İsim Babalığını Akif Emre'nin Yaptığı Bir Kitap: Bir Şehrin Hafızası

Azımsanmayacak bir gayrimüslim nüfusu barındıran Kayseri, Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan isyan ve ihanet hareketleri nedeniyle bir tedbir, teyakkuz ve güvensizlik eğilimi içinde olmuştur. Bu özellikler Kayseri’de milli ve İslamî kimliği her zaman canlı tutan bir gerilim zemini oluşturmuştur. Fatih Pala yazdı.

İsim Babalığını Akif Emre'nin Yaptığı Bir Kitap: Bir Şehrin Hafızası

Nefes alıp verilen, üzerinde yıllar yılı hayat sürülen ve belki sınırları içerisinde doğulan bir şehrin üzerine düşünmek, konuşmak, yazmak demek; onu önemsemek, ona değer vermek, ona verilen bu önem ve değerin yalnızca kendinde kalmamasını istemektir. Bu işi, genellikle o şehrin düşünen, kaygı çeken, fikir ve eylem üreten sakinleri üstlenir. Bir vefa borcu meramıyla koyulurlar bu yola.

İç Anadolu’nun ticarî ve sanayi şehri Kayseri’nin sosyokültürel yönünü ele alan Bir Şehrin Hafızası kitabı, işte tam bu bahsettiğimiz vakıaya iyi bir misaldir. Editörlük yükünü Faruk Karaarslan ile Mustafa Derviş Dereli’nin omuzladığı kitap, Büyüyen Ay Yayınları etiketiyle okura sunulmuş ve isim babalığını da Mayıs 2017’de vefat eden rahmetli Akif Emre yapmış. Bununla, aynı zamanda Kayserili olan Emre’ye vefaşinaslık yapmış oluyor eserin emektarları. Sağlığında yayın danışmanlıkları vazifesini üzerine aldığı Şehir ve Düşünen Şehir dergilerinin de yine isim babalığı Emre’ye aittir. Bununla birlikte bu kıymetli eser de Akif Emre’ye ithaf ile okuyucusunu selamlıyor.

Bizim kurduğumuz ama mekânlarında, binalarında, estetiğinde, değer dünyasında kendimizi bulamadığımız şehirlerde yaşadığımızdan dem vuran kitap, deyim yerindeyse, bir hafızayı yok sayma hikâyesinin içerisinde olduğumuzu belirtiyor. Kayseri şehrinin hafızasını ortaya koymayı amaçlayan çalışma, bu şehrin sokaklarında, mahallelerinde, dağlarında, tarihî eserlerinde dolaşan her bir yazar ve edibin kendini anlamasının ürünü. Yani şehre dair kalem oynatanların unuttukları ve hatırladıklarıyla beraber bir şehre şahitlik etmek denilebilir bu kitabın serencamına, editörler nazarında.

Kitabın hikâyesi

Kitabın ya da bu şehrin hafızasının kodlarını kalıcı hale getirme ameliyesinin hikâyesi için şunları söylemiş editörlerimiz: “Bu çalışmanın hikâyesi, bir öğrenci evinin balkonunda Kayseri’ye dair ulusal ölçekli yapılan çalışmaların neredeyse tamamının ideolojik bir okumayla gerçekleştirilmiş olmasının sitemiyle başladı. Bizim nazarımızdan, Kayseri’yi anlamak; Kayseri’nin siyasetini, kitapçılarını, çarşılarını, yayım dünyasını ve şehri kuran daha birçok unsuru anlamaktan geçmekteydi. Bu şehrin, sosyolojik bir gözle yeterince incelenmemiş olması ve şehre dair akademik çalışmaların kıtlığı, sitemimizin bir başka merkezi boyutunu oluşturmaktaydı. Bu sitemlerin mesuliyeti gereği, Kayseri şehrini anlamaya yönelik editoryal bir çalışma fikri hâsıl oldu.”

Akif Emre’nin “Şehirlerin Hafızası” başlıklı yazısıyla başlayan eserde toplam 13 yazı kaleme alınmış. Her biri şehr-i Kayseri’yi farklı bir boyutuyla ele alan yazılar içerisinde bizi kendine en çok çekenlerden birisi, Celaleddin Çelik Hocanın, “Kayseri, tarihsel süreçte fiziki, coğrafi, demografik ve kültürel özelliklerini avantaja dönüştürmeyi bilen bir şehir olarak farklılaşmıştır” cümlesini kurduğu “Kayseri’de Sosyo-Dini Kültür ve Şehir Dindarlığı”adlı makalesi oldu. Çelik, Kayseri’de dinî hayatın kodlarını anlamak için, birkaç noktaya özellikle dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyor. Kayseri’de öne çıkan milliyetçi-dindar görüntünün, tarihsel ve jeo-stratejik temellerini bilmeden onu tanımanın zor olacağını ifade eden Çelik’e göre, öncelikle Kayseri’nin dinî dokusu, geleneksel yapısı ve her şeyden önce tarihi, Selçuklu ve Osmanlı kökleriyle birlikte, Cumhuriyet döneminde belirginleşen muhafazakâr-milliyetçi karakterinde şekillenmiş oluyor.

Çelik, Kayseri’nin gelenekçi kodlarının bu kadar belirginleşmesini açıklayan bir diğer özelliğinin de demografik yapısında gizli olan tarihî birikim ve gerilimin olduğunu söylüyor. Azımsanmayacak bir gayrimüslim nüfusla asırlarca iç içe olan Kayseri şehir kültürü, Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan isyan ve ihanet hareketleri nedeniyle bir tedbir, teyakkuz ve güvensizlik eğilimi içinde milli-İslamî kimliği her zaman canlı tutan bir gerilim zemini olmuştur.

Kayseri’nin, coğrafi yapısı itibariyle fiziki bakımdan çok verimli ve geniş arazilere sahip olmamasını da ayrıca ele alan Çelik, kırsal ziraî hayatın fazla gelişme imkânı bulamadığı bu coğrafyada yer tutan Türkmen boylarının ve Avşar göçmenlerinin şehir nüfusundaki asabiyeci ağırlığı, milliyetçi eğilimleri daima canlı tuttuğunun altını çiziyor.

Kayseri’nin oturma geleneği

Celaleddin Çelik Hoca, Kayseri şehir kültürüne hâkim olan ve dinî hayatı etkileyen âdetlerin başında gelen oturma geleneğine değinmiş. Oturma geleneği, Kayseri’yi, adeta bir aile, akraba ve komşuluk bağları üzerinden cemaatlerin geniş ağ ilişkilerine dönüştürmüştür. Aile, akrabalık, komşuluk, hac ve umre arkadaşlığı, cemaat, ideoloji ve meslektaşlık gibi bağlar etrafında oluşan oturmalar, dayanışmacı bir ağ sistemini oluşturur. Akrabalık ve ideolojik saiklerle bir araya gelmeler, bir noktada siyasetten ekonomiye kadar şehrin gündelik ve sosyal hayatına katılımı sağlar. Hatta gerektiğinde sosyal hayata müdahaleyi doğuran bir güç kaynağı haline bile gelebilir bu meşhur oturmalar. Çelik, oturma geleneği çerçevesinde Kayseri’yi iyi okumuş gerçekten. İçeriğinde ilmî, fikrî ortam kurmanın olmasının yanında, haftalık veya aylık olarak bir araya gelmenin, görüşmenin, hasret gidermenin, memleket meselelerine eğilmenin de adresi oluyor bu oturmalar.

Dursun Çiçek’in, “Erciyes, özelde Kayseri, genelde Anadolu insanı için her bakımdan belirleyici olmuş, onun sosyal ve kültürel yaşamının merkezine oturmuştur. Erciyes, kimi zaman Yüce Allah’ın tecelli ettiği bir yüce dağ, kimi zaman bereketin timsali, kimi zaman mukimlerini barındıran bir çadır, kimi zaman aşkların sembolü, kimi zaman da yalnızların dostu ve arkadaşıdır.” dediği “Erciyes Dağı’nın Kayseri Kültürü ve Toplumsal Hayatına Etkisi” başlığını taşıyan yazısı da ayrıca söz edilmeye değer çalışmalardan. Şairlerin, hikâyeci ve romancıların, ressam ve sanatçıların ya da ozanların eserleri üzerindeki Erciyes etkisinin çok belirgin olduğunu söylüyor Çiçek. Bu anlamıyla Erciyes’in; şiirlerin, kitapların, fotoğrafların, eserlerin adı olarak hem edebileştiğini hem de ebedileştiğini aktarıyor. Çiçek’e göre, eserinde Erciyes’in simgesel ve sembolik gücünü gören sanatkâr için bu edebi ve ebedileşme unsuru, kimliksel bakımdan ayrı bir öneme sahip. Kayserili için kendi kimliğinde Erciyes’in belirleyici olması, bir farklılık ve ayrıcalıktır.

Çiçek, “Erciyes’in dini anlamdaki simgesel boyutu en baskın olanıdır.” diyor ve şunları ekliyor: “Antik dönemden bugüne Erciyes, dinî toplulukların ve inanma biçimlerinin önemli sembollerinden biridir. Tanrılar savaşından evliya menkıbelerine, velilerin ikametgâhı olmaktan delilerin mekânı olmaya kadar Erciyes’e verilen dinî anlamlar hala yaygındır. O, kimi zaman Yüce Allah’ın tecellisi, kimi zaman da ‘üstün insanların (aziz, veli, derviş, peygamber)’ ismiyle sembolleşen bir mahiyete sahiptir.”

İslami yayıncılık kültürü

Kitabın ilerleyen sayfalarında, “Kayseri’de İslamcı Yayıncılık Kültürü” başlığı altında güzel bir inceleme yazısı sunan Metin Eken, Kayseri’de yerel düzlemde İslamcı televizyon yayımcılığının ilk örneklerinden olarak 1992 yılında kurulan Hilal-1 TV’yi gündem edinmiş. Bu kanal; Kur’an dinletileri, Kâbe görüntüleri ve ilahilerle yayınladığı tarih göz önünde bulundurulduğunda Kayseri’de ciddi bir etki uyandırmış. Hilal-1 TV tecrübesi ve Kayseri’de bıraktığı etki, farklı kesimlerden İslamcıları da televizyon ve radyo kurma çabasına yöneltmiş; Elif TV gibi. Kayseri’de İslamcı radyo yayımcılığı bakımından zikredilmesi gereken örneklerden birisinin 1993’te kurulan Birlik FM olduğunu ifade ediyor Eken. Gazetecilik, kitap yayıncılığı ve dergicilik gibi alanlarda tecrübe sahibi ekipler tarafından kurulan radyo, kısa sürede Kayseri’de en çok dinlenen radyolar arasına girmeyi başarmış. Birlik FM’i, ilerleyen yıllar içerisinde Furkan Radyo, Fetih Radyo, Şafak Radyo ve Radyo Arifan kanalları izlemiş.

1990’lı yılların başında Kayseri’de İslamcı yayıncılık açısından önem arz eden tecrübelerden birisinin de Ekim 1991’de ilk kitabını piyasaya süren Rey Yayıncılık olduğuna temas eden Eken, yayınevi çatısında şu kitapların ilgilisine sunulduğunu ifade ediyor: “Rey Yayıncılık’tan çıkan ilk kitap, Yusuf Kaplan editörlüğünde 1991 yılında yayımlanan Enformasyon Devrimi Efsanesi’dir. Yine aynı yıl basılan Yusuf el-Karadavî’nin Sünneti Anlamada Yöntem, yayınevinin ikinci kitabıdır. Bu kitabı, sırasıyla M. T. Kureyşî’nin Bir Yaşam Biçimi Olarak İslam, İngiliz Casus Lawrens’in Bilgeliğin Yedi Direği, Bernard Lewis’in İslam’ın Siyasal Dili, Suriyeli ve Cevdet Said’in akrabası olan yazar Halis Çelebî’nin İslamî Hareket ve Özeleştiri, Ortaçağ Felsefesine Giriş, İslam Hukukunda Yöntem Tartışmaları ve Liberal İslam kitapları izler.”

Metin Eken, Kayseri’de 1980’li yılların ortalarından neredeyse günümüze kadar çeşitli aralıklarla devam eden bir diğer yayımcılık tecrübesi olarak da Mehmed Göktaş Hocanın İstişare Yayınları’nı zikreder. Şimdiki adı Okyanus Kitabevi Yayınları olan yayınevi, Göktaş Hocanın öncülüğünde özellikle Arapçadan yapılan tercümelerle dikkat çekmiş ve dönemin İslamî hareketlerinin ilgi gösterdiği pek çok eseri neşretmiş. 1986’da İslam’ın Genç Davetçilerine kitabıyla ilk eserini çıkaran yayınevi, daha sonra Cihad-Zikir Ayrılmazlığı, Gençlerle Tevhid Dersleri, Ey İlahlığa Yeltenenler, Nasıl Bir Rasule İnanıyoruz, Yeniden Doğmak, Namaz Gözaydınlığım, Mekke’de Müslüman Olmak, Allah İle Güçlenmek gibi Mehmed Göktaş’ın kitaplarıyla dikkat çekmiş. Mısır merkezli Müslüman Kardeşler hareketinin önemli isimlerinden Mustafa Meşhur’un Cihad İşte Yol, Şeyh Faysal Mevlevî’nin İbadetler Fıkhı ve Ömer Abdurrahman’ın Cihad Müdafaası gibi eserler, yayınevinin çeviri eserlerinin arasında öne çıkmış.

1991 yılında yine Mehmed Göktaş Hoca tarafından çıkartılan haftalık Kayseri Cuma gazetesi de dönemin önemli İslamcı yayınları arasında sayılmalıdır Eken’in kanaatince. Gazete, Kayseri’de 27 hafta yayımlanmış ve sonrasında yayın hayatına veda etmiş.

Kayseri’de açılan televizyon ve radyolar

Yine Metin Eken’in Yusuf Yerli ile Kayseri’de İslamcı yayımcılık deneyimi üzerine yaptığı söyleşi, son olarak değinmeyi uygun bulduğumuz çalışma. Bu söyleşide Yusuf Yerli, Kayseri’nin bilgisayarda dizilen ve İslamcı vasfını taşıyan ilk yerel gazetesi olarak 1989’da çıkardıkları Kayseri Gündem’den, Mehmed Göktaş’ın Kayseri Cuma’sından, kurucusu olduğu Rey Yayıncılık’tan, ilkin Birlik TV olarak düşündükleri ama planladıkları gibi olmayınca radyoya dönüştürdükleri Birlik FM’den ve daha fazlasından bahseder. Sonrasında, “Kayseri’de İslamî yayıncılığın geçmişi ve bugününe dair neler söylemek istersiniz?” sorusunu şöyle cevaplamış: “Bir zamanlar Makarr-ı Ulema olarak nam salmış, Osmanlı Medrese sisteminin kurucusu olan Davud el-Kayserî’yi yetiştirmiş, 800 yıllık medreseleri hala ayakta dimdik duran, bir anlamda medreseler şehri de diyebileceğimiz Kayseri, bugün üç üniversite sahibi olmuş ama İslamî yayıncılık alanında tutunamamıştır. Bu tutunamayışının nedeni, İslamcılığı besleyecek fikir ortamının, düşünce adamının yokluğu değil, bu tür yatırımların, geçim sağlayan, itibar getiren, para kazanan bir alan olmaması ve sermayenin bir biçimde buraya yönelmemesidir.”

Akif Emre’nin ilk yazısı “Şehirlerin Hafızası” gibi, Abdullah Ömer Yavuz’un “Kayseri’nin Düşünce Hayatında Söğüt Fikir Kulübü”, bazı öğrencilerin “Kayseri’de ‘Yerli’ ve ‘Yabancı’ Öğrenci Olmak”başlığı altındaki tahlil, röportaj ve değerlendirme çalışmaları da ilgilisinin dikkatinden kaçmayacak kadar önemli bilgileri içlerinde barındırıyor.

Bu kitabın oluşmasında Akif Emre’nin katkısının çok olduğunu, çalışma boyunca desteklerini kendilerinden hiçbir zaman esirgemediğini ve kendilerine ciddi anlamda ağabeylik yaptığını önsözden öğrendik. Onun ilmî duruşu, tecrübesi ve meseleleri ele alış biçimi, atölye çalışması esnasında editörler için büyük ufuklar açmış. Ben de hâlihazırda ikamet etmiş olduğum şehir olan Kayseri hakkında böyle bir çalışmaya ön ayak olan, onun iyi taraflarını matbu olarak bilmeyenlere, öğrenmesi gerekenlere sunan kitabın emektarlarına teşekkür ediyor, Akif Emre’ye de yeri gelmişken Yüce Rabbimden rahmet ve mağfiret diliyorum.

Fatih Pala

Yayın Tarihi: 05 Ağustos 2018 Pazar 22:04 Güncelleme Tarihi: 17 Şubat 2020, 16:57
YORUM EKLE

banner19

banner36