banner17

İstanbul’a zikirle girdin mi hiç?

Nezihi Pesen, bir insanı, bir mekânı, bir vakti anlatıyorsa sabırla okumuş, içselleştirmiş, çok şey öğrenmiştir, bize ise özü sunmuştur. Okuduğunu, tabir-i caizse bal yapmış, polene dönüştürüvermiştir. Yasemin Kapusuz yazdı.

İstanbul’a zikirle girdin mi hiç?

Mustafa Nezihi Pesen’in “İnsanlar, Mekânlar, Vakitler” yazılarından oluşan, İstanbul’a Zikirle Girdin Mi Hiç? kitabı, Hakan Arslanbenzer’in yayın yönetmenliğinde, Elyasa Koytak’ın editörlüğünde, Avangard Yayınlarından Nisan 2016’ da yayımlandı.  

“Vaaz eder gibi konuşmaktan kaçın. Yeri ve zamanı gelince konuş. Sözün bıktırıcı olacak şekilde uzamasın. Dinlemek istemeyene anlatma.” diyor Nezihi Pesen, “Okulun İlk Günü İçin Yürüyüş Ritmi” başlıklı yazısında. Kitap özetle,  bu cümlelerdeki gibi. Öyle öz ve tadında yazılar. Yazmanın hakkını tam anlamıyla vermiş bir yazar.

1972 Bingöl doğumlu Mustafa Nezihi Pesen. Fayrap, İtibar, Birnokta, Dil ve Edebiyat, Cins, CafCaf, CF, İlim ve İrfan dergilerinde yazılar, hikâyeler, şiirler yayımladı. Öğretmenlik yapıyor Nezihi Hoca, evli ve dört kız babası. Biz, onu özellikle dünyabizim.com sitemizdeki yazılarından da yakından tanıyoruz. Hani, kimi kime anlatıyoruz olacak tabiri caizse. Amacımız, size Nezihi Pesen’i biyografik bir şekilde anlatmak değil. Kitaptaki yazılar size çok tanıdık gelecek. Ben özellikle bazı yazıları okurken o yazılarla tanış olmaktan çok mutlu oldum. “Ayşe Şasa”, “Bayram”, “Mehmet Akif”, “Hakan Arslanbenzer”, “Endülüs” gibi yazılar örneğin… Göz kırpacak yakından veya uzaktan size bu yazılar. Hatırlayacaksınız siz de çokça sohbet ve zikir demek olan bu yazıları. “Huu, Allah…”  İçten ve pazarlıksız… 

İnsanı tanımak sabır ister

Üsküdar Anadolu İmam Hatip Lisesi’ne atanarak yeni görev yerinde öğretmenliğe başladığı gün tanışmıştık Nezihi Pesen ile.  Okula yeni geldiği halde sakin bir şekilde geziniyordu okulda. Hep de öyle oldu. Sakinliğini muhafaza etti.  İçimden, ben olsam ne kadar meraklı gözlerle çevreyi, idarecileri, öğretmenleri, öğrencileri bir çırpıda tanımaya çalışırdım, demiştim. Hemen de tanıdığımı zannederdim herkesi. İnsanı tanımak sabır ister aslında. Nezihi Hocamızdaki aynı hal hep devam etti.  Ön yargısız bir şekilde yaklaştı insanlara. Sabırlı, çalışkan, talebelerine kıymet veren bir Nezihi Hoca, Nezihi Baba oldu.

Yazılarını okuduğumuzda da ondaki bu güzel halin bir yansıması olarak şunu iyi görürüz ki, Nezihi Pesen, bir insanı, bir mekânı, bir vakti anlatıyorsa sabırla okumuş, içselleştirmiş, çok şey öğrenmiştir, bize ise özü sunmuştur. Okuduğunu, tabir-i caizse bal yapmış, polene dönüştürüvermiştir. Yazılarının beğenilmesinde ve çok okunmasında bu samimiyetin, derleyip, toparlayan,  bütünleyen üslubunun katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Sanırım hep birlikte böyle düşünüyoruz ki, yazılarını yakından takip ediyoruz.  Ansiklopedik bilgiler veren yazılar olmadığı için kitabı birkaç defa okudum farklı mekânlarda. Her okuduğumda hafızamda farklı yerler yer aldı.

Hz. Peygamber (sas) ile başlar ilk bölüm

İnsanlar… Peygamber Efendimiz’i (sas) anlatarak başlıyor kitap: “Yüzü ay gibi parlak olandı. Geniş ve açık alınlıydı. Hafif kıvrımlıydı saçları…”  Hz. İbrahim, Hz. Yakup, Lokman, Hz. Havva, bizi ne yaşta olursak olalım merhametten beşiğe sarmak isteyen annelerimiz, İmam Şafii,  Gazali, Abdulkadir Geylani, Ahmed Rifai, Niyazi Mısri, IV. Murad, Sultan II. Abdulhamid, Dede Efendi, Mehmet Akif, Rimbaud, Beşir Fuat,  kabına sığamayıp hep sığınaklarda yaşamış olan Neyzen Tevfik, Edith Piaf, Ayşe Şasa, Neşet Ertaş, Hattat Hasan Çelebi, İlhan Kutluer, Murat Kapkıner, Hakan Arslanbenzer, Ahmet Murat ve Zeki Bulduk… Başka isimler de var tabi kaleme aldığı.  Bunlar, aklımızda kalanlardan…

Marmara İlahiyat Fakültesi mezunu Mustafa Nezihi Pesen. Ama yukarıda hepsini yazamadığımız insanları, onun kaleminden okuyunca, sadece kendi alanında okuyup araştırmadığını, çok yönlü okumalarıyla başka başka alanlardan insanları yazdığını görüyoruz. Osmanlı okumalarının nasıl, ne şekilde yapılması gerektiği yönünde de yazıları var ayrıca ve fikirleri, tavsiyeleri dikkat çekici. “Halbuki bunların hepsi zamanla ve insani gayretlerle, çabalarla, çatışmalarla oluşturulmuş insani organizasyonlardır… Velhasıl-ı kelam, öyle inanıyorum ki Osmanoğullarının hasenatı seyyiatından kat kat fazladır.”

Sadece mekânlar yok, zikir var…

Mekânlar… “İstanbul’a Zikirle Girdin Mi Hiç” yazısı ile başlıyor bu bölüm. Sadece, mekânlarda yok zikir. Zikir, fikir ve şükür bütün yazılarında var yazarın. Nezihi Pesen, “Ranzavi” ayrıca. Derviş-meşrep bir insan, âdem, baba, hoca, şair, yazar, abi, oğul. Hayatında da “evveli ve ahiri Huuu, Bismillah, eyvallah” ve dua var. Şiir, hikâye ve yazılarında da… Bir gün gece yazmaya başladığı Sagee’sini okulda bitirmesine bizzat şahit olmuştum. Uyutmamış tabii yazı, yazarını gece boyunca. Bitmemiş de. Okulda, bir heyecanla bir anda bitti Sagee. Sageeeee.  Heyecanla. Öğrendikleri yorar ya hani insanı. Kitapların ağırlığı siner ruhumuza.  Ağırlaşırız. Yakaza haline geçer o vakitlerde sanatkârlar, ilhamını yastık yaparak… Yani iyi yazar,” Ranzavi” oluverir.

Başta İstanbul, Üsküdar, Kuşkonmaz, Yeni Valide, Mihrimah, Çınaraltı, sonra Erzurum, Endülüs var tabii mekânlarda. Her defasında dua…“Rabbimiz bizi sarsılmaz bir imanla inandır nusretine. Fetih suresini iki kere, üç kere, çok kere okuyalım. Kalbimize nazil oluyormuşçasına okuyalım. Medine’deymişiz gibi hâlâ. Ama Mekke Allah kadar, Allah’ın vaadi kadar yakın. İnanalım: Allah asla sözünden dönmez.” Yakın mekânlar, yakın insanlar, yakın vakitler… İnanırsak tüm kalbimizle ve okuduk, bildik dersek, zaman, mekân, insan yakındır bize!

İnsanlar, mekânlar ve vakitler…

Kitapta, yazılar üç bölüme ayrılmış ama insanlar, mekânlar ve vakitler birbirinden bağımsız değil. Vakitler bölümünde lise yıllarından, Toptaşı’ndaki Üsküdar İmam Hatip Lisesi’ni veya üniversite yıllarından Marmara İlahiyat’ı anlatırken aynı zamanda arkadaşlarından, hocalarından, değişen vakitlerden de bahsediyor mesela.

Vakitler… Özellikle “Ramazan”, “Teravih”, “Oruç”, “Bayram”, “Ders Zili” vakitleri… Kitap tavsiyeleriyle, hatıralarla, güzel ve hafızasında yer etmiş insanlar ve dostlarıyla birlikte kaleme alınmış yazılar. “Üslub u beyan, ayniyle insan” denmiştir ya, yazılarda baştan sona dinginlik ve sakinlik var. Ama köşesine çekilmiş, kaderci Müslümanlardan değil o.  Cihad için yaşayan bir Müslüman var karşımızda aynı zamanda.  Peygamberlerin Şahı şöyle buyurur: “İnsanlarla konuş, onları güzel hikmet ve vaazlar ile Rabbinin yoluna çağır.” Köşesine çekilip kalmış bir yazar değil.  Kendisinin insanlarla ilgili, insandan anlamaktan kaynaklanan öyle güzel tespitleri var ki… Hakan Arslanbenzer için söylediği; “Çünkü hakikati haykırmak ve savunmak da merhamettir ona göre” ifadeleri aynı zamanda Nezihi Pesen’i de anlatır kanaatimizce.

Müzmin bir Üsküdarlı

İstanbul’a Zikirle Girdin mi Hiç? müzmin bir Üsküdarlı olan Pesen’in ilk kitabı. İçinizi ısıtacak denemeler.

İnsanlar, mekânlar, vakitler, kitaplar, dualar eşliğinde kitapla birlikte yolculuk sıhhati, teslimiyeti, heyecanı, sakinliği çökecek üzerimize… Bizlere,  yine, yeni insanlar, mekânlar vakitlerden yazmaya devam edecek Nezihi Pesen. Biz de Yitik Cennet okumaları, İmam Gazali okumaları vb. okuma halkaları, yazıları, şiirleri, söyleşileri ile ondan okumaya, dinlemeye, öğrenmeye ve hissetmeye devam edeceğiz inşallah.

İnsan, mekân ve vakit anlatma üstadını anlatmak kolay değil elbette. Sinema, müzik, klasik sanatlar, felsefe, edebiyat alanlarının hepsinde fikir ve zevk sahibi, söz sahibi Nezihi Pesen. Kendisini hoş bir üslupla anlattığı yazısını da okumalı. Biz, ne kadar anlatabiliriz ki… Onun için kitapla buluşmak gerek. Yeni kitaplarıyla da inşallah…

 Mustafa Nezihi Pesen, İstanbul'a Zikirle Girdin Mi Hiç?, Avangard Kitap.                                                                                 

Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2018, 16:43
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20