İslamcı hareketin romanını yazdı Ümit Aktaş

Ümit Aktaş'ın 'Kitabevi'ni okurken bireysel bir serüvene şahit olurken toplumun ve İslamcı hareketin de sosyolojisinden haberdar oluyoruz. Muaz Ergü yazdı.

İslamcı hareketin romanını yazdı Ümit Aktaş

Ümit Aktaş, camiamızın önemli kalemlerinden. Hem önemli hem de velud… Özellikle İslami hareketler, toplumsal hareketler araştırdığı, üzerinde çalıştığı ve söylediklerinin dikkatle dinlenilmesinin gerektiği alanlar. Sosyolojik çözümlemeleri, tarihsel ve toplumsal okumaları takip edilmeyi hak ediyor. Aktaş’ın serüveni sadece düşünsel bağlamla sınırlı değil. Edebiyatla, şiirle çok kavi bir bağı söz konusu. Şiir kitapları ve romanlarının da okunup değerlendirilmesi gerekir.

Aktaş’ın Kitabevi adlı romanı Ekim 2014 yılında Mana Yayınları tarafından okurların istifadesine sunuldu. Kitabı yalnızca bir roman olarak değerlendirmek sanırım eksik kalır. Sayfalarda ilerlerken kimi yerlerde varoluş sancısının yükseldiği bir felsefe kitabı, kimi yerlerde bir otobiyografik metinle karşılaşırız. Evet, kitabı okurken aynı zamanda bir toplumsal hareketin tarihini de okuyoruz. İslamcılığın… Bireysel bir serüvene şahit olurken toplumun ve İslamcı hareketin de sosyolojisinden haberdar oluyoruz. Yer yer yoğun metinlerle karşı karşıyayız. Kitabevi, adıyla da müsemma olduğu gibi kaderi kitabevi köşelerinde çizilen bir hareketi anlatıyor. Geleneksel değerlerle çatışma içinde olan, davalarından başka bir gerçek tanımayan ve zamanı geldiğinde toplumsallığın sert duvarlarına toslayan bir hareket. Varoluş sorunları, ferdin kendi kişiliğini inşa ederkenki yalnızlığı, beklentiler, kitapların çokça sevildiği, satırların hıfzedildiği…

İslamcılığın romanı Kitabevi

Ümit Aktaş, taşradan kopup gelen ve büyük şehirle yüzleşme esnasında aidiyet sıkıntısı çekenlerin yaşadığı kimlik bunalımlarını son derece başarılı tasvir ediyor. Felsefi ve sosyolojik okumalarının kazandırdığı avantajlarla ve bizzat bu süreci yaşadığından yazdıkları sakil durmuyor. Yabancı değil bu ortamlara. Bu sahicilik kitaba ayrı bir tat kazandırıyor. Evrenselin, var olanın, genel kabullerin ötesinde gerçekten bir şahsiyet kazanmanın, fert olmanın zorlukları ustaca anlatılıyor. Burada özellikle peygamberimizden bahsedilmesi, “mağara” metaforunun büyük kent için güncellenmesi ayrıca dikkat çekiyor. Yazar kendi mağarasının kitabevleri olduğunu, burada aslında inzivaya çekilmiş gibi olduğunu okuyucuya yansıtıyor. Türkiye’nin yaşadığı karanlık zamanların en koyularından 12 Eylül dönemi de “İhtilal” adı verilen bölümde işleniyor. İhtilalın getirdiği zorluklar ve sıkıntılar da…

Kitabevi, çok yoğun yaşanmış ama tarihi yazılmamış, kayıtlara düşülmemiş bir hareketi, İslamcılığı anlatıyor. Dergilerde, gazete köşelerinde kimi kırpıntılarına rastlayacağımız bu hareketin edebiyattaki izdüşümü sanki hiç yok gibiydi. Ümit Aktaş bu yokluğu gideren bir kitap yazdı. Kitabevi adlı romanı… Zaten bu hareketin kalbi kitabevlerinde çarpmıyor muydu? Kitaplar bir kitap değil soluk alınan vahalar değil miydi? Doğrularıyla yanlışlarıyla, zaman zaman pratikle çatışan ve kimlik kargaşası yaşatan bir hareketin satırlarda yeniden hayat bulması…

Roman bize bir hareketin içinde soluk aldırıyor, nasıl ki yazar kitabevlerinde soluk alıyorsa... Bir düşünsel seyahate çıkıyoruz. Hareket de var, bereket de… Teori de var pratik de… Aşk da var, nefret de… Yoğun yaşamlar da var, basit hayatlar da… Derin bir ah çekilen zamanlar da var, gülüp geçilen zamanlar da… İnsan var burada bütün doğruları ve hatalarıyla…

Muaz Ergü yazdı

Yayın Tarihi: 31 Ocak 2015 Cumartesi 11:42 Güncelleme Tarihi: 18 Mart 2021, 15:41
banner25
YORUM EKLE

banner26