İslami tarih yorumu ama nasıl?

Muhammet Kutub, İslami Tarih Yorumu kitabında oldukça geniş bir perspektiften ve 'başlangıç' dediği derin bir konular bütününden ele alıyor bu mevzuyu. Pergeli olabildiğince geniş tutarak insan, ahlak, kader ve tarih başlıklarını yeniden düşündürtecek denli ufuk açıcı pasajlar sunuyor okuyucuya. Sadullah Yıldız yazdı..

İslami tarih yorumu ama nasıl?

https://www.ktpkitabevi.com/urun/islami-traih-yorumu-121300246İslam’ın da bir tarih yorumu olduğunu ilk duyduğumda, bunun imkânına ihtimal vermemekten değil ama böyle bir şeyin varlığının da İslam’ın kognitif alan dairesi içinde çoktan ele alınmış olduğunu öğrenmekten dolayı heyecanlanmış ve bu başlığı merak etmiştim.

Bana bu üç kelimeyi yan yana bir cümle içinde ilk kullanan kişi Halil Şengün hocamdı. Bugün tarihle uzaktan yakından ilişkisi bulunan ve Müslüman ulema/üdeba tarafından yazılmış kelli felli kitaplarda dahi Darwin teorisinin tarihsel yorumunun ciddi etkisi olduğunu söylemiş, Ekrem Ziya Umeri’nin “Medine Toplumu”nun girişinde de bunun geçtiğinden bahsetmişti. Umeri, mezkûr kitabında hem bu Darwinist teorinin Müslümanlar’ın tarihe getirdiği orijinal yorumu allak bullak ettiğini -daha doğrusu Müslümanlar’ın tarihi yorumlarken bu teorinin gayriihtiyarî bir tasallutu altında bulunduklarını- söylüyor, hem de çok zor bir iş de olsa bir an evvel İslamî tarih yorumunun egemenliğinin oluşturulması gerektiğini ekliyor.

Peki bu niye önemli? Geçen ay irtihal-i dar-ı beka eden Muhammed Kutub, “hiç şüphesiz ki” diyor, “tarihin incelenme yöntemi tashih edildiği takdirde tarihsel vakıalar kesinlikle değişik bir hâl almayacaktır. Sadece yorum ve değerlendirme değişecektir.” Yalnızca tarihsel olayların sıralanmasından ibaret olmayan tarih bilimi için söz konusu değerlendirme yapıldığında, değerlendirmeye hâkim bakış açısıyla “aynı zamanda taraf olunduğu”ndan bahsediyor Kutub. Bu tarafgirlik olmadığı takdirde tarih, olayların arka arkaya dizilmesinden ibaret hâle geliyor.

İnsan, ahlak, kader ve tarih başlıklarını yeniden düşünmek

Kutub’a göre modern zamanın insanında oluşan bir kişilik ikilemi var. “İşlere bakış ikilemi” dediği bu durumda belli bir öğretiyle yoğrulmuş insan, başka öğretilerin biçimsel tezgâhıyla karşı karşıya kaldığında hangisinin doğru ve hangi ölçeğin sağlıklı olduğunu tespit edemeyip şaşkınlığa düşer. Bu şaşkınlık ikileminde “dinin bakış açısı dine özeldir. Bilim ile vakıadaki hayata başka ölçüler egemendir ve bu iki farklı ölçek ve değerlendirme bir noktada buluşamaz” yanılgısına da kayılması muhtemel. O yüzden tarih yorumunu mevzu-ı bahis edince aslında oldukça tehlikeli bir alanda bulunuyoruz demektir.

Muhammed Kutub’un kaleme aldığı ve Beka Yayınları'ndan Beşir Eryarsoy çevirisiyle çıkan İslami Tarih Yorumu kitabında müellif oldukça geniş bir perspektiften ve “başlangıç” dediği derin bir konular bütününden ele alıyor bu mevzuyu. Pergeli olabildiğince geniş tutarak insan, ahlak, kader ve tarih başlıklarını yeniden düşündürtecek denli ufuk açıcı pasajlar sunuyor okuyucuya. Kutub’a göre insanın ve ahlakın zihinde yeniden kurgulanıp biçimsel arka planları ve algısal işleyişlerinin, geçirdikleri dezenformasyon sonrası baştan ele alınışı bütün bu tarih yorumu meselesiyle yakından ilgili.

Ahlak ve insan yorumunu anladığımız zaman Batı’nın kuluçkasında büyümüş günümüz tarihsel öğretisinin neyi neden yaptığını da anlamak kolaylaşıyor. Doğulu ve Batılı kısımlarıyla tarihin materyalist yorumunun, insan ve ahlakı tanımlayışlarıyla nasıl bir bütünlük arz ettiğini gösteren örnekleri de var Muhammed Kutub’un. Aslında ahlakın her zaman değişen göreceli bir iş olduğu, insan hayatının aşamalarının her birinde durumu, şartları ve maruz kaldığı etkenler ile yeniden şekillendiği ve bu etkenlerle birlikte değişiminin sürekli devam ettiğini bildiğimizde uyumun farkına varabileceğimizi yazmış müellif. Çünkü aynı kuramın tarih yorumu insanlık tarihini yemek arayışıyla başlatıp maddeci ve ekonomik şartlar içinde insanın düşüncesini, inançlarını ve yaşayış, ilişki ve şekillerini belirleyen bir seyre sahip. Hem materyalist hem liberalist yorumda geçerli olmak üzere Batı’nın elinden çıkmış bu öğretilerin yanlışlığı, kendi içlerinde de vücudun farklı alanlarıyla çelişik oldukları anlamına gelmiyor: “Bu yönelimin onların hayatlarında bir kaynağı, düşünce ve inançlarında bir açıklaması vardır. Hepsi de onların insana dair temel bakışlarından kaynaklanmaktadır.”

İslam’da ahlakî unsur, tabiatının gereği olarak insanın bir ayrılmazı

İslam’da insana verilen seçme hürriyeti, onu maddî/hayvanî güdülerinin esiri olarak gören anlayıştan daha uzak noktada. İnsanın ahlakî duyarlılığının bulunması ve amellerinin de ahlakî bir değer taşımasının ahlaktan ayrılmaz oluşu, Allah’ın onun üzerinde bunu yaratmasından dolayı oluyor ve “o, bununla iki yolu birbirinden ayırt edebilir ve birini seçebilir.” Burada ortaya çıkan farkın, Batı’nın tarih yorumuyla İslam’ınkinde temel bir ayrıma denk geldiğini söylüyor Kutub.

İslam’da ahlakî unsur, tabiatının gereği olarak insanın bir ayrılmazı: “Bu ahlak, Allah’tan uzaklaşan ve dolayısıyla kâinattaki hayatı ve insandaki gerçeği görmekten kaçan sapkın akımların kabul ettiği gibi kendisinin dışından ona dayatılmış değildir.”

İslam’ın tarih yorumu gerek tarihsel, gerek maddeci, gerekse de ekonomik determinizmi reddeder çünkü determinizm, insanın olumlu duruşunu ve etkin oluşunu ortadan kaldırmak ve kendisini değiştirebilecek gücü ya da yolunda durabilecek imkânı bulunmayan iradesi dışındaki bir kaderi gerçekleştirmek için tarihi bir alet yerine koymaktır.” Buna nazaran İslam’daki yegâne kesinlik, Allah’ın kaderinin kesinliği. İnsan belli bir alan içinde özgürlük sahibi olup bu alanda kendi duruş ve tutumunun seçimlerini yapıyor. Bu tercihin doğuracağı sonuçları da her iki dünyada yine kendisi yükleniyor.

Tarih bir eğitim aracı, eğitim ise “insanı şekillendirme sanatı” olduğuna göre tarihin, insanın fikir dünyasının oluşumuna direkt etkisi var demektir. Tarihin; yani biraz da tarihi öğrenme biçiminin. Muhammed Kutub, biçimin de İslamî olmasının pratik ve teorik yaşayışımızda birçok şeyi düzelteceğini bu kitabıyla göstermeye çalışmış. Bu vesileyle bir kere daha rahmet dileyelim ona.

Sadullah Yıldız, hürmetle hatırladı

Yayın Tarihi: 10 Mayıs 2014 Cumartesi 10:35 Güncelleme Tarihi: 02 Ocak 2022, 17:46
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner26