İslam Felsefesi Tarihine Bir Bakış

H. Ömer Özden’in kaleme aldığı 'İslam Felsefesi Tarihi', İslam felsefesinin doğuşunu, kaynaklarını, önemli temsilcilerini, aralarındaki etkileşimleri ve felsefi hareketleri öz olarak inceliyor. Recep Şükrü Güngör yazdı.

İslam Felsefesi Tarihine Bir Bakış

Literatüre felsefe şeklinde giren “philosophia”, hikmet sevgisi manasına gelir. Felsefi bilgi, biriken bilgi demektir. Felsefenin metodu akıl ve tecrübedir. Hakikat ve kesin bilgi hiç değişmeyen ilkedir. Felsefe bütün bilimlerden yararlanır. Bilimsel verilerle çelişirse felsefenin hakikatten uzaklaştığı anlamı doğar.

H. Ömer Özden’in İslam Felsefesi Tarihi kitabında felsefesinin konusu, sınırları, temsilcileri ekolleri anlatılmaktadır. Kaleme alınan eserden bu alanın araştırmacıları yararlanacağı gibi edebiyat, estetik, ilahiyat alanlarında çalışanlar da çok faydalanacaklardır. Çünkü edebiyat, ilahiyat ve estetik felsefe olmadan çalışılamayacak alanlardır.

Felsefe, bilimlerin alanlarına ayrılmasına kadar bütün dallarla ilgilenmiştir. Mantık, psikoloji, fizik, kimya, matematik, coğrafya, tıp, tarih, astronomi, edebiyat gibi bütün dalları içine almıştır. Bütün bilgileri elde eden kişilere de filozof denmiştir. Günümüzde ise felsefe, ahlak, varlık, bilgi ve estetik değer alanları ile uğraşan müstakil bir alan halini almıştır.

Yunan felsefesinden önce de felsefe vardı

Batılıların epistomoloji dedikleri şeye biz marifet diyoruz. Bilgide, bilen ve bilinen iki temel unsur önemlidir. Bilginin kaynağı ve sınırı sorgulanmış, tartışılmış ve son olarak bilginin değeri ve gerçekliği ele alınmıştır. Felsefede metafizik konusunu ilk defa Aristoteles ifade etmiştir. İslam filozoflarının en çok işledikleri konulardan biri metafizik olmuştur. Günümüzde bu ifade daha çok ontoloji kavramı ile ele alınmaktadır. Ahlak değerleri ve estetik değerler olarak iki kısma ayrılan değerlerde suje ve obje arasındaki münasebet önemlidir. Ahlak felsefesi, iyi-kötü, güzel-çirkin kavramlarını ele alır. Ahlak felsefesinin ilk olarak Yunan’da ortaya çıktığı söylense de Uzakdoğu’da, özellikle Çin’de daha önceleri düşünce hareketlerinin olduğu bilinmektedir. Yunanlı filozoflardan önce Hindistan’da yüz on filozoftan söz edilmektedir. Felsefe ne zaman başlamıştır sorusunun en güzel cevabı “İnsan nerede ve ne zaman kendi düşüncesini kullanmaya başlamışsa, felsefe o zaman başlamıştır.” şeklindedir. Yazar, felsefenin bugünkü anlamda Yunan’da başladığını kabul ediyor ama felsefenin bir Yunan mucizesi olduğunu doğru bulmuyor. Çünkü Yunan felsefesinden önce de felsefe vardı. İlkçağdan başlayan felsefe ortaçağda Hıristiyan ve İslam felsefesi olarak ikiye ayrılmıştır. Rönesans, yeniçağ felsefesi şeklinde gelişimini sürdürdükten sonra çağdaş felsefe olarak devam etmektedir.

İslam felsefesi derken

İlk İslam filozofu Kindî’ye göre felsefe sonsuz şeylerin varlığını, nasıl ve nice olduğunu ve sebeplerini araştırır. Kindî, felsefe için “sanatların sanatı, hikmetlerin hikmeti” demektedir. Farâbî ise felsefeyi, var olmaları bakımından varlıkların bilinmesi olarak ifade etmiştir. İbni Sînâ, nesnelerin hakikatlerine bir insanın vakıf olabileceği kadar vakıf olmak, şeklinde tanımlamıştır. İbni Arabî ise nesnelerin hakikatlerini bilmek, onların var oluşları ve hüviyetleri hakkında hüküm vermek suretiyle insan ruhunun olgunlaşması olarak ifade etmiştir.

H. Ömer Özden’in İslam Felsefesi Tarihi’ne göre İslam felsefesi ile İslam dini kastedilmemiş, bir aidiyet ifade edilmiştir. İslam felsefesi bir din felsefesi değildir. Felsefenin neye, kime ait olduğu belirtilmiştir. Genel felsefede ne işlenmişse İslam felsefesinde de o işlenmiştir. İslam düşüncesinin bir bölümünü teşkil eden düşünceye İslam felsefesi denir. Müslümanların yaşadığı coğrafyada icra edilen felsefe İslam felsefesi olarak adlandırılmıştır.

İslam felsefesinin doğuşu ve kaynakları

İlk dönem Müslümanlar vahiyle muhatap oldukları için meselelerini vahiy yolu ile çözüyorlardı. Daha sonraki dönemlerde ise nakiller ve akıl devreye girmiştir. Örneği olmayan olayların çözümünde aklı kullanmaya başlamışlardır. Kur’an ve hadislerde aklı kullanmak üzerine çokça durulmuştur. İslam felsefesinin iki temel kaynağı vardır: Kuran ve hadis.

Muaz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak gönderirken Peygamberimiz (sav) ne ile hükmedeceğini sorar. Bu soruya Muaz, “Kuran, sünnet ve aklımla hareket ederim,” der ve Peygamberimiz (sav) de bu cevabı onaylar.

İbni Rüşd, ayetlerden, hadislerden ve Peygamberimiz (sav) döneminde yaşanan olaylardan felsefenin İslam’daki kaynaklarını ve bunlardan yararlanmanın önemini vurgulamıştır.

İkinci olarak İslam felsefesi tercüme edilen eserler vasıtası ile gelişmiştir. Hıristiyan devletlerde önceleri felsefe legal, din illegal iken kiliselerin hakimiyetinin artması ile durum tam tersine dönmüş, felsefe gizli okunan bir ilim halini almıştır.

İslam ordularının fethettiği bölgelerde Müslümanlar felsefe okullarına devam etmişler ve buralarda tahsil görmüşlerdir. Buralarda eğitim gören Müslümanlar kısa süre sonra kendi okullarını kurmuşlardır.

Yunan filozofları

İslam düşünürleri daha çok Aristoteles, Eflatun ve Yeni Eflatunculuk tesirinde kalmışlardır. İmam-ı Azam nasların sınırlı, olayların sınırsız olduğundan yola çıkarak kıyas yöntemini kullanmış ve rey okulunu kurmuştur.

İslam filozoflarını, düşüncelerinin dini inanca uygunluğundan dolayı en çok Eflatun etkilemiştir. Dünyanın bir gölge olduğu düşüncesi İslam flozofları tarafından kabul görmüş ve onun ideler nazariyesi hemen her filozof tarafından benimsenmiştir. Metafizik, ahlak ve siyaset alanlarında Eflatun; cevher, araz, madde, zaman, mekan ve akıl teorileri bakımından da Aristoteles etki etmiştir. 

Aristoteles’in “Organon” isimli eseri İslam dünyasında çok kabul görmüş, üzerinde çokça şerhler yazılmıştır. Aristoteles’e de “muallim-i evvel” ünvanı verilmiştir. Mantık alanında bütün İslam filozofları Aristocudur. Batı dünyası Aristo’yu İbni Rüşd sayesinde öğrenmiştir. Farâbî de felsefe alanında yaptığı çalışmalardan dolayı “muallim-i sânî” üvanını almıştır.

Yunan filozoflarının yanında Hint felsefesi de bizde etkili olmuştur. Özellikle vahdet-i vucüd, ruhların arındırılması, olgunlaştırılması konularında Hint felsefesinin tesiri olmuştur.

İslam felsefesinde ekoller

İslam felsefesi orijinal bir felsefedir. Fikir hürriyetine önem verir. Bünyesinde her türlü ekol, mezhep, fikir gelişme fırsatı bulmuştur.  Kur’an ve sünneti esas aldığı için kendine has bir düşünce yapısı geliştirmiştir. Cebriye, Mutezile, Meşşai, İşraki gibi düşünce ekolleri gelişmiştir. Sekizinci yüzyılda başlayan islam felsefesi on altıncı yüzyıldan sonra duraklamış ve kapalı devre gelişmiş, akleden insanın yerini nakleden insan almıştır. 

Tabiat felsefesi: Tabiatın yaratıldıktan sonra kendi haline bırakılıp bırakılmadığı tartışılmıştır. Dehriyyun ve Tabiiyyun olarak iki kolda gelişmiştir. Razi, bu ekolün en önemli temsilcisidir.

Meşşâî felsefe: Aristoculuğun öne çıktığı felsefedir. Metot olarak aklı esas alır ama Kuran ve hadisleri de ihmal etmez. Kindî, Farabî, İbni Sînâ bu ekolün önemli temsilcileridir.  Gazâlî ve Sühreverdî Meşşâî felsefeye karşı gelmiş, kendi düşünce yollarını geliştirmişlerdir.

İhvan-ı Safa: Bunlar gizli çalışan gruplardır. Birçok dine ve felsefeye açık durmuşlar, İslamiyet’i diğer dinleri de içine alacak şekilde yeniden inşa etmeye çalışmışlardır. Gizli gizli toplanmışlar, emin olmadıkları kişileri içlerine almamışlar ve Hazreti Ali’yi peygamber kabul etmişlerdir.

Tasavvuf felsefesi: Tasavvufa göre bilgi, müşahede ve mükaşefeye dayanır. Varlık konusunda vahdet-i vücud görüşü hakimdir. Gaye Allah rızasını kazanmaktır. İbni Arabi en büyük temsilcisidir.  

İslam felsefesi Endülüs’te de büyük gelişme kaydetmiştir. İbni Bacce, İbni Tufeyl, İbni Rüşd gibi önemli temsilcileri vardır.

Tarih felsefesi

Tarih felsefesi ifadesi ile yaşanmış geçmişin felsefesi ve tarihin felsefesi anlaşılmıştır. Geçmişte yaşanan olayların ne anlam ifade ettiği araştırılmış, bütün insanlığın geçmişini inceleyen felsefe kurmayı amaçlamıştır. Tarih felsefesi derli toplu ilk defa İbni Haldun tarafından ifade edilmiştir. İbni Haldun, Aristoteles’in üzerinde durmadığı bir felsefeyi yaptığını iddia etmiştir.

İslam felsefesi İbni Sina, İbni Rüşd, Gazali, Farabi, Cabir bin Hayyan gibi büyük filozoflar aracılığı ile Batı dünyasına tesir etmiştir. İbni Sina’nın kitapları Batılılar tarafından uzun zaman ders kitabı olarak okutulmuştur.

İslam Felsefesi Tarihi kitabı, böylece İslam felsefesinin tarihi gelişimini ele almış ve İslam filozoflarının yetişmelerini, gelişmelerini, etkileşimlerini işlemiştir. Felsefenin Müslümanlar arasındaki gelişimini ve kimler tarafından temsil edildiğini, felsefi düşüncenin hangi evrelerden geçtiğini ele alan eser konuyu öz olarak incelemiş ve okuyucuya bir tablo sunmuştur. İlk İslam filozofu Kindî, “Gerçeğe ulaşınca bu yöndeki fiilimiz sona erer.” düşüncesini ortaya koymuş ve bu fikirden hareketle Alman filozof Jaspers “Felsefe, yolda olmaktır.” demiştir. Hakikati buluncaya kadar felsefe yolculuğu sürer, sürmelidir. Felsefe yolculuğunu sürdürebilmek için de felsefenin tarihi gelişimini bilmek ve filozofların farklı fikirlerinden yararlanmak gerekir.

H. Ömer Özden, İslam Felsefesi Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları

 

Recep Şükrü Güngör

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2017, 14:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13