İttihatçılık farklı dindar batıcılıklarla yaşıyor!

İsmail Kara, ‘Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe’ kitabında farklı bir ufka ve okumalara sevkediyor okurlarını..

İttihatçılık farklı dindar batıcılıklarla yaşıyor!

İsmail Kara bizi anlatıyor, eksiklerimizi bol bol yakalıyor. Yazarın Kitabevi Yayınları’ndan çıkmış Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe’yi bu ikinci defa okuyuşum… Bazı yerlerini not alma ihtiyacı duydum, o notları paylaşmak istiyorum.

Kitap, adı üstünde biraz yakın tarihten bahsediyor, biraz da -uzak olsunlar(!)- hurafelerden bahis açmış. O kadar kolay okunuyor ki sanırım İsmail Kara bunu kendine has samimi üslubuyla başarıyor. Sanki biriyle sohbet ediyor gibi oluyor insan ve bu sohbet hiç bitmesin istiyorsunuz. Anekdotlarla süslenmiş kitap ve bu da insanın merak duygusunu kamçılıyor. Sonuçta bolca taaccüp duygusu oluyor.

Hurafe nedir? Hurafe denilen şeyleri kaldır, bak bakalım geriye ne kalıyor?İsmail Kara, Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe

İsmail Kara Hocamızın bu kitabındaki yazılar, Dergâh, Tarih ve Toplum dergileri ile Yeni Şafak gazetesindeki yazılarından derlemiş. Yazılar dört başlık altında toplanıyor. Birinci bölüm “Tarih ve Hurafe” başlığı altında, tarih ve hurafe kavramlarına bakışımızı irdeleyen yazılardan oluşuyor. ‘Hurafe’ değer yargısının, her şeyin akılla tartıldığı rasyonalizmin bir hediyesi olduğunu; rasyonalizmin kendi dışındaki düşünceleri tahfif etmek için böyle bir yola başvurduğunu ifade ediyor İsmail Kara.

Rasyonel aklın hurafe dediği şeylerden vazgeçmenin dinin kutsal alanına, bizi biz yapan şeylere bir saldırı halini alabileceğini müşahhas örneklerle izah ediyor. Değinmeye çalıştığım gibi, kitap anekdotlarla bezeli… İlk bölüm, Ahmet Haşim’in, bence ortaokullarda ve liselerde her öğrenciye okutulması gereken, “Müslüman Saati” ile Cevdet Paşa’nın “Tanzimat Paşaları Öldükte” ve Elmalılı Hamdi Yazır merhumun “Esatîru’l Evvelîn” adlı okuma parçalarıyla son buluyor.

İttihatçılık ölmedi, aramızda yaşıyor!

İkinci bölüm “Aramızda Yaşayan İttihatçılık” başlığıyla, ittihatçıların hal-i pür melalini gözler önüne seriyor ve ittihatçılık düşüncesinin günümüzde de varlığını sürdürdüğünden bahsediyor. “İttihatçılık”, Batı hayranlığı ve kendini eksik görme, kendini başkalarının aynasından seyretme gibi hastalıklarla malûl bir düşüncedir. Bu bölümde, Lozan’dan, tek partiden, partilerin kuruluş ve işleyişinden, İsmet İnönü’nün Adalet Parti’nin kuruluşuyla ilgili söylediklerinden bahis açılıyor. Bu satırlar İsmail Kara’nın vukufiyetli bakışının, olayların ardını gören ferasetinin izlerini taşıyor.

Yine bu ikinci bölümün sonlarına doğru “sağcılık” düşüncesini saflıkla bağdaştıran kendi çocukluğundan bir hatıra var ki ne demek istediğimi kitabı okuyanlar anlayacak ve ikide bir bahsettiğim o anekdotların ne kadar zengin çağrışımlar içerdiği, ne kadar tam yerine geldiği konusunda bana hak vereceklerdir.

Güzeller, iyi ki varlar

İsmail Kara, üçüncü bölümü “Bizden Birkaç Kişi” için ayırmış. Birgivi Mehmet Efendi ve hizmetleri, kitapları, âteşîn bir vaiz oluşu, ‘halk İslâmı’ diye tabir edilen gerçeklikte Birgivi Mehmet Efendi’nin ne kadar emeği olduğunu anlatıyor ki günlük hareketlerimiz ardında bile olan, hayatımıza renk veren şahıslar hakkında birkaç sayfa da olsa okumak inşallah başka kitaplara götürür bizleri.

Bu üçüncü bölümde Mehmed Akif’in döneminin şartlarıyla değerlendirilmesi gerektiği fakat henüz bunun yapılamadığını ifade eden İsmail Kara, Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenaze merasimine katılan ve nereden geldikleri anlaşılmayan insanlardan yola çıkarak “sevad-ı azam”dan bahsediyor. “Sevad-ı Azam” kavramının izlerini farklı sözlüklerden izleyen İsmail Kara, Türk aydınının bu toprakların mâşeri vicdanını tanımada nasıl eksik kaldığının fotoğrafını çekiyor adeta. Mâşeri vicdan, şu kimilerinin daha yakın zamanda göbeğini kaşıyan adam dediği, “hasso memo”, “baldırı çıplak”, “güruh” diye nitelenen olgunun önceleri sevad-ı azam diye bilindiği ve “Müslüman halk” manasına geldiğini yazıyor İsmail Kara.

İsmail Kara, Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe, Hasan Ali Yücelİsmail Kara ayrıca bu bölümde Hasan Âli Yücel’in genelde olumsuzlandığını fakat kitabın yazıldığı güne kadarki Milli Eğitim bakanları içinde o koltuğa gelen en liyakatli kişi olduğunu ifade ediyor. Hasan Âli Yücel’in önayak olduğu yayın faaliyetlerinden memnuniyetle bahsediyor İsmail Kara Hoca. Yine temsil gücü yüksek bir hatıra olarak o zamanlar hapiste korku içinde tutuklu bulunan Orhan Şaik Gökyay’ın Hasan Âli Yücel tarafından gönderilen bir adamla hapiste idamı, hapisliği nasıl unuttuğunu ifade ettiğini, Hasan Ali Yücel’in işinin erbabı bir eğitim adamı olması sadedinde dile getiriyor.

Gavurun aklı olsa Müslüman olurdu

Kitabın dördüncü ve son bölümü “Mütenevvia” adını taşıyor. Karadenizli bir vatandaşımızın hülyasından ve sonunda söylediği “gavurun aklı olsa Müslüman olurdu” sözünden bahseden hoca, bu sözü tahlil ettiği bir iki cümleyle bile ne denli geniş bir bakış açısına sahip olduğunu açık ediyor. Yine bu bölümde elbette okuyucuya sorular var ki kitabın güzelliklerinden biri de bu kanımca. Okuyucuya açık kapı bırakıp belki de akletmesi isteniyor. Başka okumalara kapı açılmış oluyor böylece. Mesela bu bölümde “İran devrimi ve ülkemizde seksenli yıllardan sonra yükselişe geçen İslami hareketlerin dış baskıyla ortak bir paydaları var mı” diye sorulmuş. Yine bu bölümün ilginç yazılarından biri Hacettepe Üniversitesi’nin kuruluşu ile ilgili aktarılanlar. Kitap Milli Eğitim’e dair iki yazıyla son buluyor.

Biraz Yakın Tarih Biraz Uzak Hurafe zevkle okunacak, başka okumalara kapı açacak, ufuk genişlemesi sağlayacak güzelliklerle örülü bir kitap. Konular farklı ilgilerin eseri gibi dursa da aslında bizi bize anlatan, bizi kendimize getirmeye çabalayan bir çabanın ürünü olması hasebiyle okunmayı, dönüp dönüp bakılmayı fazlasıyla hak eden bir eser. Başka okumalar dediğim şeyi kitapta İsmail Kara sık sık yapıyor zaten.

Halil Arslan bu kitabı çok sevdi

GYY notu: Hurafelerin altında İslamın halk kültürüne yerleşmişliğinin yatması yine de hurafeleri temize çıkarmamalı. Bizleri de hurafe savunuculuğuna mahkum etmemeli. Olsa olsa hurafeleri anlayabiliriz, anlayışla karşılayabiliriz. Bu da böyle işte diyebiliriz. Hurafe savunuculuğu bir çarpıcı tesir, etki uyandırmak için, tahrik etmek için tercih edilebilir. Devamında bizi halk kültürüne, Anadoluculuğa biraz fazlaca mahkum edebileceği de hesaba katılmalıdır. İslamcılığın çokça yargılandığı, suçlandığı bir düzlemde hurafe savunuculuğu Mustafa Kutlu'nun iki gün önce yazdığı yazı ile birlikte değerlendirildiğinde aslında bu bizi idealsiz, büyük rüyaların peşinde olmayan bir zemine yerleştirmez mi? Ehli irfanın, ehli vicdanın bunları da hesaba katmasında fayda var. İslamcılığın özünden uzaklaşmamak elbette daha hayırlıdır. Hurafecileri de dışlamadan elbet.

Yayın Tarihi: 04 Ekim 2012 Perşembe 12:06 Güncelleme Tarihi: 31 Aralık 2018, 13:09
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
mücahit aksüt
mücahit aksüt - 9 yıl Önce

ne güzel bir tevafuk ki ben de yeni okumaya başladım kitabın ortalarındayım hurafe nedir ve ona şaşı,kör bakışları ismail hocam çok güzel anlatıyor dili güzel,okunası bir üslup ama bence makalelerden oluştuğu için biraz yer yer ağır kaçıyor kitaptan şu sözü not etmişimKişinin aslına sadık kalması, ecdadının küllerini değil ateşini yeryüzüne getirmesi ile gerçekleşirsyf 40

banner26