banner17

İslami bir düzen, ama nasıl?

İlyas Ba-Yunus ve Ferid Ahmed’in kaleme aldığı 'İslam Sosyolojisi: Bir Giriş Denemesi', konusu itibariyle, sosyolojiye dair genel anlatılara kısa bir bahisten sonra din ve dinin etkileri üzerine yönelmiştir. Ülkü Tatar yazdı.

İslami bir düzen, ama nasıl?

Sosyolojinin İslamileşmesine dair çalışmalarıyla bilinen İlyas Ba-Yunus ve Ferid Ahmed’in kaleme aldığı “İslam Sosyolojisi: Bir Giriş Denemesi”, 1986 basımı bir kitaptır. “Çağdaş sosyoloji” ve “İslam sosyolojisi” diye iki kısıma ayrılan kitabın sunuşu ise Seyid Ali Eşref’e aittir.

İlyas Ba-Yunus ve Ferid Ahmed'in kitabı yazmalarındaki amacı anlamak için ismine bakmak yeterlidir. Bu amaç, “İslam Sosyolojisi” adına bir giriştir. Bu yüzden kitap konusu itibariyle, sosyolojiye dair genel anlatılara kısa bir bahisten sonra din ve dinin etkileri üzerine yönelmiştir.

Konuya en baştan başlanılmış, yani bir sosyoloji öğrencisinin, diploma almak için izlediği yoldan, edindiği bilgilerden kısa bir şekilde söz edilmiş, daha sonra sosyolojinin alanına değinilmiştir ve tüm bunlarla ilgili eleştirilebilecek konulardan da bahsedilmiştir. Sosyolojide evrenselliği bulamamak, bu alanda yapılan izlenimlerin yeterli olmadığı yerlerde başka çözümlere gidilmemek veya bu izlenimlerin akademideki bir bilgi birikiminin, bu vasfı dışında pratik hayattaki rolünü bulamaması gibi görüşler eleştiriler arasında yerini bulur.

Müslüman sosyologların tutumu

Sosyolojinin ortaya çıkışı ve gelişmesi, modern sosyolojinin eksik kısımları ve eleştirilecek noktaları hakkında birçok şey söylenebilir. Fakat burada anlatılmak istenen bu gelişim ve zamanın ilerlemesinde İslam adına sosyolojiye yapılan katkının miktarına ve ne kadar İslami bir sosyoloji yapabildiğimizi görmemiz gerektiğine dikkat çekmektir. Burada bu İslami yaklaşımdan dolayı taraflı olmakla suçlanılabilir. Ama zaten önemli olan, savunulan, taraflı olmaktır ve bir kimsenin yapması gereken, sosyal bilimleri kendi değerler çizgisinde geliştirebilmektir. Bunun mümkün olup olmadığı yahut doğruluğu ise başka bir tartışma konusudur.

Peki, sosyolojiyi İslami bir noktaya taşımakta Müslüman sosyologların tutumu ve bu konuda sosyolojiye katkıları nelerdir?

Bu soruya cevap ararken elbette bir sosyoloğun inancı her çalışmasına yansıyacak ve bütün amacı inançları doğrultusunda bir ilim yapmak olacak gibi sonuç ve düşünceye rastlayamayız. Ve zaten bir müslümanın yaptığı şeylerdeki amaç ve inanç bağlantısını yüzdelik hesaplarla açıklamak ve kesin sınırlarla çizmek zordur.

Ne için sosyoloji?

Sosyolojinin tabusu olarak adlandırılan 'tarafsızlık'la her konu ve araştırmada karşılaşılmıştır. Aslında bu tabu daha sonra milliyetçiliğe, yani sosyologların kendi bulunduğu sınırlar içerisine hapsolmuş, sosyologların bu alanı akademik kariyerleri için bir araç görmesi arasında sıkışmıştır. Batıda veya Doğuda bu tutumun yeri ve zamanı farklılık göstermemekte, tarafsızlık namına sosyologlarda bunlara benzer sonuçlara şahit olunmaktadır.

Müslüman ülkelerde, yapılan her şeyin amacını sorgulamaya yönelik sorulan “Ne için?”e verilen yanıtlar “İslam içindir”i barındırır. Yazılan yazılar, yapılan araştırmalar içerisindeki Kur'an ayetleri ve İslami bir söylemle bunu doğrulamak, çalışmaların kimliğini göstermek olsa da, bunlar İslami alıntılardan öteye geçemez. Sosyologlar bu İslami alıntı ve sloganlarına devam ederken, bir yandan da inanç ve fikirlerine aykırı sistem içerisinde rahatsız olmadan barınıyor, aslında hepsi mevcut sistemi benimsemiş bulunuyorlardır.

Bu benimseme hususuyla ilgili Seyyid Kutub’un “İslam'da Sosyal Adalet” isimli kitabındaki bir görüşüne parantez açmak isterim. Bu görüş içerisinde yetersiz kalan mevcut düzenin eksikleri belirtilmiştir. Vicdanlara dokunamamış bu düzene karşı adaletin insan vicdanında başladığı, aksine kanunların daha sonraki iş olduğu savunulmuştur. Bütün bunlara şahit olan ve her şeyin daha farklı olması gerektiğini bildiği halde bilmezlikten gelenler, bugün biz Müslümanlar İslami bir düzenin gelmesinin mümkün olmadığını kabullenmiş durumda olduğu sonucuna varılır. Zor, imkânsız, hatta artık bir ütopya olarak ifade edilen İslami düzen için şartların gereğini karşılayamama gibi açıklamalar yapılır. Bir nevi İslam'ın getirdiği kurallar yetersiz gözükür. Bugün yaşadığımız ortam bunu bize dayatmayı, Müslümanların dahi böyle bir sistemin gelemeyeceğini inanmasıyla başarmıştır.

İşte bu açtığım parantez, böyle bir zihniyetle yoğrulmuş Müslüman bir sosyolog için, yaptığı çalışmalarda Kuran'ı kaynak gösterse de, savunduğu, içinde bulunduğu düzen olacağına delildir. Nasıl bir İslami düzen olması gerektiği ise bambaşka bir konudur.

İşte bu yanlışları görebilen Mevdudi, Hasan El-Benna, Seyyid Kutub, Beşaret Ali, Ali Şeriati gibi nice isimler bu yüzden bu kadar önemlidir. Onlar Batı'nın bilgisini Doğu'nun sorunlarında çözüm olarak kullanmış ama Batılılaşmamışlardır. Sosyolojinin iki yönü olduğunu, ideal toplum ve ideal insan arasındaki ilişkilerini görmüş, bunun mücadelesini vermişlerdir. Bugün bu isimleri okuyan herhangi birine karşı mezhepçi, milliyetçi gibi olumsuz yaklaşımlar olmuşsa da, asıl yapılacak eleştiriler arasında bu isimleri tüketmekten ve aydınlanmamızdaki bir aşama olarak görmemizden öteye geçemememiz olmalıdır.

İslami bir düzen için deneme girişimi

İlyas Ba-Yunus ve Ferid Ahmed, sosyolojinin İslami bir zeminde temel ilkelerini çizmeye çalışmadan önce günümüz sosyolojinin konumunu öğrenmek ve değerlendirmek için güzel bir yaklaşım sergilemiştir. Bu şekilde yaklaşacağımız günümüz sosyolojisine öncelikle eleştirel bir gözle bakılması önemli olacaktır.

Bu yaklaşımla beraber ise İslam, Müslüman bir sosyoloğun yaptığı şekliyle gerçekliği anlamanın bir yolu ve yöntemi değil, daha çok toplumun kendisine göre şekillendirilmesi gereken bir idealler sistemi olarak algılanması gerektiğidir. Buna göre bilim adamının görevi, sosyal gerçekliği normatif bir çerçeveden hareketle yargılamak ve bu yargılamadan sonra, idealleri doğrultusunda dönüştürmektir (Canatan, Kadir, 2005, “Bilimde Yeni Arayışlar Çerçevesinde 'İslam Sosyolojisi'nin Temellendirilmesi”, Köprü Dergisi, 89. Sayı).

İslam'ı doğru bir ifadeyle anlatmak gerektiğini, o doğru ifadenin de “kültür” olduğunu belirten kitapta daha sonra İslam'ın hayat biçimindeki detaylarından bahsedilmiş, başka bir bölümünde geçen İslam toplumunun bir tasviri ile anlatılmak istendiği gibi bir düzen ve mevcut düzenden bu İslami düzene geçişteki sosyal değişime, Müslüman sosyologların payından bahsedilmek amaçlanmıştır. Kitap, Müslüman sosyologların bu değişim payındaki öneminden söz ederken, İslami bir sosyolojinin nasıl mümkün olabileceğine dair de cevaplar arayan bir giriş denemesidir.

Ülkü Tatar yazdı

Güncelleme Tarihi: 13 Aralık 2018, 14:39
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20