İstanbul'un nüfusu bir anda 230 bin artmıştı

Beşir Ayvazoğlu’nun “Dünyayı Güzelleştirmek - Turgut Cansever’le Konuşmalar” kitabını, Turgut Cansever’in kendini şerhi olarak okudum ben..

İstanbul'un nüfusu bir anda 230 bin artmıştı

Her medeniyet havzası, kendi mimarisini de üretir. Yeryüzünde milyonlarca farklı mimari biçimin olması, hayatı algılayış, yaşayış ve anlatış biçimi ile açıklanır. Ülkemizde de farklı medeniyet görgülerinden kalan mimari modeller mevcut. Anadolu coğrafyası değişik havzalardan etkilenerek ustaların elinde yeniden şekillenmiş. “İnsan eli değmiş” tabiri hem olumlu manada hem de olumsuz manada dilimizde yer etmiş. O zaman diyebiliriz ki mimari ile tabiata değen insan eli ya onu güzelleştirmiş ya da o tabiatın ahengini bozmuş.Beşir Ayvazoğlu

Türkiye özelinde bu ahengin bozulmasına karşı çıkan isimlerden biri ve bence ilk sıradaki isim Turgut Cansever Hocadır. Hocanın kitapları sağlığında şükür ki okurlarının dikkatini çekti. Bu dikkate şimdilerde, yazar Beşir Ayvazoğlu’nun Timaş Yayınları’ndan çıkan Dünyayı Güzelleştirmek - Turgut Cansever’le Konuşmalar kitabı da eklendi. Bu tarz çalışmaları, ehl-i kalemin kendini şerhi olarak gördüğüm için önemsiyorum. Yaptıklarını ya da yazdıklarını anlamlı kılmak için insan konuşmak zorunda kalıyor. Mezkur eseri Turgut Cansever’in kendini şerhi olarak okudum ben.

Vicdanı zorlayan uygulamalar bu döneme mahsus deği

Salt bir mimar olmayan hoca, şehirci ve düşünce adamı olarak doğru bildiği yolda kavgasına çoğunlukla tek başına devam eden insandır. Kelimenin tam manasıyla Bilge Mimar ile tesadüf etti Türkiye. Bu Türkiye için bir imkan idi, ama Türkiye bu imkanın ne kadar farkında oldu, farkında olacak orası bir muamma.

Son dönemde mimari yapılanmadan, nemalananlar hariç, neredeyse hepimiz rahatsızız. Tek tip TOKİ projelerini (henüz TOKİ’ler konusunda sağlıklı değerlendirmeler yapılıyor değil), Ağaoğlu nam müteahhitin İstanbul’un orta yerinde hem de orman içine yapmak istediği devasaları kimse unutmuş değil. Hatta Çamlıca’ya cami projesi bile vicdanlarda sıkıntılı bir şekilde yerini aldı. Bugün bunları ve bunlar gibi benzer durumları düşündüğümüzde bazı zihinler bu tarz vicdanı zorlayan uygulamaların bu döneme mahsus olduğu zehabına kapılıveriyor. Halbuki işin aslı hiç de öyle değil. Turgut Cansever mezkur konuşmalarda bu durumlarla nasıl mücadele ettiğini tek tek anlatıyor.

Turgut Cansever, Dünyayı Güzelleştirmek, Beşir Ayvazoğlu“Dünden Bugüne İstanbul” başlığını taşıyan ikinci bölümde İstanbul şehrinin siluetinin, salt bugün değil, Cansever’in gözü önünde bütün karşı çıkışlarına rağmen nasıl değiştirildiğini anlatıyor. Olanları canlı, olayların içinde olan birinden dinlemek -bütün yanlı söylemlerine rağmen- oldukça iyi. Bu bölümü “fetih ile Tanzimat arası” ve “Tanzimat’tan günümüze” diye iki bölüm halinde karşılaştırmalı okumak gerekir.

Tanzimat’tan sonra: Yapmak için yıkacaksın

Fetihten önce İstanbul adete boşaltılmış. Bizans madden fakirdi. Fetih’ten sonra Ayasofya (İslam’ın diğer dinlere saygısı gereği diyor Hoca) ibadete açılmış. O dönemde mozaiklere zarar vermemek için mozaiklerin üstü örtü ile kapatılmış. Fatih Camii, Apostorol Kilisesi üzerine inşa edilmiş. Hatta o dönemde birçok kilise Osmanlı üslubundaki koruyuculuk sebebiyle kaplanarak sağlamlaştırılıyor.

Tanzimat’tan sonra mimari anlayış donuk şehir telakkisi. Kagir antik Yunan mabetlerinin küçük versiyonları konakların inşasında tercih ediliyor. Tanzimat döneminin mimari anlamdaki en büyük göstergesi Beyazıt meydan düzenlemesidir. Balkan Harbi muhacirleri de şehre geldiğinde büyük bir tahribat yaşanıyor yine. İstanbul'un nüfusu bir anda 230 bin artıyor.

Tanzimat’la İstanbul dört şehir olmaktan tek şehre dönüşmüş. Eskiden şehir, Üsküdar, Dersaadet, Eyüp, Galata adıyla bilinen dört şehirden oluşmaktaymış. Bu şehir merkezleri Tanzimat'la tek şehre bağlanmak istenmiş.  Unkapanı Köprüsü böyle bir istek sonucu yapılmış. Keza, Mimar Kemalettin Bey, IV. Vakıf Hanı inşa ederken Hamidiye Külliyesi’ni feda etmiş.

İstanbul’un bugünkü şekillenmesinde Fransız mimar Proust’un etkisi var. Proust’un planlarının konuşulduğu bir dönemde Alman mimar ve Cansever’in hocası Prof. Oelsner mimari gelişmeler karşısında Türklerin ne yapması gerektiğini şöyle ifade etmiş: “Dua etmelidir.” Zira, “Belediyenin kasasındaki imar planını tatbik edecek mimarlar çıkmamalıdır.”Turgut Cansever

DP’nin ilk yıllarında ekonomik rahatlama ile önce 1. Levent inşa edilmiş. 1955’te belediye reisi Sedat Erkoğlu şehrin mimarisinin düzenlenmesi için Estetik Kontrol Kurulu oluşturmuş ama kurulun idareye karşı aldığı olumsuz kararlar yüzünden haftasına lağvedilmiş kurul. “Bürokratlar”, diyor Cansever Hoca, “Menderes’i o kadar yanlış yönlendirmişler ki kurulu bedel ödetmekle tehdit etmişler.” Kadere bakın ki ‘60 darbesinden sonra iktidarda yine aynı bürokratlar vardır.

Dünyayı Güzelleştirmek - Turgut Cansever’le Konuşmalar kitabı ekler hariç beş bölümden oluşuyor. İlk bölümde Turgut Cansever hoca çocukluğunu ve gençliğini anlatıyor. İkinci bölüm bahsettiğimiz gibi “Dünden Bugüne İstanbul” başlıklı… Üçüncü bölümde tutumlu bir kentin nasıl oluştuğundan bahsediyor. Dördüncü bölüm "Mevcut yapı stoku felaketimiz olacak" başlığını taşıyor. Beşinci bölüm Türk evine ayrılmış. Eklerde de Turgut Cansever’in Sanat Felsefesi ve babasını anlattığı ayrı birer bölüm yer alıyor.

Kitabın Turgut Cansever Hocayı anlama ve aktarma konusunda, hem mimari eserleri, hem de yazıları bağlamında bir yapı-söküme imkan sağlayacağı kanaatindeyim. Bu tür çalışmalar çoğalmalı ki eserlere vukufiyet artsın.

Zeki Dursun yazdı

Yayın Tarihi: 23 Ocak 2013 Çarşamba 16:41 Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2019, 18:33
banner25
YORUM EKLE

banner26