanlı sarayının gözlerden uzak bir bölgesi olan harem, o konulardan biri.

Farklı bir şekilde insanların hafızasında yer etmiş olsa da aslında harem, Osmanlı Devleti’nin en önemli eğitim kurumlarından birisi olarak asırlarca eğitim alanında hizmet vermiş bir kurumdur. Haremde devlet işlerinin bütün inceliklerini bilen, padişahın ailesine ve devlet adamlarına hizmet edecek cariyeler yetiştirilmekteydi. Sarayda yaşayan güçlü kişilere hizmet edecek olanların eğitilmemesi düşünülemez. Şimşirligil, valide sultanların Harem’in en güçlü ve itibarlı kadınları olarak, hangi milletten nasıl devşirildikleri, saraya nasıl girdikleri, gördükleri eğitimin niteliği, bıraktıkları hayır eserleri, kurdukları vakıflar, evlatlarının küçük yaşta tahta geçmesiyle beraber nasıl bir rol üstlendikleri gibi sorulara cevap sunuyor.

Eserde sultanlar, hükümdarların en değerli varlıkları olan analık vasıfları ile ele alınmakta. Ciğerpareleri feda edilirken sabır timsali olabilmiş analar… Hürrem Sultan, Kösem Valide Sultan, Haseki Sultan, Safiye Sultan ve Hadice Turhan Sultan gibi bütün padişah anneleri bu kitapta bir arada anlatılıyor.

Kitap iki bölümden oluşuyor: İlk bölüm hareme ayrılmış. Haremin tanımı, işlevi, harem hakkında bilinen yanlış bilgiler, valide sultanların haremdeki rolleri ve birçok konu birinci bölümde şeffaf bir şekilde dile getiriliyor. Kitabın ikinci bölümünün adı: Valide Sultanlar. Bu bölüme bir şiirle giriş yapan yazar, Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’dan başlayıp Vahdettin’in annesi Fatma Gülistu Sultan’a kadar bütün valide sultanları ayrıntılarla ve örnek olaylarla ele alıyor.

Bu Mülkün Kadın Sultanları - Necdet Sakaoğlu

Orta Asya Türkçesinde soylu kadınlara verilen ‘katun’un Arapçası olan ‘hatun’ sözcüğü, padişah eşleriyle kızlarının ortak unvanıydı. Selçuklular döneminde, ‘hatun’ ile birlikte ‘melike’ ve ‘şah’ da kullanılmıştır. Kaynaklardan belgelere dayalı şekilde damıtılarak yazılan “Bu Mülkün Kadın Sultanları”, 297 padişah eşi ve 267 padişah kızına değinir. Yıllarca süren çalışmanın sonucu “Bu Mülkün Sultanları: 36 Osmanlı Padişahı” adlı eseri yazan Necdet Sakaoğlu, eserinde, soylu gelinler olan hatunlardan köle pazarlarına uzanan geçmişleri ile dikkat çeken gözdelere kadar her detaya yer veriyor.

Sabırlı tarama ve araştırmalarla toplanan epeyce yüklü bilgi elenip özetlendikten sonra yazılan bu kitap, dönemlerle bağlantılı dört bölümden oluşuyor. Her bir padişah kadınları ile kızları ayrı başlıklar halinde ilerlemektedir. Valide sultanlar, hatunlar, hasekiler, kadın efendiler, sultan efendiler, sultan kızlar gibi kavramları anlamayı sağlayacak olan eser, hatunların oğulları üzerinden ne gibi zorluklara göğüs gerdiklerini ve yine oğulları üzerinden yönetimdeki etkilerini de anlamayı kolaylaştırmaktadır. 1600’lerin sonunda, Orta ve Kuzey doğu Avrupa topraklarından devşirme usulü ve akınlarla tutsak etme durumu son bulduğunda, Kafkasya yörelerinden gelen cariyeler; gedikli, kalfa ve usta düzeylerine yükselmiştir. Özellikle Çerkez ve Gürcü kökenli kadınların padişahın kadınları olduğu göze çarpmaktadır.

Tanzimat Validesi; Bezm-i Âlem - Mine Sultan Ünver

Vicdanına esir olmuş bir insanın hür olmasının ehemmiyeti yoktu. O kişi tahayyülünde en zifiri dehlizlerde hapisti. Bezm-i Âlem Valide Sultan’ın hayat öyküsü, tarihin tozlu sayfalarında kaybolan hanım sultanların hayatlarını araştıran Mine Sultan Ünver tarafından kaleme alındı.

Ünver, II. Mahmud’un eşi, Sultan Abdülmecid’in annesi ve Tanzimat’ın valide sultanı Bezm-i Âlem’i edebî bir üslupla tanıtıyor. Aslında birini sevmek için elle tutulur bir sebep bulamıyorsanız, onu sahiden seviyorsunuz demektir. Bezm-i Âlem, 14 yaşında tahta çıkan oğlu Abdülmecid Han’ın tecrübesizliğini çok iyi bir şekilde telafi etmiş, adaletli ve basiretli siyasetiyle oğluna en zor zamanlarda destek olmuştur. Özellikle köleliğin kaldırılması konusunda oğluna teşviki bilinmektedir. Fransa ve İngiltere’de köleliğin kaldırılmasından İslâm’ın kölelik ile ilgili düzenlemelerine kadar pek çok konuda tarihin sayfalarını çevireceğiniz eser, sağlam bilgiler veriyor. Mine Ünver, Avrupa’nın Afrikalıları avlayarak gemiler ile getirdikleri ülkelerde zorla köle yaptıklarını, sanayilerinin bu şekilde geliştiğini, Osmanlı ve İslâm’ın değil Avrupa’nın köle ve cariyelerine kötü davrandığını vurguluyor. Cömert, şefkatli ve merhametli bir kişiliğe sahip olan Sultan öldüğünde İstanbul sokaklarında kadınlar çok ağlamış ve bu gözyaşlarının samimiyeti konuşulur olmuştu. Zira yalnız ve garip olanlar bir dost kaybetmişti. İstanbul’da Gureba Hastanesinin o dönemlerdeki hizmeti de öykülerin içerisinde yer bulmakta.

Tanzimat’ın ilanına verdiği desteği sorgulayan Bezm-i Âlem, Mekke’de de gureba için hastane yaptırmıştır. İstanbul’un pek çok yerine yaptırdığı kütüphanelerden matbaalara kadar türlü hayratı mevcuttur. Devletin kaynaklarını kullanmadan, kendi geliriyle hayır yapmıştır.

Bezm-i Âlem Valide Sultan, fakirin fukaranın himayedarı, eli uzanabildiği kadar gurebanın, mazlumun yardımcısıydı. Yetim ve öksüzlere sahip çıkar, kimsesiz genç kızları evlendirir, borç sebebiyle hapse düşenlere maddi yardımda bulunurdu. Bezm-i Âlem Sultan, 2 Mayıs 1853 tarihinde Dolmabahçe Sarayı’nda vefat etti ve Divanyolu’ndaki II. Mahmud Türbesi’ne gömüldü. Kendisinin harcamalarına dair çok fazla yorum yapılmakta olsa da Harem’in artan harcamalarını kısmış, bu anlamda örnek teşkil edebilecek hareketleri engellemeye çalışmıştır.

Selçuklu Hanımları: Kira Hatun ve Raziye Devlet Hatun - Mehmet Ali Hacıgökmen

Türk tarihinde hatunların siyasi ve sosyal hayatta önemli rolleri olduğunun örneğini Selçuklular döneminde de bulabiliyoruz. Selçuklu hanımlarından Kira Hatun ve Raziye Devlet Hatun’a dair bilgileri derleyen eser döneme dair de önemli bir özet mahiyetinde. Alaeddin Keykubat, Mevlana Celaleddin Rumî ve Selçuklular

Selçuklu Sultanları ile ilişkisi bilinen Mevlana Celaleddin Rumî, hayalinin genişliği, hislerinin coşkunluğu, tabiat tasvirîndeki gücü, bilgisi, inceliği ve samimiyeti ile mütefekkir dil ustası ve büyük bir şairdir. Gerek yaşadığı dönemde ortaya koyduğu fikirleri, gerekse vefatından sonra ismi ve düşünceleri etrafında oluşturulan tasavvufi disiplin ile dünya çapında büyük bir etki alanı oluşturmuştur. Selçuklular ve Mevlevilik ile hanım sultanlara verilen unvanların bağlantısı vardır. Zira Mevlana’nın eşi Kira Hatun, Rumî’nin ölümü ardından mümine bir hanım olarak Mevlevilik tarihinin önemli simalarından biri olacaktır.

Mevlana’nın gençlik hayatı göçlerle geçmiştir. Bu göç esnasında aileden bazı fertler geride bırakılmış, aile parçalanmıştır. İlk evliliğini de göç esnasında yapmıştır. Larende’ye geldiklerinde 15-17 yaşlarında bir delikanlıydı. Burada kendileriyle yolculuk yapan Şeraffeddin Semerkandi’nin kızı Gevher Hatun ile evlenmiştir. Fakat Gevher Hatun doğumdan sonra hayatını kaybetti. Mevlana’nın Gevher Hatun’dan sonra ikinci eşi Kira Hatun’dur. Kira Hatun ve Mevlana birbirine çok bağlı ve birbirlerini tamamlayan bir çift olarak anlatılırlar. Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkârlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi.

Raziye Devlet Hatun

Raziye Hatun, Anadolu Selçukluları döneminde XIII. asırda Konya’da yaşamış bir sultan hanımdır. Selçuklu sarayına gelin girmiştir. Danişmendoğullarından Yağıbasan oğlu Sinanüddin Yusuf’un oğlu Muzafferüddin Mahmut Bey’in kızıdır. Konya’da pek çok hayırlara ve yardımlara vesile olmuştur. Kitabın son bölümünde Selçuklu tarihinin önemli bir kaynağı olan Evhaduddin Kirmanî Menakıbnâmesi’nde Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un Mevlana ile ilişkileri, ölümünden sonra vezirinin Keykavus’un eşi ile evlenmesi ve tahta çıkması, kardeşi I. Alaeddin Keykubat’ın hapis hayatı, uyguladığı siyaset farklı açıdan ortaya konulmaktadır.

“Kadın Sultanlar”, Kitabın Ortası dergisi, Kasım 2017, sayı 8.

Yayın Tarihi: 21 Mart 2018 Çarşamba 17:18 Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2018, 14:59
banner25
YORUM EKLE

banner26