İstanbul, şairleri başka çeker kendine

Cihan Okuyucu, “Mütefekkir Bir şairin Romanı Nabi” kitabını, Divan edebiyatımızın önemli şairlerinden Nabi'nin şiir dünyasına adım atmak için bir başlangıç sayıyor.

İstanbul, şairleri başka çeker kendine

Prof. Dr. Cihan Okuyucu, Mütefekkir Bir şairin Romanı Nabi adlı eserinde 17. yüzyıl Divan şairlerimizden Nabi'yi günümüz okuyucusuna tanıtıyor. Sütun Yayınları'ndan çıkan eser alışılmış akademik eser tarzının dışında bir roman havasına büründürülerek hazırlanmış. Bu yönüyle kitap benzerlerinden ayrılıyor. Kaynakların bilgi vermede yetersiz kaldığı yerlerde yazar, kendi hayal gücüyle olayları tamamlıyor ve bizi şairin dolaştığı diyarlarda dolaştırıyor. 2012, ölümünün 300. yılı olması sebebiyle Nabi Yılı ilan edilmişti. Cihan Okuyucu bu münasebetle, şairin anlaşılıp tanınması için hayatını ve seçme şiirlerini barındıran bu kitabı bizlere sunuyor.

İstanbul, şairleri başka çeker kendine

Kitapta Nabi'nin hayatının tüm dönemleri ele alınmış. Urfalı olan şairin İstanbul’a gelişi, Hac yolculuğu, İstanbul'dan ayrılışı ve Halep'te ikamet ettiği yıllar kronolojik olarak anlatılmış. 1641 yılında Urfa'da doğan Nabi'nin asıl ismi Yusuf. Devrin ilimlerini iyice öğrenen şair, henüz 11 yaşında iken şiir yazmaya başlıyor. 24 yaşlarına ulaşınca taşralı genç şair için İstanbul bir cazibe merkezidir ve şair, âlicenapların bulunduğu bu dergâha varmak ister.

İstanbul'da Muhasip Mustafa Paşa'nın kapısında himmet bulur ve paşanın divan kâtibi olur. Şiirleri devrin padişahı Avcı Mehmet lakaplı IV. Mehmet'in dikkatini çeker ve padişahın av gezmelerine davet edilir. Tabi şair padişaha övgü dolu kasideleri yazmayı ihmal etmez. Nabi, Lehistan'daki Kamaniçe Kalesi'nin fethi dolayısıyla iki tarih düşürüyor ve asıl şöhretine bundan sonra kavuşuyor: "Etsin şehinşahı Huda niçe fütuhata karin / Payende olsun taht-ı şevketde dil-i mesrur ile". Cihan Okuyucu iyi ki bizim anlayacağımız şekilde de yazmış: "Allah o padişaha daha nice zaferler nasip etsin ve onu sevinç içinde ve azametle tahtında daim kılsın." Surnameler, düğünler, mimari eserler ve önemli sosyolojik olaylara düşürülen tarihler ile Nabi'nin şiirleri tarihî belge niteliği de taşıyor.

Nabi şiirini hediye götürüyor Hz. Peygamber'e

Bir zaman sonra Nabi'nin gönlüne Kâbe aşkı düşüyor. Paşaya bunu arz ettiğinde istek kabul görüyor ve padişahın da emriyle şairin yanındakilerle beraber güvenli ve rahat yolculuk yapabilmesi için bir hatt-ı hümayun veriliyor. O zamanın şartlarında çeşitli uğrak yerlerinde konaklama süreleri de içinde olmak kaydıyla 10 ayda varabiliyorlar Üsküdar'dan Mekke'ye. Konya'da Mevlana türbesi ziyaret ediliyor, Urfa'da baba ocağı. Derken Halep, Şam, Kudüs, Kahire ve Kâbe... Şairin duyguları taşmaktadır artık. Cuşa gelerek yazdığı şiirlerinde gözlemlenir bu kabına sığmayan duygular: "Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hudâ'dır bu / Nazargâh-i ilâhîdir, makâm-ı Mustafâ'dır bu" Ve nihayet Efendimiz (sav)'in huzurunda meşhur şiir yazılır.

Hac'dan dönüşte Nabi'nin hayatında yeni bir defter açılır. Nabi'yi himaye eden Muhasip Mustafa Paşa, bir görevde vefat edince şair İstanbul'da kalamaz. Halep'e yerleşir. Halep'te de ürün vermeye devam eder. 22 yıl sonunda İstanbul özlemine katlanamaz şair. Şu anlama gelen dizelerinde bu özlemin izleri görülür: "Her güzellik o benzersiz şehirde son noktasına ulaşır. O gönül çekici latifelere ve sözlere Arabistan'da rastlamak hiç mümkün mü?"

Hayriyye: Şair bir babanın oğluna nasihatleri

Kitapta şiirler günümüz Türkçesine çevrilmekle beraber, yer yer nesir haline de getirilmiş. Kitapta en ilgi çekici yerlerden birisi olan, şairle hayali röportaj yapılan bölüm mesela. Nabi'nin, ilk çocuğu Ebulhayr Mehmet Çelebi için yazdığı nasihatname türünün en önemli örmeklerinden biri olan Hayriyye isimli eser hakkında şaire sorular soruyor Cihan Okuyucu. Ve onun şiirine bağlı kalarak cevapları kendi veriyor.

Nabi, oğluna meslek seçimi hakkında öğütler veriyor. Paşa, ayanlık, kadılık, çiftçilik... Çoğuna rüşvet bulaşmıştır, toplumun geldiği noktayı göstermesi bakımından Nabi'nin bu meslekî tenkitleri önemlidir. Nabi en sonunda, "Görmedim ben hele bu devlette / Hacelikler kadarın rahatta" diyerek ona göre en iyi mesleğin kâtiplik olduğunu söylüyor.

"İlim uçsuz bucaksız bir denizdir, ne kadar öğrensen bitmez"

Meslek tavsiyelerinden sonra, yaşadığı dönemin din anlayışından, riyanın her kuruma bulaştığından yakınıyor. Güzel ahlak prensipleri, evlilik, ibadetler ve hayata dair daha birçok konuda gün görmüş bir baba hissiyle nasihatler veriyor. "Namazı terk eden hiç adam olur mu?" diyor oğluna. Gece gündüz ilim ile uğraşmasını, gayret gösterip gerçek ilme erenlerden olmasını fakat ilmi gösteriş vesilesi yapmamasını öğütlüyor. Toplum düzeninin bozulduğu bir dönemde, yaşanılanlardan tüm insanların ders alması için yazılan bu öğütler bugün için de güncelliğini koruyor.

Şiirleriyle yaşadığı çağın tanığı ve aynası olan şairlerden biri Nabi. Toplumsal olaylara kayıtsız kalamıyor. Şiirlerinde dış güzellik de hissediliyor fakat daha çok manadan yana. Hikemî tarzda ürün veriyor Nabi, tenkitçi tavrı ön planda. Sosyal bunalımları dile getiriyor, reel gözlemler yapıyor ve çözüm yolları sunuyor.

Şüphesiz Nabi'nin düşürdüğü tarihlerin en ilginci kendi vefat tarihi olan 1712 yılını gösteren şu mısradır: "Nabi be-huzur âmed" Bir anlamıyla "Nabi dünyanın çilesinden kurtuldu, huzura erdi" demek oluyor. Bir beytinde "İstek evi olan bu dünyadaki dileğim şu; istekleri terk etmek. Ya Rab, benim bu isteğimi lutfet." diyen şairin bu dünyadan göçme vaktini kaydetmek yine kendine nasip oluyor.

Ayşegül Sena Kara Nabi'yi tanımaya çalıştı

Güncelleme Tarihi: 25 Aralık 2018, 14:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13