İsm-i Azam ve Yüzüncü Ad romanı

İsm-i A’zam hakkında kesin bir açıklama yoktur; ancak bu isme bazı işaretler bulunmaktadır. Bir başka deyişle İsm-i A’zam, kendisinden haberdar olunan; ancak ne olduğu bilinmeyen bir ‘sır’dır. Murat Aslan yazdı.

İsm-i Azam ve Yüzüncü Ad romanı

Yüzüncü Ad; Allah’ın doksan dokuz isminden sonra gelen isim…

İslam kültüründe ‘Allah’ın en büyük ismi’ olarak kabul edilen ad… İsm-i A’zâm…

Hz. Muhammed (sav), bir hadisinde İsm-i A’zâm’a şu şekilde işaret etmiştir: “Allah’ın, kendisi ile duâ edildiğinde kabul edilen İsm-i Azam’ı şu üç sûrededir: ‘Bakara, Âl-i İmran ve Taha”.[1] Bir başka hadiste ise Hz. Muhammed (sav), İsm-i A’zâm’ın nerede olduğu konusuna daha ayrıntılı bir şekilde işaret etmiş, söz konusu ismin belirli bir ayetin içinde olduğunu söylemiştir: “Allah’ın, kendisiyle duâ edildiğinde kabul edilen İsm-i Azam’ı şu âyettedir: ‘De ki: Ey mülkün Malik’i olan Allah’ım. Sen mülkü dilediğine verir, dilediğinden de çeker alırsın. Sen dilediğini aziz eder, dilediğini alçaltırsın. Bütün hayır Senin elindedir. Sen her şeye Kadir’sin.”[2]. Bu hadiste bahsedilen ayet, Âl-i İmran suresinin 26. ayetidir.

Görüldüğü gibi, İsm-i A’zam hakkında kesin bir açıklama yoktur; ancak bu isme bazı işaretler bulunmaktadır. Bir başka deyişle İsm-i A’zam, kendisinden haberdar olunan; ancak ne olduğu bilinmeyen bir ‘sır’dır.

İskender Pala’nın Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü’ne göre; Allah’ın bin adından üç yüzü Tevrat’ta, üç yüzü Zebur’da ve üç yüzü de İncil’de geçmektedir. Geriye kalan yüz ismin doksan dokuzu ise Kur’ân’da bildirilir ve Esmâ-ül Hüsnâ olarak adlandırılır. Allah’ın hiçbir kutsal kitapta bildirilmeyen adı ise İsm-i A’zâm olarak bilinir[3]. Bu ad, çok güçlü bir isimdir. Öyle ki her kim, bu adı anarak Allah’a dua ederse duası anında kabul olunur. Zaten bu adın halktan gizlenmesindeki temel sebep budur.

Mühür kimdeyse Süleyman odur

Klasik Türk edebiyatı geleneğine göre Hz. Süleyman (a.s) taşı kibrit-i ahmerden olan bir yüzük taşırmış. Bu yüzüğün taşında İsm-i A’zam yazılıymış. Bütün hayvanların, rüzgarın ve cinlerin Hz. Süleyman’a itaat etmelerindeki neden, onun yüzüğündeki ilahi güçmüş. Hz. Süleyman, güç yüzüğünü yalnızca tuvalete giderken ya da abdest alırken çıkarır; bu yüzüğü de yalnızca veziri Asaf’a ya da karısına emanet edermiş. Günlerden bir gün Hz. Süleyman güç yüzüğünü yine karısına emanet etmiş. O sırada bir cin, Hz. Süleyman kılığına girip onun karısından yüzüğü hileyle almaya başarmış ve Hz. Süleyman’ın yerine geçmiş. Daha sonra hakiki Hz. Süleyman gelip karısından yüzüğü isteyince onu sahtekarlıkla suçlamışlar ve saraydan kovmuşlar. Cin, güç yüzüğünün bir daha hiçbir insanoğlunun eline geçmemesi için onu denize atmış. Süleyman Peygamber ise, tahtını kaybedince rızkını aramak için sahil kasabasında bir balıkçının yanında çalışmaya başlamış. Balıkçı, Hz. Süleyman’a hizmetleri karşılığında para değil balık veriyormuş. Yine bir gün, ona balık vermiş. Balığı temizlemek üzere içini açan Hz. Süleyman, üzerinde İsm-i A’zam mührü bulunan güç yüzüğünü balığın karnında görmüş. Meğer balık, cin tarafından denize atılan güç yüzüğünü yemiş. Yüzüğü tekrar ele geçiren Hz. Süleyman, kendi kılığına girip tahtına oturan cini kovmuş ve tekrar ülkenin başına geçmiş. “Mühür kimdeyse Süleyman odur.” atasözünün kaynağı bu hikayedir[4].

Osho, 1.5.1978’den 31.05.1978 tarihine kadar yaptığı sannyas törenlerinde kendisine bağlananlara, isim olarak Allah’ın doksan dokuz isminden bazılarını vermiştir. Osho sannyasinlerinin aldığı bu yeni isim, yeni bir hayatın başlangıcını sembolize etmektedir. Bahsedilen süre içinde Osho’nun sannyas konuşmaları, 1979 yılında The 99 Names of Nothingness adıyla kitap olarak basılmıştır. Bu kitapta Osho, öğrencilerine verdiği isimlerin mistik açıklamasını yapmakta ve sannyasın nasıl anlaşılması gerektiği hakkında yorumlamalarda bulunmaktadır. Bu kitabın konumuzla ilgisi, Osho’nun, İslam’da bahsedilen doksan dokuz isimden sonra bir ismin daha gelmesi gerektiğini söylemesidir. Ona göre, söylenmemiş yüzüncü isim, Allah’ın en büyük ismidir ve bu isim sessizliği, boşluğu, hiçliği (nothingness) işaret eder. Yüzüncü ismin söylenmemesindeki temel espri de budur. Sessizliği, boşluğu, hiçliği anlatan isim, söylenmemek zorundadır. Allah’ın doksan dokuz ismi, yüzüncü isme yalnızca bir hazırlıktır, Osho’ya göre. Yüksek hedefe giden doksan dokuz basamaktır[5].

Amin Maalouf’un “Yüzüncü Ad” romanı 

Bu kitap; Allah’ın doksan dokuz isminden sonra gelen, gizlenmiş yüzüncü adı ile alakalı bir kitaptır. Romanın başladığı yıl 1665’tir ve bir sonraki yıl, İncil’in Vahiy kitabına göre ‘Canavar’ın Yılı’dır. Bu yıl, dünyanın sonunu getirecek ve yeni bir başlangıcın miladı olacaktır. Pek çok insan, Canavar’ın Yılı hakkındaki söylentilere inanmaktadır. Bu söylentilere inananlardan biri, Evokim Nikolayeviç adındaki Moskovalı hacı, Baldasarre Embriaco adındaki aslen Cenevizli antikacının Cübey’deki dükkanına gelir ve Mazandârânî’nin Yüzüncü Ad ismindeki kitabını almak ister; ancak bu kitap, Baldasarre’ın dükkanında bulunmamaktadır. Daha sonra Evokim, bu kitabın beklenen felaketten kurtuluş için tek çare olduğunu söyler Baldassare’a. Baldassare, hurafelere inanan bir adam değildir; yine de içine bir kurt düşer.

Cübeyl’de yaşayan İlyas, oldukça fakir biridir ve elindeki eski bir eseri satması için Baldassare’dan yardım ister. Baldassare da bu adama yardım eder. Karşılığında İlyas, ölmeden hemen önce Baldassare’a bir kitap hediye eder. Baldassare, bu kitabın, felaket söylentilerine inanan pek çok insanın aradığı Mazandârânî’nin Yüzüncü Ad isimli kitabı olduğunu fark eder.

Bir süre sonra, Fransa sarayı görevlisi şövalye Hugues de Marmontel Baldassare’ın dükkanına uğrar ve Yüzüncü Ad kitabını satın almak ister. Baldassare, bu kitabı henüz okumamıştır. Bu nedenle kitabı satmak istemez. Ayrıca bu kitap, kısa bir süre önce ölen İlyas’ın hediye ettiği, manevi değeri yüksek olan bir kitaptır. Şövalyeye kitabın satılık olmadığını söylemek ise, Baldassare’a göre, bir çeşit saygısızlık olacaktır. Ayrıca, satılık olmayan bir kitabı Marmontel ödünç olarak isteyebilir. Bu durumda Baldassare, kitabı vermek zorunda kalacaktır. Üstelik, şövalyenin kitabı ne zaman getireceği de meçhuldür. Baldassare, kitap için oldukça yüksek bir fiyat ister. Şövalye ise, hiçbir pazarlık yapmadan kitabı alır ve Konstantinapolis’e doğru yola çıkar.

Baldassare, kitabı Marmontel’e satmakla hata ettiğini anlar ve yeğeni Bûme’nin isteğiyle kitabı şövalyeden satın almak için Konstantinapolis’e doğru yola çıkar. Yanında bir de diğer yeğeni, Bûme’nin kardeşi Habib ve hizmetçisi Hâtem vardır.

Yolda, Baldassare’ın bir zamanlar âşık olduğu kadın olan, berberin kızı Marta, onlara katılacaktır. Kayıp olan kocası Seyyâf’ı aramak, kocasının ölü mü yoksa diri mi olduğunu öğrenmek üzere yola çıkan Marta’ya Baldassare arasında inceden bir aşk ilişkisi alevlenecektir.

Baldassare’ın yolculuğu, birtakım talihsiz olaylar sonucunda Konstantinapolis ile sınırlı kalmayacak; oradan İzmir’e, Sakız Adası’na, Cenova’ya ve Londra’ya dek uzanacaktır. Bu uzun yolculukta Baldassare, Konya’da veba salgınına, İstanbul’da büyük yangına, İzmir’de sahte mesih Sabetay Sevi’ye ve ona inananlara, Londra’da da yine büyük bir yangına şahit olacaktır. Bu felaketler ve ilginç olaylar, akılcı bir kişilik olan Baldassare’ı Canavar Yılı hakkındaki söylentilere inanır hale getirecektir. Yüzüncü Ad peşindeki bu yolculuk, bir süre sonra, Baldassare’ın aşk yolculuğuna dönecektir.

Günlük tarzında yazılmış bu roman, Baldassare’ın doldurduğu dört defterden oluşmaktadır. Bu defterlerin ilk üçü, yolculuk sırasında kaybolur. Bazen aylarca günlüğüne dokunmayan Baldassare, bazen de olayları günü gününe not eder.

Romanda üst üste gelen felaketler ve dünyanın sonuna gelindiğine dair kehanetler, okuyucuyu büyülü bir atmosfere çeker. Bu büyülü atmosferde Baldassare’ın yolculuğu, hakikate ve aşka giden, bir çeşit hac seyahati görünümündedir.

Murat Aslan

Kaynaklar:

Amin Maalouf; Yüzüncü Ad, Yapı Kredi Yayınları, 51. Baskı, Çeviren: Samih Rifat, İstanbul 2018.

İsm-i Azam üzerine; http://www.fikih.info/ismi-azam-uzerine-2/ (Erişim Tarihi: 21.04.2019)

İskender Pala; Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, 20. Baskı, İstanbul 2011, sy. 411-412.

Osho; The 99 Names of Nothingness, 1979.

 

[3] İskender Pala; Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, 20. Baskı, İstanbul 2011, sy. 239.

[4] İskender Pala; Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Kapı Yayınları, 20. Baskı, İstanbul 2011, sy. 411-412.

[5] Osho; The 99 Names of Nothingness, 1979.

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2019, 09:41
YORUM EKLE

banner19

banner13