Işka sığmaz dil-ile şerh ü beyan/Ârif olana oldu mâyi âyân

"Belh’de dünyaya teşrif eden Hz. Mevlâna ve babası Bahaddin Veled bu topraklara kadar gelmiş (1228), büyük bir ihtiramla, her uğradığı beldede ileri gelenler tarafından da hürmetle karşılanmıştır. Dili Farsça olduğu için İran, doğduğu yer Belh olduğu için Afganistan-Tacikistan, hatta lakabı Rumî olduğu için Yunanistan dahi o sultana “O bizimdir” diyerek sahiplenmiştir." Arzu Bosnevi yazdı.

Işka sığmaz dil-ile şerh ü beyan/Ârif olana oldu mâyi âyân

Prof Dr. Sadettin Ökten Hocamız bir sohbetinde şöyle der; “İslâm tasavvufu, nefsi disipline etmeyi, kalbi saflaştırmayı ve hizmeti merkeze alarak Allah’a yaklaşmayı hedefliyor. Kişisel gelişim ise nefsin tahriki, hırsın ateşlenmesi, dünyevi varoluşu kanıtlayan servet birikimini amaçlamaktadır”.

Psikiyatrist Prof Dr. Kemal Sayar da kitap hâlinde neşredilen bu sohbetlerden birinde, “Psikiyatride doktora yapmak üzere İngiltere’ye giden bir arkadaşımıza orada rastladığı bir hoca, ‘buraya kadar boşuna gelmişsiniz sizin Hz. Mevlana’nız var onu yazın, onu araştırın’ der”.

Bizim büyüklerimizin manzum eserleri de okundukça, anlaşıldıkça derde deva ve şifa cevaplar verir;

“Çille-i merdânı her kim ki çekerse merd olur/ Mısra sultan olmağ-imiş meks-i (durma) zindândan garaz” der Kuddusi Hazretleri.

“Kalbe hiç koyma keder/ Hak aşkını kıl rehber/ Allah her zaman eder/ Bizi imtihan kızım” der Konyalı Veysel Öksüz “Kızıma” şiirinde.

“Kendi bilir kendi görür hâlimi/ Gün be gün artırır âhuzârımı/Kimden kime sunam arzuhalimi/ Yine benim hasbi hâlim yâredir” der Salih Baba Hazretleri.

Menakıb-ı Mevlana’da daGül olur mu ki olmaya harı / Bülbül olur mu ki etmeye zârı” der bir yerde. Ve böylece gönle ulaşır, teselli eder, acıyı hafifletir onların bu sözleri.

İşte Belh’de dünyaya teşrif eden Hz. Mevlâna ve babası Bahaddin Veled bu topraklara kadar gelmiş (1228), büyük bir ihtiramla, her uğradığı beldede ileri gelenler tarafından da hürmetle karşılanmıştır.

Nur-ıla tolmışdı o dem Yunan

Konya’daydı ‘Alaad-din Sultân

Dili Farsça olduğu için İran, doğduğu yer Belh olduğu için Afganistan-Tacikistan, hatta lakabı Rumî olduğu için Yunanistan dahi o sultana “O bizimdir” diyerek sahiplenmiştir.

Kütüphanelerimizde müellifine “yaz” emri gelmiş yazmış, söyle emri gelmiş söylenmiş, manevi bir işaret alınarak neşredilen öyle çok eserler vardır ki yüzyıllarca kıraat edilmiş bugün de hâlâ okunmaktadır. İşte bunlardan biri de Lokmani Dede’den Menâkıb-ı Mevlânâ. 1500’lü yıllarda yaşamış olan Lokmani Dede Konya’da Mevlâna türbedarlığı yapmış. Bir gece rüyasında bir menakıb hazırlama hususunda manevi işaret alır ve sonra bir iştiyak içine doğar.

Belh’ün ulularını her ne ki var

Cem idüp rüyasın ider izhâr

***

Emr idem kullarıma cem olalar

Her biri eline kalem alalar

                     Cümle yeri deniz ile ezeler

                     Tâ kıyamete dek eger yazalar

“Menâkıb” Arapçada “menkaba” kelimesinin çoğulu olup bir insanın fazilet, hüner ve meziyet gibi övünülecek vasıflarını dile getirir.

***

Lokmani Dede, Sultan Bayezıd adına kaleme aldığı menkıbelerini manzum şeklinde bir araya getirir. Risâle-i Sipehsâlâr, Menâkıb-ı Hüdâvendigâr ve Eflâki Ahmed Dede’nin Menâkıbu’l Arifin adlı eserini çevirmiş ve padişaha sunmuştur.

Sıdk-ıla Mesnevi’yi aldum ele

Tâ görem işbu niyyete ne gele

Dimişem yâ müfettihü’l- ebvâb

Bu tefa’ülden açılur niçe bâb

Işk-ıla sırrı benden itdi beyân

Az ola bir sözüne yüz bin cân

Bir dua-nâmedir murâd olınan

Hep Hüdâ’ya duadadır kul olan

***

Harem-i türbe içre işbu kelâm

İki yılda yazıldı oldı tamâm

Olıcak hicretün tokuz yüz onı

Işk-ila yazdı işbu bende bunu

Âlemün şâhı Bayezıd-zeman

Lutfı birle münevver oldı cihân

Prof. Dr. Halil Ersoylu Hocamız tarafından hazırlanan Menakıb-ı Mevlana adlı eser 2001 yılında TDK tarafından basılmış çok kıymetli bir çalışmadır.

Lokmani Dede’nin Menakıb’da İstanbul’un fethine dair manzumesinden sizin için seçtiğimiz birkaç beyit şöyledir:

Degdi Sultan Muhammed’e ol taht

Hak ana virdi adl u devlet ü baht  

Şehr-i İstanbul’a gaza eyler

Dinle ol padişahı kim ne’yler

Kuru yerde gemi yüritdi o şâh

Gördi kâfirler anı itdiler âh

Gaziler tekbir idüp itdi hurüş

Tağlara avâze düşdi cûş

Kıldırlar Aya Sofya içre namaz

Niceler ettiler orada niyaz

Şehr-i Konstantin’i eder mamur

Adlı-y-ıla cihân olur pür-nûr

Şark-ıla garba doldu adli dâdı

Halk-ı Rûm’a irdi ışkıla şâdi 

Cenâb-ı Allah insanı yaratırken, ona can verirken Cebrail’e, Mikail’e, İsrafil’e sırasıyla hemen bir avuç toprak getirmesini istedi. Melekler zemine inerler fakat toprak alamadan geri dönerler. Ve görevini hakkıyla yerine getiremedikleri için afv u mağfiret dilerler. Toprak da ah u zâr etmekte bağışlanmayı dilemekte ancak ele geçmez kendini esirger.

Cebrâil ü Mikâil ü İsrâfil

Bir avuç hâk alamadılar bil

Sıra Azrail’e gelir, Azrail de toprağa dil döker;

Her ki onu emrine muti olısar

Her ne maksûd var-durur bulısar

          Lutf-ıla Hak cemâlini göriser

              Daima Mustafa-yıla olısar 

Ne kadar kaçsan iriserdür ölüm

Emr-i Hakdur bu dirlig-ile ölüm

Tüm meleklerin huzurunda heybetli bir biçimde Azrail toprağa elini uzatır ve bir avuç alarak yola revan olur. O toprak ki içinde nice cevher nice maden vardır. Hak Teâlâ o toprağı Yemen iklimine Taif’e götürmesini söyler. Bundan maksadın ne olduğunu melekler de merak eder.

İşbu hor topraka nedür izzet 

Tâlib oldukça gösterür rağbet

Bilmediler ki n’idiser hâki  

Ruh virüp seyr idiser eflâki

Felekten, semadan, esrarından bahsedilir. Bulutlar biraraya gelir ve ardından Hak emriyle gök gürler, şimşekler çakar. Nice bin yıl yağmurun ardından toprak çamur haline gelir.

Rad nara urup iner baran

Işk-ıla âb hâk olur yârân

Çünki ol câmı hâk alup içdi 

Mest ü hayrân olıbanun geçdi  

Cenâb-ı Hâk; “Ben insanı balçıktan yarattım, sonra ona ruhumdan üfürdüm” diyor ayette. Hâk Teâla Cebrail’e bu çamurun kalıbını Âdem suretinde düzmesini söyler. Cebrail de diğer meleklere üstad olur.  Aşk ve sıdk ile Ademin kalıbını inşa ederler. Ancak suret ve kalbin inşası onlara ait değildir. Cenab-ı Hak ademin yüzünü kudret eliyle nakşetmiştir.

Oldılar işbu işde ser-gerdan 

Nakş-ı süretde kaldılar hayrân

Kudret elile nakş ider yüzüni

Gönül içinde gizledi özüni 

Hikmetin yüzde kodı ol Sübhan

Göricek âşıkân kalur hayran

Etti âdem’e çok âtâ mabûd

Ol sebebden vücûdı olur mescud

Ve böylece insan yaratıldıktan sonra Hak Teâla meleklere;

Dir halife idiserem anı

Şimdiden sonra giriser cânı

Buyuram ana idesiz secde

Anı sevenünüz gele vecde 

Âkıl olan bu sözden aldı sebak

Bir avuç hâke ne oldu ışk-ıla bak

Hz. Yunus da şöyle seslenir; "Topraktan yaratıldın yine topraktır yerin/ Toprak olan kişiler n’ider bu alâmeti." Azrail bir avuç toprakla başlayan Âdemin yaradılışında o toprağı getiren melektir. Yine Adem’in dünya hayatından çekilmesinde Azrail’e ruhun kabzedilmesi görevi verilmiştir.

Didi Hak ben bilem anun hâlin

Emr idem sana alasın canın

Hâkin aldun canun dahı alasın

Vadesi saatinde tiz gelesin

**** 

Dünya nöbetinde olduğumuz bu âleme gelmişiz ancak başıboş da bırakılmamışız. Allah’ın yardımını her daim niyaz etmişizdir. Ahsen-i takvim üzere yaratılan insana da yeryüzünde hakkaniyetle hayat sürebilmek için Peygamberler rehber olmuş.  Peygamberlere de Cenâb-ı Allah, Cebrail âleyhisselam ile vahiy yoluyla kendini bildirmiştir. Cebrail âleyhisselam Hz. Âdem’e on kez, Hz. Nuh’a on beş kez, İki kez Hz. Şit’e, Dört defa Hz. İdris’e, Hz. İbrahim’e kırk, Hz. Davud’a onbir, dört yüz Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya on kez inmiştir. Fahr-ı âlem Muhammed Mustafa Efendimize de yirmi yedi bin kez göründüğünü Menâkıb-ı Mevlânâ’dan okuyoruz.

İndi yigirmi bin yidi bin i yâr

Her birinde görindi bin esrâr

**** 

Efendimizin miracında Cebrail’le karşılaşır. Miraç da iki ruh vardır ki, Bunlardan biri Hz. Üveys, diğeri de Hz. Mevlana Celalaeddin Hazreleri’dir.

Çünki bu canibe sefer kıldum

Cebrail’ün makamına geldüm

Cebrâil karşu geldi virdi selâm

Geçdi anunla anda niçe kelâm

Sordum ol dem iki ruhı ana

Dir Üveys-idi biri geldi sana

Didi ol ruhdur Celâleddin

Di Ebu Bekr’e gözleri aydın

Eserin en başından bize zevk ve şevk veren seçtiklerimizi bir parça tattırmak için paylaştık. Kitap kütüphanelerimizden de temin edilebilir. İsm-i şerifi geçenlere Fatihalar okunsun, himmetleri hazır ola.

Arzu Bosnevi

Yayın Tarihi: 02 Eylül 2022 Cuma 10:00 Güncelleme Tarihi: 02 Eylül 2022, 23:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nursen Gümüş
Nursen Gümüş - 3 hafta Önce

Çok güzel bir yazı olmuş. Gönlüne bereket olsun.

banner19

banner36