Işık Doğu’dan yükselir

Halime Toros’un “Asya’nın Kandilleri” kitabında eserleriyle İslam medeniyetine büyük katkılar yapan on üç isim tanıtılıyor.

Işık Doğu’dan yükselir

Doğu’nun kendine ait fakat tüm dünyaya etki eden aktüalitesiyle çağdaş yaşam formunu yakalamış zaman zaman dış etkenlerle bozulmuş olsa da huzur ortamının getirileriyle bahsi geçen isimler, faydalı bilgilerini geliştirme ve insanlığın hizmetine sunma fırsatı elde etmişlerdir. Asya’nın Kandilleri ismiyle müsemma bir biçimde ilerliyor.

İnsanlığa ışık saçan, kendi aydınlığıyla çevresini aydınlatan bu mühim şahsiyetlerin hayatları birer öykü kıvamında olaylar zinciri biçimindeki akıcılıkla anlatılıyor. Aynı zamanda bir gezi kitabı ve televizyonda yayınlanmış bir belgeseli de olan Halime Toros’un “Asya’nın Kandilleri” kitabında çok önemli on üç isim tanıtılıyor. Kitapta, gerçek ya da olası doğum tarihlerine göre sıralanmış isimler şöyle: Harezmî, İmam Buharî, Farabî, İbn Sina, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacip, Ahmet Yesevî, Abdülkadir Meragi, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, Ali Şir Nevaî, Fuzulî… Bu isimlerin yaşadıkları, bulundukları coğrafya ile ilgili de hatırı sayılı bilgilere yer veriliyor. Dünyanın doğusunun ne cevherlere sahip olduğu, asıl bilim felsefesinin ve ilerlemenin buradan başladığı da örneklerle anlatılıyor.

Bilim ve Aydınlanma dönemi

Bir muhaddis olan Buharî’nin aynı zamanda Evliya Çelebi misali bir seyyah olduğunu, hadis öğrenmek için yollara düştüğünü, onun vasıtasıyla Buhara kenti için verilen ölümüne mücadeleyi, Uluğ Bey’in katledilişini ve onu katleden Abbas’a atfen yazılan, “Babasını öldüren padişahlığa yakışmaz / Eğer padişah olursa bile altı aydan fazla saltanat süremez” beytini, Yusuf Has Hacip’i, Kaşgarlı Mahmut’u ve diğerlerini ziyadesiyle tanıma ve hatırlama imkânı buluyoruz. Aynı şekilde tababetin hükümdarı İbni Sina’nın yalnızca bir tıp âlimi olmadığını aynı zamanda bir jeolog, fizikçi, şair ve filozof olduğunu da görüyoruz. Hatta zorunlu yer değiştirmelerle bir seyyah olduğunu dahi söyleyebiliriz.

Şimdilerde neredeyse her ilerlemenin, icadın Batı kaynaklı olduğu yanılgısıyla doldurulan beyinlerimize inat eserde yer alan Harezmî’nin “Aristo’nun sultan rüyalarına girdiği, sokaklarında matematiğin, coğrafyanın ve felsefenin konuşulduğu, çevirmenlerin kandillerinin sabaha kadar yandığı bir dönemde Bağdat’a geldi.” ifadeleriyle anlıyoruz ki dönem tepeden tırnağa bir ilim ve aydınlanma dönemidir. Bahsettiğimiz 8. ve 9. yüzyıllarda Avrupa’da bilim adamlarının rahatça çalışabilecekleri bir ortam mevcut değildi.

Daha çok iç savaş ve güvenlik endişesinden kaynaklı sıkı politikalar, kilise ve ruhban sınıfının baskıları söz konusuydu. Bu şartlara rağmen Harezmî kendisine ait alanı sonuna kadar kullanmış ve özellikle astronomi alanındaki okumaları Bağdat ve Şam rasathanelerinde yaptığı gözlemlerle birleştirmiştir. “Zîcü’l-Harezmî” isimli eseri Bath’lı Adhelard tarafından “Ezziyc Djaferis al-Karezmi” adıyla Latinceye tercüme edilmiştir. Hatta bu eserden yola çıkılarak hazırlanan astronomi cetveli Kopernik’e kadar da kullanılmıştır. Fakat Harezmî’nin asıl ünü matematikte olmuştur. Cebir ilminin kurucusu da kendisidir.

Sultanı ayağa kaldıran kitap

İlme, ilim adamına verilen değer Doğu toplumlarında ve bilhassa Türk ve Müslüman coğrafyalarda son derece yüksektir. Bunun bir diğer örneği de Ali Kuşçu’dur. Onun Kirman’dan Semerkant’a dönüşünde Uluğ Bey ile diyalogu tüm zamanlara bir ilim adamının ve bir devlet adamının muhabbetinin nasıl olması gerektiği konusunda gerekli mesajı vermesi bakımından önemli sayılmalıdır. Bu konuşmada Uluğ Bey’in kendisine Kirman’dan ne hediye getirdiğini sorması üzerine Ali Kuşçu ona Ay’ın safhaları üzerine çalışma yaptığını söyler. Uluğ Bey ise çalışmadaki varsa hataları görmek ister. İsteği üzerine önüne çıkartılan çalışmadaki kusursuzluk karşısında ise Ali Kuşçu’yu ayağa kalkarak tebrik eder.

Böylelikle “Hallü-Eşkâli’l-Kamer” bir sultanı ayağa kaldıran kitap olarak tarihe geçmiştir. Daha sonra yolu Fatih Sultan Mehmet’in yanına düşen Ali Kuşçu Osmanlı ülkesinde de hak ettiği itibarı görür, aradığı rahat çalışma ortamını bulur. Kitapta anlatılan her âlime ilişkin bu ve buna benzer yaşanmış hikâyeler mevcut. “Asya’nın Kandilleri” Türk ve Müslüman coğrafyasında bilime ve âlime ne denli değer verildiğini anlamak için son derece yararlı bir kaynak. Yazar Halime Toros, eseri içerisinde Asya’nın güzelliklerini de tanıtıyor. Doğasıyla, iklimiyle ve biraz da kökümüzün oralarda olması nedeniyle ayrı bir sempati duyduğumuz coğrafya, kitapta bahsi geçen isimlere de yurt olmuş yerler. Aradan geçen yüzyıllara karşın ayakta kalan yapılarıyla ve hatıralarıyla her birimize gezip görme vazifesi yüklüyor. Eserde yer alan tüm bu ilimlerin doğduğu yer olarak, birçok âlimin âlimlik kazandıkları yer olarak ışığın gerçekten de doğudan yükseldiğine ve yükseleceğine kanaat getirmemek elde değil.

İdris Kartal, “Işık Doğudan Yükselir”, Kitabın Ortası dergisi, Ocak 2020, sayı 34.

Yayın Tarihi: 04 Ocak 2020 Cumartesi 11:00 Güncelleme Tarihi: 03 Ocak 2020, 16:28
banner25
YORUM EKLE

banner26