İslam düşüncesi özünü Kur'an'dan alan entelektüel bir birikimdir

İslam düşüncesi entelektüel bir gelenektir. Burhaneddin Tatar, Dem Yayınları etiketiyle yayımlanan “İslam Düşüncesine Giriş” kitabında bu entelektüel birikimin kaynaklarını, karakterini sorgulamakta ve modern dünyada karşılaştığımız sorunları anlamada kullanmanın yollarını aramaktadır. Hiva Nur Sarp yazdı.

İslam düşüncesi özünü Kur'an'dan alan entelektüel bir birikimdir

Prof. Dr. Burhanettin Tatar “İslam Düşüncesine Giriş" kitabıyla, İslam düşüncesine “giriş” mahiyetinde okurun sahip olduğu düşünce ufkunun sınırlarını aşmasını sağlıyor. Yazar farklı bir anlam eşiğinin önünde durduğunu ima ederek, okurun İslam düşüncesinin dışında olduğuna dair bir imaj çizer. Çizdiği bu imajla okurun zihninde yeni bir perspektif oluşturarak onu “İslam”a dair düşünce kalıplarından kurtarıp daha objektif bir bakış açısı kazandırmayı hedefler.

Yazarımız yaptığı çalışmanın amacını şöyle dile getirmiştir: “İslam düşüncesini zamansal, tarihsel ve diyalojik düşüncemizin bir partneri haline getirmek, onu modern dünyada karşılaştığımız sorunları anlamada bir eşik haline getirmektir.”

Kitap üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm “İslam Düşüncesinin Hermenötik Yapısı" başlığını taşıyor. Bu bölümde İslam dininin temel taşını oluşturan “Kur’an” ve okuru arasındaki bağlantıyı anlama çabası görülür.

İslam düşüncesinin temel karakterini anlayabilmek ona varlığını ve anlamını kazandıran Kur’an’ı anlamaktan geçer. Kur’an sahip olduğu beşerî dille kendisini anlayan insanların eylemelerinde tarihsellik kazanır. Sosyal gerçeklik alanında kendi alanını açan Kur’an, İslam düşüncesine dinamiklik kazandırır. Farklı okur kitlesiyle muhatap olan Kur'an, farklı şekillerde yorumlanabilmektedir. İslam’ın farklı coğrafyalara yayılması, İslam toplumunda yanlış okumalara sebep olmuştur. İslam toplumunda artan yanlış okumaların sebep olduğu yanlış yorumlar İslam dünyasının en büyük sorunlarından biridir. Kur’an’ın farklı okur kitleleri tarafından farklı şekillerde yorumlanması ve onun anlam boyutlarını kendi yorumları arasına sıkıştırıp diğer yorum tarzlarını dışlayarak, İslam düşüncesinde “küfür" sorununu ortaya çıkarmışlardır. Bunun altında ideolojiler yatar. Bunlar ekonomik, siyasi, dini vb. konularda çatışma sebebiyle ortaya çıkan ideolojik sınırlardır.

Kurumsal akıl gerçekleri kendi başına keşfedemez

Kitabın ikinci bölümünde "İslam Düşüncesinin Kurumsal Karakteri" sorunu ele alınmaktadır. İslam düşüncesinde, kurumsal akıl gerçekleri kendi başına keşfedemez. Aklın daima dış etkenlere ihtiyaç duyması ona pasif bir görünüm kazandırsa da akıl daima sorgulama ve kavrama halinde olduğu için o iradesiz değildir. Akıl daima gerçekleri anlama ve kendini mükemmele taşıma çabasındadır. Gerçekler aklın kavrayış sınırlarına hapsedilemez; aklın kendi sınırlarına hapsedilince içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönüşür.

İkinci bölümde ele alınan bir diğer konu ise İslam düşüncesinin zamansallık-mekânsızlık felsefesidir. Küfür ya da şirk İslam inancında gerçek bir mekana sahip değildir. Kâfir veya müşrik Allah'ın karşısında “öteki” olarak konumlanamaz. İslam inancında küfür ya da şirk, ilahi hakikatten uzak olma anlamında unutkanlığı, bilinçsizliği, yani insanın “Allah vechini” doğru olarak algılayamamasını ifade eder. Benzer şekilde şeytan, Allah karşısında “öteki” mekânın da değil yalnızca beşerin zaafları ve yanılgıları karşısında bilinçlenmemiş engel olan bir varlık olarak incelenir. Bu yaklaşımdan şu sonuca varıyoruz: İslam dışındaki diğer inançlara bağlı insanlar İslam dini ve Müslümanlar için öteki değildir. Allah karşısında öteki oluşturma çabaları İslam ve Müslümanlar tarafından reddedilmiştir. Tevhit inancına sahip olan İslam, tevhit kavramının getirdiği evrensellik anlayışını sınırlayacak bir “öteki”ne ya da öteki kavramının oluşturacağı ayrıma izin vermemiştir.

İslam düşüncesinin şekillenmesi üzerinde coğrafyanın etkisini unutmamak gerekir. Yaşadığımız şehrin sahip olduğu kültür ve gelenekler karakterimizi ve bakış açımızı şekillendirir. Bu yönüyle şehir kaderimizin bir parçası haline gelir. Yaşadığımız şehir bizim karakterimizi çizer ama özgürlüğümüze tamamen el koyamaz. Kısmi de olsa bir özgürlüğe sahibiz. Bu yüzden doğru yolu bulma ve doğru yolda olma sorumluluğuna sahibiz. Kendi gerçekliğimizi ararken yanlış hedeflere yönelirsek yanlış bir gerçeklik içinde ilerler ama tamamlanamayız.

Kitabın üçüncü bölümünde, İslam düşüncesinin bazı varoluşsal-estetik kaygıları ele alınmıştır. Bir şehrin kültürü, dili, içinde bulunan sanat eserleri o şehrin felsefesini yansıtan aynalardır. İslam düşüncesinin hâkim olduğu şehirlerin ortak dili İslam’dır ve bu şehirlerde bulunan eserler İslam'ı yansıtan birer ayna hükmündedir.

Sanat eserleri estetik haz vermenin yanında İslam düşüncesi açısından şirk tehlikesini de içinde barındırır. İnsanlar zaman içinde Tanrı’yı kendilerine getirmek için sanat eserlerini aracı olarak kullanmışlardır ve yaratıcıyı fiziksel bir nesne haline getirmişlerdir. İslam düşüncesinde Allah insana değil; insan Allah'a ulaşma çabasındadır. İslam, insana Allah karşısında bir sınır çizer. Tevhid dini olan İslam, Tanrı’yı insan ayağına getiren fiziksel sanat eserlerine karşı yerde ve gökte olan her şeyi Allah'ın sanatsal faaliyeti olarak göstermiştir. “İslam’da sanat, henüz bir başarı faaliyeti olarak tezahür etmeden önce Allah'ın bir faaliyeti olarak takdim edilmiştir.”

Kadın Kur’an’da farklı sembollerle anlatılır

Kitabın üçüncü bölümünün son konusu “Kadın Varlığıyla Yeniden Yüzleşme Zemini Olarak Kadın Düşüncesi"dir.

En az erkekler kadar farklı potansiyellere sahip olan kadın, Kur’an’da farklı sembollerle anlatılmıştır. Bu sembollerden biri Hz. Meryem'dir. Okur bu sembolik karakterlerle kendini özelleştirip kendi hayatına dair dersler çıkarabilir. Kur’an’daki sembollerin çokluğu ve farklılığı kadınların belli bir kural altına sokulmayacak potansiyellere sahip olduğunun göstergesidir. İslam düşüncesinde kadınlar sadece sembolik karakterler değil tarihe etkisi bulunan “tarihsel gerçeklik” olarak yüzleşilmesi gereken varlıklardır. Bu sembollerin amacı “ön anlama” oluşturmaktan ibarettir.

Perspektif ve yorum farklılığının çokluğunun etkisiyle İslam düşüncesi, sürekli dönüşümlere ve yeni anlam açıklamalarına maruz kalır. Bu dönüşümler günümüz Müslümanların farklı karakterlerini, yaşam tarzlarını ve dünyayı algılama biçimlerini açığa çıkarır. İnsan karakteri, kültürün etkisiyle şekillenen bir süreç olarak görünsede tek tipleştirilemez bir farklılaşma eğilimi gösterir. İslam düşüncesi, insan zihninde ve karakterinde görülen farklılıkları ve bu farklılıkların çokluğunu kabullenmiş ve onunla bir diyalog içine girmiştir. İslam’ın kutsal metinleri karşısında kendini muhatap kabul eden İslam düşüncesi, İslam düşüncesi diye tek bir şeyin olmadığı ve onun kendi içinde zaten karşılıklı bir konuşma ve iletişim süreci olduğunu gösterir. Yazarımızın temel amacı okuru, İslam düşüncesindeki diyalog ortamına sokmaktır.  “İslam’ın günümüz dünyası içinde aktif bir tarihsel rol oynamaya devam etmesi bile insanların İslam düşüncesi denen diyalojik ortama katılmaları için yeterli bir tarihsel nedendir. Zira o, farkında olalım ya da olmayalım, varlığımızı ve karakterimizi şekillendiren bir ontoloji, tarihsel hadisedir.”  

Hiva Nur Sarp

Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2020, 17:08
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26