banner17

İyiliği Temsil Edenlerin Eşsiz Mücadelesi Bu Kitapta

'Dört Derviş Hikayesi' kitabındaki hikâyedeki anlatılanlar aslında insanların her dönemde yaşayabileceği türden. Sembolik anlatımlar üzerinde biraz düşünüldüğünde olayların evrenselliği kendini gösterecektir. Bu derviş anlatılarında rüya ve yakaza hallerine ilişkin yaşantılar ya da tecrübeler de söz konusu. Muaz Ergü yazdı.

İyiliği Temsil Edenlerin Eşsiz Mücadelesi Bu Kitapta

Meseli, menkıbesi, hikâyesi yitik bir çağda yaşıyoruz. Ya da bütün meseller, menkıbeler, hikâyeler hepimizi var olan zamanın sınırlarına hapsediyor. Düşündürtmeyen, sarsmayan, sorgulatmayan anlatılar… Değiştirmeyen, dönüştürmeyen… Derin anlamlar taşımayan, bizleri varlığın sınırlarında dolaştırmayan, hayatımızda mağlubiyetlere yer vermeyen, hep başarıya ayarlanmış… Sezgiye kapalı, keşfe izin vermeyen kuru metinler…

Geleneksel anlatı formlarımızda gerçekle rüya, hakikatle düş birbirine girmiş bir halde bulunurdu. Gerçek sembollere bürünmüş bir halde keşfedilmeyi beklerdi. Aynı gerçeğin kendini rüyalarda sembollerle sarıp sarmalayıp, yorumlanmayı beklemesi ve anlaşılmayı umması gibi… Klasik metinlerimizdeki tasavvuf hikâyeleri, derviş meselleri, cenk kitaplarındaki menkıbeler görünenin ötesinde görünmeyen âlemi işaret eden simgelerle, sembollerle doludur. Okundukça ve anlaşılmaya başlandıkça gerçeğin üzerindeki perde sıyrılır ve her şey görünmeye başlar. Evet, yaşadığımız hayat, dünya gerçekliğin kendisi değil. Dünyayı da okuyup anlamaya çalıştıkça yani hayatımızı çevreleyen simgelerin, sembollerin perdesini kaldırdıkça dünyanın değer verilmeye layık bir yer olmadığı gerçeği kendini gösterir.

Dört münzevi dervişin serencamı

Klasik edebiyatımız tasavvuf temelli anlatılar bakımından hayli zengin. Büyüyen Ay Yayınları tarafından 2017 yılı başında okuyucuyla buluşturulan Dört Derviş Hikâyesi kitabı da tasavvuf temelli bir anlatı. Bu çalışma geleneksel muhtevaya sahip ama kitabı hazırlayan Selma Günaydın Hanım’ın da vurguladığı gibi çok fazla tanınmış, şöhret bulmuş bir metin değil. Kitapta Müslümanların uzak olmadığı tacı tahtı, malı mülkü, şanı şöhreti bırakıp zühd yoluna baş koyan, dünyevi hırs ve zevklerden arınarak insan-ı kâmil olan dervişler anlatılıyor. Dört dervişin serencamı…

Kitabın Osmanlı’daki basım tarihi 1887/1888 olarak tahmin ediliyor. Farsçadan Sahaf M. Seyyid adında biri çeviriyor. Mütercim hakkında ise herhangi bir bilgi mevcut değil. Kitabın çok yaygın olmamasının sebepleri arasında 1800’lü yıllardan önce tercüme edilmemesi gösteriliyor. Ayrıca ilk baskılardaki imla hataları neredeyse eseri okunamayacak hale getiriyor. Dört Derviş Hikâyesi, hayatlarının önceki dönemlerinde iyi şartlarda yetişmiş, çok rahat yaşayan, her türlü imkâna sahip dört dervişin münzevi bir hayatı seçmelerinden sonra bir araya gelişlerini anlatıyor.

Birinci hikâyenin kahramanı Mücevherci Said Ağa’nın oğlu Mesut Hüsna. Belh civarlarında yaşayan varlıklı, itibarlı bir babanın oğlu olan Mesut Hüsna doğduğunda ergenliğine kadar çok rahat bir hayat yaşıyor. Ayrıca çok güzel bir siması ve sesi var. Herkes onu görmek ve dinlemek gayesinde. Sonunda şanın, şöhretin, namın, nişanın boşluğunu hissediyor. Her şeyi bırakıp kendini aramaya çıkıyor. İkinci hikâyenin kahramanı Keşmirli meşhur tüccarlardan Nâim-i Mun’im oğlu Salim. Salim’in babası da büyük bir servet sahibi. Ölünce oğluna büyük servet kalıyor. Aynı şekilde maddi zenginliğin zirvesindeki Salim malın mülkün değersizliğini keşfediyor. O da aynı şekilde kendi menkıbesinin peşinde… Üçüncü hikâyenin sahibi Dımaşk-ı Şam padişahının oğlu Melik Said. O da rahatı, serveti bırakıp fakirliği seçiyor. Dördüncü hikâyenin kahramanı Ürgenç şehrinde oturan servet sahibi bir tüccarın oğlu Salih. Onun da hikâyesi aynı…

İyiliği temsil edenlerin eşsiz mücadelesi

Evet, hikâyelerdeki isimler, yaşantılar birbiriyle uyumlu bir bütünlük içindeler. Hepsinde de zenginliğin sonrasında sıkıntılar, cefalar, yokluklar var. Bu sıkıntılara sabırla dayanan dört şahıs bu sabırlarının mükâfatını görüyorlar. Hikâyelerde kötüler ve kötülükler derinliğine tasvir ediliyor. İyiliği temsil edenlerin eşsiz mücadelesi de en güzel şekilde anlatılıyor. Hikâyedeki anlatılanlar aslında insanların her dönemde yaşayabileceği türden. Sembolik anlatımlar üzerinde biraz düşünüldüğünde olayların evrenselliği kendini gösterecektir. Bu anlatıların en güzel tarafı iyiliği teşvik etmeleri, kötülükten ise insanları uzaklaştırma gayretleri. Yukarıda bahsettiğimiz gibi bu derviş anlatılarında rüya ve yakaza hallerine ilişkin yaşantılar ya da tecrübeler de söz konusu.

Dört dervişin hikâyesi şu iki beyte sığıyor aslında:

Fakr-ı mülk tut, ger istersen kemâl-ı saltanat,

Kim bu mülkün fethini fâğfur-u hakan etmedi

Dört Derviş Hikayesi, Haz. Selma Günaydın, Büyüyenay Yayınları

 

Muaz Ergü

Güncelleme Tarihi: 18 Aralık 2018, 17:07
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20