banner17

İslam'ı siyahilere özgü bir din zannederlermiş

Ahmet Özalp tarafından yayına hazırlanan 'Brezilya’da İlk Müslümanlar- Brezilya Seyahatnâmesi', 14 yıl evvelinin Brezilya'sı ve oradaki Müslümanların ahvalini Abdurrahman Efendi'nin kaleminden aktarıyor. Esad Eseoğlu yazdı.

İslam'ı siyahilere özgü bir din zannederlermiş

Kitabevi Yayınları, deniz seyahatnâmeleri dizisiyle kütüphanelerimize kazandırdığı eserler vasıtasıyla çok güzel işlere imza atmış. Bu diziyle, kültür ve edebiyat camiasında ‘ihmâl edilen’ bu alana yönelik kitaplar kazandırmanın yanında, uzak ve gizemli ülkelere duyduğumuz yakıcı özlemi, ‘çıldırtıcı merak’ı belli ölçülerde yatıştırmayı hedefleyerek içimizden gelen ‘azgın çağrı’ya dolaylı bir karşılık oluşturmayı hedefliyor yayınevi.

Kitabevi Yayınları’nın kütüphanelerimize kazandırdığı deniz seyahatnâmeleri dizisine, bu sefer bir başka eserle devam ediyoruz: Brezilya’da İlk Müslümanlar- Brezilya Seyahatnâmesi. 2013’te basımı yapılan eser Ahmet Özalp tarafından yayına hazırlanmış ve çevirisi Antepli Mehmed Şerif tarafından yapılmış. Bu sefer, anılarını okuyacağımız kişi, Mühendis Faik’in anılarının yer aldığı Türk Denizcilerin İlk Amerika Seferi- Seyahatnâme- i Bahr- i Muhit’i değerlendirirken isminden söz ettiğimiz Bağdatlı Abdurrahman Efendi. Hikâye 140 yıl evvel geçiyor.

İslâm’ın siyahîlere özel bir din olduğunu zannederlermiş

1865 yılının Eylül ayında Basra’ya gitmek hedefiyle yola çıkan iki Osmanlı gemisi, yolda başlarına gelen sıkıntılar sebebiyle birçok durağa uğrarlar. Bu duraklardan bir tanesi de Brezilya’dır. Bağdatlı Abdurrahman Efendi, Brezilya - Rio de Janerio limanına yanaşan gemilerden bir tanesinde imamdır. Diğer eseri incelerken naklettiğimiz gibi, Brezilya halkı, ‘yamyam’ zanneder Osmanlıyı; dolayısıyla sahile akın ederler ‘yamyamları’ görmek için. Ama görürler ki, bu gelen yeni insanlar ‘yamyam’ değildirler.

Osmanlılar da hayrete düşerler, zîra hayli uzak bir coğrafyada Müslümanlar yaşıyordur. Limanda kendilerini seyretmeye gelen insanlar arasında siyahlar, Afrika kökenliler de vardır ve bu insanlar, İslâm’ın siyahîlere özel bir din olduğunu zannederler. Yaşadıkları dinin sahih çizgiden ayrılması, Brezilya’da bulunan Müslümanları rahatsız eder ve Abdurrahman Efendi ile yaptıkları görüşmeler sonucunda onun İslâm konusundaki bilgisi üzerine kendisinden, yanlarında kalmasını talep ederler. Gemi komutanıyla bir durum değerlendirmesi yapan Abdurrahman Efendi de birkaç yıl burada kalır ve “Brezilya Seyahatnâmesi” yoluyla bize anılarını aktarır; ki sağolsun, kalemine, emeğine ve zarif düşüncesine sağlık. Allah ona rahmet etsin. Çabası büyük gerçekten.

Arapça yazılmış eseri tercüme eden Antepli Mehmed Şerif, kendisini hayırla yâd ederek şunları ifade ediyor: “Abdurrahman Efendi, iki tarafı da diğerinin varlığı ve durumları hakkında ayrıntılı biçimde bilgilendirdikten başka, çeşitli güçlüklere, sıkıntılara göğüs gererek onların inançlarını düzeltmeye de çaba harcamıştır.” 

Müslümanlar Brezilya’ya nasıl gitmişler?

Abdurrahman Efendi, Brezilya’da var olan Müslümanlar hakkında bazı araştırmalar yapıyor. Bu araştırmalara göre Amerika’daki bu siyahîler, Afrika halklarından olup, altımış yıl evvel ‘Frenk korsanları’nca Afrika kıyılarından, ‘melik’ isimli reislerinden satın alınarak getirilmişler. Birbirleriyle sürekli mücadele hâlinde olan reisler, sürekli esir alıp satarlarmış. Bu yıllar Amerika ülkelerinde siyahîler, sayıları artan, ciddi bir nüfus hâline gelmişler. Ve ilerleyen zaman içerisinde, siyasi bazı gelişmeler ve değişiklikler vesilesiyle siyahîlerin alınıp satılması hadisesi sona ermiş; o dönem, çoğu kölelik statüsünden kurtulmuş.

Afrika topraklarından koparılıp gelen bu insanlar arasındaki Müslüman sayısı az olup, İslâm dinine mensup olanları ise küçük yaşlarda memleketlerinden ayrıldıkları için, ister istemez, sahih çizgiden uzaklaşmışlar. İşte bu Müslümanlar Abdurrahman Efendi’yi görünce çok mutlu olup, kendisini evlerine dâvet etmişler. Devam eden satırlarda, evde edindiği izlenimlerini, bazı ilginç anılarını paylaşıyor Abdurrahman Efendi. Ve yöre halkının konuştuğu Portekizceyi öğrenmeden evvel, tercümanlığını yapan kötü niyetli kişinin, ifadelerini başka şekillerde anlatması sebebiyle laflarının tesirini görmemiş. Ama dili öğrenip, ilk ağızdan kendisi Portekizce konuşmaya başlayınca, durumun değiştiğini söylüyor Abdurrahman Efendi.

Kumandandan aldığı izin süresini geçirdiği için gemiye geç dönen Abdurrahman Efendi, kumandan tarafından azarlanır. Zîra uluslararası bir durum söz konusudur ve yaşanabilecek ufak bir aksilik, iki devlet arasında problemlere yol açabilir. Ayrıca şu da söz konusudur: O dönemde orada yaşayan Müslümanlar, Müslüman olduklarını gizliyorlarmış. Dolayısıyla ortaya çıkacak bir problemin farklı yorumlanabileceği ihtimaline karşın, kumandan anlaşılabilir bir hassasiyette yaklaşıyor duruma.

Lâkin, bu azarlama üzerine Abdurrahman Efendi, Müslümanların durumunu ve niteliklerini, temel dini bilgiler hakkındaki bilgisizliklerini aktararak, kendi ifadesiyle “kumandanın dini duygularını harekete geçirmeye çalışır”. Bunun üzerine izin verirse Osmanlı Devleti tarafından hesaba çekilme ihtimâli ile, izin vermezse İslâm kardeşliği şartını yerine getirememe ikilemi arasında kalan kumandan, bir süre düşünür. O süre zarfında gemiye gelen siyahî birkaç Müslüman komutana beyazların tümünün Hıristiyan, Müslümanların tamamının ise siyahî olduklarını söylemesi, ve diğer ülkelerden de Müslümanların yaşadığı haberiyle mutlu olduklarını aktarıp kendilerine İslâm’ı öğretecek bir adam bırakmalarını rica etmesi üzerine, komutan kararı Abdurrahman Efendi’ye bırakıyor ve Abdurrahman Efendi de kalma kararı alıyor.

Garip’ bir din algısıyla karşı karşıya Abdurrahman Efendi

Abdurrahman Efendi’nin Brezilya halkıyla yaşadığı öyküler bu şekilde başlıyor. İlginç anılar eşliğinde, gördüğü kaydedilesi deneyimleri bizlerle paylaşan Abdurrahman Efendi, oradaki Müslümanların garip alışkanlıklarını özellikle not etmiş defterine. ‘Garip’ kelimesini, yenilen yemeklerin farklılığı, giyilen kıyafetlerin değişik oluşu üzerinden kullanmadım; İslam’ın yaşanışına ‘bulaşan’ ‘kötü geleneğin’, sahih din anlayışını nasıl ‘garip’ hâle getirdiğini anlatmaya çalıştım. Kitap incelendiğinde, buraya yazdığımız birkaç anı dışındaki anıları da okuyan okuyucu, meramımızı güzelce anlayacaktır.

Meselâ Brezilya’da o dönem yaşayan Müslümanlar, sandıkta tutmak maksadıyla Kur’an’ın ‘kutsallığı’ doğrultusunca yüksek fiyata Kur’an “alıp satarlarmış”. Yüksek fiyata alınıp satılan bu Kur’an, evet, maalesef yalnızca alınıp satılırmış. Bu durum o kadar üzücü ki, Abdurrahman Efendi’nin bu tip olaylara şahit olup da kalmasını anlamamak çok zor. Abdurrahman Efendi, buna benzer birçok olay yaşıyor. Maddî çıkara dayalı, değiştirilmiş bir ‘din anlayışı’nın yanında, meselâ ‘bilginlerinin’ yanına girdiklerinde, Müslümanlar, başı açık bir şekilde rükûya varıp, ardından yüzlerini gözlerini yerlere sürerlermiş. Kendisine izin verilmedikçe de bu kişi, başını yerden kaldırmıyormuş. Düşünebiliyor musunuz? Bu tip eksikliklerin olduğu bir yerde, Abdurrahman Efendi gerçekten çok azmediyor ve ‘mantıksız’ geleneklerin sonunu getirmeye dönük büyük yol kat ediyor.

Abdurrahman Efendi’nin orada olduğu süre zarfında, bıyık, alkol ve tütün ile ilgili edindiği izlenimler de garip. O coğrafyanın Müslümanları bıyıklarını tıraş ederler, etmeyenleri kâfir olarak ‘etiketler’, Allah’ın selâmını kesip kız alıp vermezlermiş. Tütünü haram sayıp, içkinin mubah olduğuna inanan bu insanlar, gerçekten Kur’an ve sünnette belirtilen dinin oldukça uzağında, yeniden inşa ettikleri yollarında ilerliyorlarmış.

Abdurrahman Efendi, Brezilya’da bulunduğu süre içerisinde Ebaiye, Marnempugo ve bir elmas kenti olan Luğabiryanti kentlerine gidiyor. Orada edindiği izlenimleri ve görüştüğü Müslümanları da anı notları arasına ekliyor. Ve sonrasında, Brezilya’da birkaç yıl kaldıktan sonra Müslümanların kendi anlattığı üzücü durumları sebebiyle oluşan yorgunluk hasebiyle, ayrılma kararı alıyor. Tabii, kendi ifadesiyle, buna ‘dostların özlemi’ de ekleniyor. Oradaki Müslümanlardan izin alarak yola çıkıyor ve dönüş yolculuğunda uğradığı Lizbon, Kurtuba, Cebel- i Târık, Tanca, Cezayir, Malta, Mısır, Cidde, Mekke- i Mükerreme ve Şam’dan bahsediyor. Şam’dan sonra ise Dersaadet’e giden Abdurrahman Efendi’nin yazdıkları burada son buluyor.

 

Esad Eseoğlu, Abdurrahman Efendi’yi hayırla yâd ederek aktardı

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2018, 12:09
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20