İslamcıların geç keşfedip erken kaybettiği isimler

Müslümanların bir dönem kitaplarını alıp okumadan kolilere kaldırdıkları kitapları yeniden hatırlamak... Mustafa Runyun yazdı.

İslamcıların geç keşfedip erken kaybettiği isimler

Düşüncenin sürekliliğinin bir medeniyetin ilim ve kültür mirasını devam ettirebilmek için ne kadar önemli bir mefhum olduğunu söylemeye gerek yok. Peki, sürekliliğin tek amacını devamlılığa indirgemek mümkün müdür? Yahut ne kadar sağlıklıdır? Bana kalırsa bu süreklilik vurgusunun bunun da ötesinde bir manası var. Süreklilik, bir bakıma geçmişi kaynaklar açısından doğrulayabilme, daha da önemlisi geçmişi görebilir kılan bir pencere vazifesi görmektedir. Bu süreksizlik meselesindeki bir diğer önemli husussa, Türkiye’deki modernizasyon tecrübesinin sonucunda yaşanan zihin dönüşümünden sonra, önceden yapılan tartışmaların hepsinin sanki daha önce hiç yapılmamış olduğu illüzyonudur.

Bir mirasın üzerine bir şeyler katarak onu zamanın değişimine dayanıklı hale getirmek, düşünme faaliyetini sığlıktan ve bayatlıktan kurtardığı gibi düşüneni “kendini tekrar çıkmazından” kurtaran bir süreçtir. Sanırım gelenek denen şeyi de bunların toplamından farklı bir şey olarak görmeye gerek yok. Peki, bu durumun Türkiye’deki Müslümanlar ile alakası ne kadar önemlidir yahut ne derece ilgi ve alaka seviyesinde olmalıdır? Bunlar fark edildiği üzere biraz muğlak sorular. Bu sebeple elde edeceğimiz cevapların da muğlak olması çok olası. Bu, ortada ilim ve fikir için anahtar olan soru(n)lara dahi tam sahip olmadığımızı gösteriyor. Eğer Müslümanların kültür dünyasındaki -en azından benim adlandırdığım şekliyle- çoraklığın ve üretim azlığının sebeplerini bulmak istiyorsak, bunun tarihsel süreç içerisinde kaba hatlarıyla nereye oturduğunu görmemiz gerekli.

Bu yazının amacı, sürekli bir süreksizliğe muzdarip olan Türkiye’deki Müslümanların –belki de daha doğru bir kavramsallaştırma olması amacıyla Türkiye’deki İslamcıların- 1980’lerden beri nereleri tartışıp, hangi yazarları çevirip okuduklarını tekrar hatırlamak olacaktır. Bunu bir açıdan, bir önceki neslin kütüphanesini antropolojik bir analize tâbi tutmak olarak görmek de mümkün.

Hangi isimleri tekrar gördüm?

Antropoloji ve arşiv hakikaten ilginç iki kavram. İbn’ül vakit misali insan, kendi yaşadığı dönemlerin izlerini taşıyor ve ne kadar yok etmek istese de kendine dair olan şeyleri, bir kere yaşanmış olan, insanlığın hayat damarlarından silinmiyor. Kendi evimdeki ve babamla yaşıt akrabalarımın kütüphanelerini pek çok kez incelemekle birlikte, bir bütünlük ve uyumu yahut tutarlılığı bulmak için dikkatli bir analize ilk kez kalkıştığımı söylemeliyim. Bu açıdan yazıda olmayan yazarlar ve çeviriler dışarıda bırakılmış değil, daha derinlerde kalmıştır sadece.

Unutulanlar adına ilk gözüme çarpanlar: Osman Bakar, İsmail Raci El Faruki, Muhammed Ahmed Enis, Zeki Kirmani, Fazlur Rahman, İlyas Ba-Yunus, Riaz Kirmani, E.F.Schumacher, Rene Guenon, Gai Eaton, Abdulkadir Es’Sufi, Meryem Cemile, Muhammed Esed, Frantz Fanon, Fritjof Capra, Malik bin Nebi, Fritjof Schunon, Muhammed Kutub, Nakib Attas, Yaşar Kaplan, Paul Harrison, Fernand Braudel, Immanuel Wallerstein, Sabahattin Zaim, Muhammed Bakr Es’Sadr, Şakir Kocabaş, Muhammed Abduh Mannan, Karl Popper, Paul Feurabend, Roger Garaudy, Mehmet Doğan, Abdulkadir Udeh, Abdülkerim Süruş, Murteza Mutahhari, Alexis Carrel.

Bilgi ve Metodoloji

Bu yazının temel fikrini bana veren asıl eser, Aralık 1991 yılında Fecr Yayınevi'nden basılmış bir kitap: “İslamî Bilimde Metodoloji Sorunu” (Fecr Yayınevi, 1991). Farklı isimlerin çevrilmiş makalelerinin derlenmesiyle oluşturulmuş bir eser. Yayına hazırlayan ve tercüme edenler tanıdık isimler: Dr. Mehmet Paçacı (tabi o zamanlar yeni doktoralı bir genç araştırmacı kendisi), Mevlüt Uyanık ve Dr. Mustafa Türker. Fakat daha da ilgi çekici olan husus, kitabın içerisindeki makalelerin sahipleri: Osman Bakar, İsmail Raci Faruki, Muhammed Arif, Şakir Kocabaş, M.Riaz Kirmani,Fazlur Rahman, İlyas Ba-Yunus, M.Zeki Kiramani, Muhammed Ahmed Enis.

İslamcılık adına bazı okumalar yapıp da bu isimlerin bazılarına aşina olmamak mümkün değil elbette. Bununla birlikte bu isimlerin ve başlattıkları tartışmaların yavaş yavaş Müslümanların entelektüel dünyasında kaybolduğuna da maalesef şüphe yok. Çalışmalarının derinliği ve kapsamlılığı ayrı bir tartışmanın konusu olmakla birlikte pek çok ilklerin temellerini atarak şu anda faaliyette olan Türkiye’deki ve dünyadaki pek çok ilmi kurumun modern dünyada hayata geçirilmesini sağladıklarını unutmamak gerekiyor. Kitap daha çok o dönem meşhur olmuş “Bilginin İslamileştirilmesi” meselesi ve sorunsalı üzerine kurulmuş. Batılı sosyal bilimlerden neşet eden bilgi bütünün ve modern dünyanın İslami ilim geleneği ve Müslümanların dünya görüşü bağlamında nasıl eleştiriye tabi tutulması gerektiği tartışılıyor.

Bu konuya girip de Farukî’den müstakil bir şekilde bahsetmemek olmaz. Burada artık neredeyse tamamen arka plana atılan İsmail Raci Faruki ve onun “Tevhid” (İnsan Yayınları, 1987) ve “Bilginin İslamileştirilmesi” (Risale Yayınları, 1985) kitaplarını anmak gerekiyor. Tarihteki modernizm kırılmasının, geleneğin anlamının ve tecdidin mahiyetinin ne olduğu üzerine kafa yoran Farukî’nin Türkiye’deki İslamcılara ve Müslümanlara sosyolojik anlamdaki etkisinin bugünü ve dünü anlamak için tekrar incelenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Daha kanaatkâr bir iktisadın mümkünlüğü üzerine

Bu çok yeni bir tartışma değil. Zaten bilindiği üzere iktisat kelimesinin kendisi bizatihi bir kanaatkarlık manasını içerisinde barındırıyor. Fakat son dönemde bu tartışmanın genel hatlarını Mustafa Özel’in 20 yıl önceki çalışmalarının çizdiğini söyleyebiliriz. Buradaki en önemli çalışmalarından biri de zamanında Keynes’i dahi etkilemiş olan bir ismi çevirmek olmuştur bence: E.F. Schumacher.

Schumacher ilginç bir isim. Batı iktisadını ve metodolojisini öğrenmesine rağmen Batı dışındaki irfanî bilgi ve hikmet geleneğine (Hint, Uzakdoğu, İslam gibi) vakıf olarak ahlaklı bir iktisadi yaşama sanatını üretmeye çalışmış bir 20.yy entelektüeli. Meşhur kitabı da “Aklı Karışıklar İçin Bir Kılavuz” (İz Yayıncılık, 1992). Bir süre Batı’daki ekonomistlerin bir kısmını entelektüel anlamda çok yoğun bir şekilde etkileyen bir isim olarak etrafında bir okul kurulmasını sağlayacak kadar derin düşüncelere sahip olan Schumacher, Batılı bilgi ve iktisadi tekniğin içindeki vahşi kapitalist unsurları temizleyip modern insanı hakikati tekrar arama ve tamahkârlıktan kanaatkârlığa yöneltmenin uğraşısı içerisine girmiş. Bir anlamda onun yapmaya çalıştığı, irfan ve felsefi düşünceyi bir kenara bırakmaya çalışan ekonomi disiplinini tekrar sosyal bilimlere yaklaştırmaya çalışmak ve materyalist bir perspektiften ziyade metafizik bir alana çekerek bu iki alan arasında denge kurmaya çalışmaktı. Fakat Schumacher’den kitap çevirisi ilk kez Mustafa Özel tarafından yapılmış değil. 70’lerin sonunda yazarın diğer bir önemli eseri olan “Küçük Güzeldir” (E Yayınları, 1979) kitabı Türkçe’ye “Aklı Karışıklar İçin Kılavuz”dan önce kazandırılmış.

Mustafa Özel’in yapmaya çalıştığı iktisadi metot üzerine olan çalışmaları ve projesi sadece Schumacher ile sınırlı kalmadı. Bilim ve Sanat Vakfı’nda yaptığı derslerde Karl Polanyi, Immanuel Wallerstein ve Fernand Braudel gibi iktisat ve ideoloji/düşünce tarihiyle ilgilenmiş olan entelektüellerden de çokça faydalanmış, kitap ve yazılarını çevirmiştir. Onların kavramsal örgülerini kullandığı yazıları, bu çalışmanın diğer bir ayağını oluşturmaktadır. Küçük bir not olarak belirteyim: Küre Yayınları'nın Mustafa Özel’in yazılarını, kitaplarını ve çevirilerini “Mustafa Özel Külliyatı” başlığı altında yeniden yayıma hazırlandığını öğrendim. Bu entelektüel durgunluk döneminde umarım bazı unutulan ve üzeri örtülen tartışmaların tekrar gündeme gelmesi için maksadın hâsıl olabileceği bir çalışma olur.

Biyoloji, Genetik ve Evrim

Bir dönem daha popüler olan biyoloji felsefesi ve genetik teorisinin kritiği üzerine çevrilmiş kitaplar da az değil. Bunların bir kısmı Müslüman ilim adamları, bir kısmı da Batılı akademisyenlerce yazılmış eserlerin çevirilerinden oluşuyor. Dr. Muhammed Ahmed Enis tarafından yazılan “Cinsel Ahlak ve Biyolojik Tehlike” (İz Yayıncılık, 1994) 90’larda İz Yayıncılık tarafından, Dr. Jonathan Wells tarafından yazılan “Evrimin İkonları” (Gelenek Yayınları, 2003) kitabı da 2000’lerin başında Gelenek Yayınları tarafından çevrilmiş bu başlık altındaki iki önemli kitap.

Batı, Modernite ve İrfan

Son yıllarda tekrar gündeme gelir gibi dursa da eskisi kadar önemi kavranamayan “tradisyonalist” gelenekten bahsetmek gerekiyor. Buradaki kilit figür Rene Gueonon elbette. Türkiye’ye Mustafa Tahralı hoca ve İsmet Özel’in çevirileri ile giren Rene Guenon, 1920-1940 arasında Avrupalıları pek çok yönden etkiliyor. Hatta Abdulkadir Es-Sufi İngiltere’de, Rene Guenon Fransız bölgesinde tebliğ faaliyetlerine başlıyor desek sanırım abartmış olmayız. Fransa ve çevresinde Guenon sayesinde hidayete ermiş pek çok insan olduğu söyleniyor. Sanırım şu an ikinci ve üçüncü kuşak Müslümanlar yaşamlarını o bölgelerde devam ettiriyor. “Modern Dünyanın Bunalımı” (Yeryüzü Yayınları, 1979), “Doğu ve Batı” (Yeryüzü Yayınları, 1980), “İslam Maneviyatı ve Taoculuğa Toplubakış” (İnsan Yayınları, 1989) ve “Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alametleri” (İz Yayıncılık, 1990), Guenon’un 80’lerin başından 90’lara kadar Türkçe’ye kazandırılmış önemli kitaplarıdır.

Avrupa’daki tradisyonalist gelenek içerisinde aslında bakıldığında pek çok insan var. Fritjof Schuon (İsa Nureddin Ahmed) ve Martin Lings (Ebubekir Siraceddin) bunlardan en bilinenleri. Şu an Martin Lings’i herkes İnsan Yayınları tarafından çevrilen “Hz. Muhammed’in Hayatı” eseriyle tanır. Fakat felsefi ve edebi derinliği olan ve Türkçe’ye 80’lerde kazandırılmış pek çok önemli eserinden bugün çok söz edilmemektedir: “Antik İnançlar ve Modern Hurafeler” (Yeryüzü Yayınları, 1980) ve “Onbirinci Saat: Gelenekler ve Tahminler Işığında Modern Dünyanın Ruhsal Bunalımları” (İnsan Yayınları, 1987) Türkçe’ye ilk kez kazandırılan önemli eserlerindendir. Schuon’a gelirsek, bu geleneğin kurucusu olmak gibi lider bir özelliği var. Onun kitapları da 90’larda çevrilmeye başlanmış ve İz Yayıncılık bu konuda öncü durumda: “İslam ve Ezeli Hikmet” (İz Yayıncılık, 1998) ve “İslam’ı Anlamak” (İz Yayıncılık, 1999).

O dönem İslam metafiziği, karşılaştırmalı dinler, Hint geleneği ve irfan konularıyla ilgilenenler Batı’da sadece Müslümanlar değil. Oryantalist bir amaç gütmeksizin bunu yapanlar da mevcut. Örneğin Lord Northbourn tarafından yazılan “İlerlemeye Farklı Bir Bakış” (İnsan Yayınları, 1989) ve “Modern Dünyada Din” (İnsan Yayınları, 1995) İnsan Yayınları tarafından Türkçe’ye 90’larda kazandırılmış kitaplar.

Seyyid Hüseyin Nasr’ı saymadan geçmek doğru olmaz. Fakat burada bahsetmek sanırım bir parça alakasız olacaktır, çünkü Nasr’ın çevirilerinin yaygınlığı ve popülerliği çevrildiği ilk dönemlerden şu güne kadar azalmadan devam etmiştir.

Bu bölüme son verirken, Avrupa’da azalan sufi akımların ve gittikçe artan radikal tavırların bugünkü şiddet hareketlerinde bir etkisi var mıdır, tartışmalı bir nokta ama bir etkisinin olduğunu da fark etmek gerekiyor.

Batılı Mühtediler ve Zamana Karşı Koyuşlar

Daha önceki bazı yazılarda Avrupa’daki ilk kuşak mühtediler kuşağından bahsetmiştim. Abdullah William Quilliam, Lady Evelyn Cobbold ve Ahmed Blas Infante bu kuşak arasında önde gelen bir kaç isim. 1940-1960 arası Avrupa’da ikinci kuşak mühtediler dönemi yaşanıyor. Bu isimleri ve Türkçe’ye çevrilmiş başlıca eserlerini söyle sıralayabiliriz: Gai Eaton - “İslam ve İnsanlığın Kaderi” (İnsan Yayınları, 1992); Abdulkadir Es-sufi - “Gariplerin Kitabı” (Yeryüzü Yayınları, 1979), “Cihad & Bir Temel Tasarım(Yeryüzü Yayınları, 1980) ve “Yüz Basamak” (Yeryüzü Yayınları, 1982); Meryem Cemile - “Batı Materyalizmi Karşısında İslam” (Cağaloğlu Yayınevi, 1962); Muhammed Esed - “Yolların Ayrılış Noktasında İslam” (Nur Yayınları, 1980); Roger GaraudyEntegrizm: Kültürel İntihar” (Pınar Yayınları, 1992), “Siyonizm Dosyası” (Pınar Yayınları, 1983), “Sosyalizm Ve İslamiyet” (Yön Yayınları, 1965), “Çöküşün Öncesi ABD” (Nesil Yayınları, 1997) ve “İsrail, Mitler ve Terör” (Pınar Yayınları, 1996).

Bu isimlerin hayatları ve Türkiye’deki Müslümanlara etkisini tek tek ele almak gerekiyor bence.

Modern, Modernite Eleştirileri, Kolonyalizm, Sekülerizm ve Bizi Mahveden Batı

Oryantalizm deyince muhtemelen Michael Foucault’tan çok çok daha önce akla gelen isim Edward Said olur. “Oryantalizm” kitabının ilk çevirisini 80’lerde Pınar Yayınları Alev Alatlı’ya yaptırmış olsa da, Metis Yayınları’nın kitabın telif hakkını almasıyla kitabın dağıtım ve tercüme hakkı Metis Yayınları'nda bulunuyor. Bununla birlikte Edward Said’in aramaya koyulduğu ve eleştirmeye çalıştığı “Batı’nın hegemonyası”, “sahte doğululuk” ve “kopuş” konularında yazılar yazan çağındaki tek insan o değil. Malik bin Nebi, Frantz Fanon, Muhammed Kutub, Nakib Attas, Paul Harrison, Alexis Carrel aynı yüzyılda eser vermiş isimler. Malik bin Nebi’nin yazdığı “Çağdaş Temel Konular: Medeniyet, Kültür, İdeoloji, Demokrasi ve Oryantalizm” (Bir Yayıncılık, 1983) ve “Sömürge Ülkelerinde Fikir Savaşı” (İnsan Yayınları, 1984); Muhammed Kutub’un yazdığı “Çağdaş Fikir Akımları” (İşaret Yayınları, 1986); Frantz Fanon’un yazdığı “Yeryüzünün Lanetlileri” (Burhan Yayınları, 1984); Paul Harrison’un yazdığı “Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması” (Pınar Yayınları); Nakib Attas’ın yazdığı “İslam Sekülerizm ve Geleceğin Felsefesi” (İnsan Yayınları, 1995); Alexis Carrel’ın yazdığı ve Ali Şeriatî ile birlikte anılan “Dua” (Yağmur Yayınevi, 1977) bir dönem Müslüman gençler tarafından çokça okunmuş değerli kitaplar.

Kapitalizm nerede durur?

Bir dönem eserleri çevirilere ve satın alınıp genç İslamcıların kütüphanelerine koymalara doyulamayan entelektüellerin sayısı oldukça fazla. Bu konuların başında kapitalizm ve piyasa eleştirileri geliyor. Immanuel Wallerstein'ın “Jeopolitik ve Jeokültür” (İz Yayıncılık, 1993), Fernand Braudel'in “Maddi Medeniyet ve Kapitalizm” (Ağaç Yayınları, 1991) ve “Medeniyet ve Kapitalizm” (İz Yayıncılık, 1996) kitapları bu konudaki önemli kitaplar. Bu isimlere rağbet Müslümanlarda azalmış olsa da Türkiye’de devamlılığını korumaya devam ediyor. Yani Türkiye’deki trende bakarsak İslamcılar bu isimleri geç keşfedip erken kaybetmişler.

İslam iktisadını popülere ulaştıranlar

Bir dönemin oldukça popüler olan konularından biri de kuşkusuz “İslam İktisadı” ve iktisat düşüncesi/felsefesidir. Ömer Lütfi Barkan ve Mehmet Genç gibi isimler Osmanlı iktisadi düşünce tarihi ve İslam iktisat tarihi bağlamında bir tartışmanın zeminini hazırlamış olsalar da, konuyu Türkiye’de popülere indiren ve aksiyoner bir tarzda ele alan isimler daha başkadır. O dönem İslam iktisadı bağlamında çevirisi yapılan kitaplara ve yazarlara örnek olarak gösterebileceğimiz isimler: Sabahattin Zaim, Muhammed Bakır Es Sadr - “İslam Ekonomik Doktrini” (Hicret Yayınları, 1980); Muhammed Abdul Mannan, Murtaza Mutahhari - “İslami İktisadın Felsefesi” (İnsan Yayınları, 1997)’dir.

Bununla birlikte 90’larda bu konudaki yazılmış Türkçe literatürdeki en önemli kitaplardan biri de Cengiz Kallek hoca tarafından yazılan “Hz. Peygamber Döneminde Devlet ve Piyasa” (Bilim ve Sanat Vakfı, 1992)’dır. Bu kitap daha sonra içeriği genişletilerek ve revize edilerek “Asr-ı Saadet’te Yönetim ve Piyasa İlişkisi” (İz Yayıncılık, 1997) tekrar basılmıştır.

İslam tarihini yeniden okuyanlar

90’larda İslam tarihini farklı bir metodolojiyle ve galiz bir oryantalizmi bir kenara bırakarak okuyan önemli tarihçilerin kitapları Türkçe’ye çevriliyor. Bunlardan en önemlileri Marshall Hodgson’un “İslam’ın Serüveni” (İz Yayıncılık, 1993) ve Albert Hourani’nin “Batı Düşüncesinde İslam” (Pınar Yayınları, 1996) kitaplarıdır. Bu konuda en çok üzüldüğüm nokta, İslam’ın Serüveni gibi önemli bir kitabın çevirisinin gerçekten çok kötü olması. Kitabın çevirisinin karmaşık yapısı ve kitapta bir komisyon tarafından çevrilmesinin getirdiği üslup farklılıkları her yerde kendini belli ediyor. Bu sebeple kitabın anlaşılması oldukça güç. Belki de bu kitapla ilgili daha da komik olan husus, kitabın İz Yayıncılık tarafından 1993 yılında yapılan baskısı hâlâ piyasalarda dolaşıyor olması. Benim tespit edebildiğim kadarıyla kitap daha sonra 2000 yılında bir daha basılmış ve hâlâ piyasada bulunabilirse 1993 baskıları bulunabiliyor ancak.

İslam ve Bilim Tartışmaları ve Bu Bağlamda Bilim Eleştirileri

Özellikle Pınar ve İnsan yayınevleri tarafından 90’ların sonunda çevirileri yayınlanmış önemli bilim felsefecilerinin eserleri mevcut. Bunların başında Paul Feyerabend’in Pınar Yayınları tarafından basılmış “Bilim Kilisesi: Özgür Bir Toplumda Bilim” (Pınar Yayınları, 1993), Karl Popper’ın İnsan Yayınları tarafından basılan “Tarihselciliğin Sefaleti” (İnsan Yayınları, 1985) ve Fritjof Capra’nın “Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası” (İnsan Yayınları, 1989) kitaplarını saymak gerekiyor. Mustafa Armağan’ın yayıma hazırlayarak Türkçe literatüre sonradan katkıda bulunduğu İnsan Yayınları'ndan çıkan “Gelenek ve Modernlik Arasında” (İnsan Yayınları, 1995) ve Etkileşim Yayınları'ndan çıkan “İslam ve Bilim Tartışmaları” (Etkileşim Yayınları, 2007) kitaplarını da unutmamak lazım elbette.

Bilim tartışmalarına diğer önemli bir katkı da rahmetli Şakir Kocabaş tarafından yapılmıştı. Bu konudaki literatürdeki en dolu ve orijinal kitaplardan biri olan “İfadelerin Gramatik Ayrımı” (Ekin Yayınları, 1984) onun tarafından yazılmıştı.

Bu yazıda çocuk, feminizm ve kadın, devlet, sistem gibi pek çok konu var bahsedemediğim. Bunun sebebi şu: Bu tartışmaların bir kısmı 80’lerde ve 90’larda başlamamış yahut güncelliğini kaybetmemiş durumda.

Bitirirken: Çevrilere söyletilmek istenen

Bitirirken aslında söylenmesi gereken çok şey var. Bu yazının kendisi artık yavaş yavaş unutulmaya başlayan tartışmaları ve Müslüman entelektüellerin çalışmalarını hatırlatmaya ve hatırlamaya çalışıyor. Buna eskiye vefa da demek mümkün, bugünü anlamlandırma çabası da… Bununla birlikte yukarıda geçen pek çok yazar ve kitap isminin ilk görüşte fark edilebilir bir manası var: 1970’ten 2000 yılına kadarki zaman zarfında ister çeviri, ister telif olsun Türkiye’de okunan ve üzerinde tartışmalar dönen yazarların ve eserlerin kahir ekseriyetinde yansıyan en bariz özellik, post-modern ve globalleşen bir dünyada ve modern iktisadi/neo-liberal söylemlerin tavan yaptığı bir ortamda alternatif arayışıdır. Bilimde, sanatta, iktisatta, düşüncede, tarih yazımında ve daha pek çok konuda bunu görmek mümkün. Bu faaliyetlerin ortaya çıkmasında ve çekici olmasında bu bahsedilen zaman zarfında dünya akademyasında hâkim paradigma haline gelen post-modern teorinin ve eleştirilerin etkisini yadsımamak gerekiyor.

Bu duruma ek olarak, bir bilinç ve algı kırılması yaşayan Türkiyeli Müslümanlar gelenek ve anlayışlarından tam olarak kopamadıkları için çevrilecek eserleri seçerken çoğunlukla önemli bir eklektizmin etkisinden kurtulamıyorlar. Bu basit bir mesele olarak düşünülmemeli. Durum bu haldeyken Müslümanların faaliyetleri tepkisellikten öteye gidemiyor ve bu sebeple, her hangi bir teorik zeminden de faydalanamıyorlar. Örneğin Karl Popper’ın “Tarihselciliğin Sefaleti” kitabı İnsan Yayınları tarafından çevrilmiş olmasına karşın, onun “Bilimsel Araştırmanın Mantığı” ve yahut Thomas Kuhn’un “Bilimsel Devrimlerin Yapısı” gibi önemli diğer bilim felsefesi eserleri herhangi bir Müslüman yayınevi tarafından ilgi görmemiş.

Elbette ki, çeviri faaliyetlerine girişen her kültür bunu belli bir seçime ve işleme tâbi tutarak yapar. Yani, niteliğine bakılmaksızın ne kadar yabancı eser varsa bunları çevirmek söz konusu bile değildir, en azından aklı başında kültür faaliyetlerinde bulunan toplumlar için. Bununla birlikte yukarıda da belirtildiği gibi Türkiye’de İslamcıların yaptığı 80’lerdeki ve 90’lardaki çevirilerin çoğu o dönemde dünya akademi camiasında bir trend olan post-modern teorilerin ve kritiğin çekiciliği bağlamında çevrilmiş. Ayrıyeten dönemsel ve gündelik ihtiyaçlara yönelik eserlere önem verilmiştir. Bu sebeple Feyerabend’in “Bilim Kilisesi” isimli kitabı bazı bölümleri çıkartılarak çevrilirken, bilimsel yöntem ve kültür üzerine yaptığı diğer çalışmaları önemsenmemiştir. Fakat çevrilen eserler, bu seçmeciliğin sonucunda eksik, güdük ve mesnetsiz kalmışlardır. Bu sadece bir takım yazarlar ve eserlerle sınırlandırılabilecek bir durum elbette. Bir şekilde metodolojinin kendisine bakılmaksızın hoşa giden sözlerin birkaç adım sonra nereye gideceğine önem verilmemiş; bu yüzden ortaya üzerinde asıldan çok yamanın olduğu bir düşünceler bütünü ortaya çıkmıştır. Post-modernizme sığınma uzun vadede Müslümanları daha fazla geleneksiz hale getirerek onların modern dünyadaki hakikat anlayışlarını flulaştırmıştır.

Son olarak bir de madalyonun “öteki” Müslümanlara bakan bir yüzü de var. Tradisyonalist gelenekten gelen Avrupalı mühtedilerin ve Şii entelektüellerin kitap çevirilerini düşünürsek de, onların fikirlerinin yayılmasından bir seviyeden sonra korkulduğu için sadece var olan ana akım görüşlere uygun olan kitapları çevrilmiştir. Ayetullah Humeyni’nin, Martin Lings’in, Rene Guenon’un ve Seyyid Hüseyin Nasr’ın bazı önemli kitapları da özellikle çevrilmemiştir. Bu durumu iyi yahut kötü olarak tanımlamak bir yana, bir seviyeden sonra Humeyni sanki Sünni bir âlim, Rene Guenon ana akıma bağlı bir Müslüman filozof ve Martin Lings de Anadolulu bir derviş gibi bir algı oluşturulmuştur.

 

Mustafa Runyun yazdı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2016, 13:58
YORUM EKLE

banner19