İşgalci İngilizler ve Muhammed’in mucizesi

Bu hâl, Din-i Muhammedî’nin vücut verdiği ve asırlardan beri idameye muvaffak olmuş olduğu "uhuvvet-i diniye”ye ait bir tezahür ve galeyan idi.

İşgalci İngilizler ve Muhammed’in mucizesi

Son dönem Osmanlı Devleti Nazırlarından Hüseyin Kazım Kadri, I. Dünya Savaşı’nın ardından İngilizler tarafından işgal edilen Beyrut’tan tahliye edilen Türkler arasındadır. Hüseyin Kazım Kadri, şehirdeki Türklerin tahliyesi sırasında Beyrut Limanı’nda yaşanan bir olayı hatıralarında şöyle anlatıyor: Beyrut şehri elimizden çıkmış ve Müttefik Kuvvetler tarafından işgal edilmişti. Beyrut'ta bir hayli Türk aile vardı. O sırada Şam'daki Hilal- i Ahmer memurlarını İstanbul'a iade için bir vapur göndermişlerdi. Bu vasıtadan istifade eden birtakım aileler vatanlarına döndüler. Ondan sonra bir vasıta-ı nakliye bulunamadı.

Altı ay boyunca bizi İstanbul’a götürecek bir gemi gelmediğinden bazı girişimlerde bulundum. Bir hafta sonra Miralay Tomson'un beni aradığını söylediler. Kendisini gördüğüm zaman; "Maksadınız hasıl oldu. Ellenga vapuru, sizleri İstanbul'a götürmek için üç gün sonra Beyrut'a gelecek. Siz de hazır olunuz ve eşyanızı rıhtıma naklediniz” demişti. Derhal vatandaşları haberdar ettik ve eşyalarımızı taşımaya başladık. Vapur da geldi yanaştı; kocaman bir transatlantik...

Fakat rıhtımda toplanan eşyayı vapura taşımak bir mesele idi; hamal bulmak ve birçok para vermek lazımdı. Miralay Tomson da vapurun o akşam hareket edeceğini ileri sürerek eşyanın hemen vapura naklini istiyordu. Şaşırıp kalmıştık. Bir an için düşünüp bir çare buldum ve "Ben bu eşyayı iki saat içinde vapura naklettiririm, fakat siz hiçbir itiraz etmeyecek ve uzaktan seyirci kalacaksınız” dedim. Tomson güldü ve “Muhammed'in yeni bir mucizesini mi göstereceksiniz?” cevabıyla mukabele etti.

"Evet! Çok iyi keşfettiniz! Ben de Muhammed’in bir mucizesini size göstermek istiyorum” cevabını verdim.

Beyrut’ta İngiliz ordusunun eşyasını taşımak için yüzlerce Mısırlı hamal vardı. Bunların çavuşları olan eli kamçılı bir Arap orada bulunuyordu. Yanına giderek ve bizim Müslüman ve muhacir olduğumuzu bildirdikten sonra eşyamızın vapura nakli için maiyetindeki hamallara emir vermesini rica ettim.

Adamcağız derhal avazı çıktığı kadar bağırarak; "Bakınız evlatlar! Bu eşyalar şimdi vapura taşınacak. Biz de Müslüman kardeşlerimize dinen mecbur ve mükellef olduğumuz yardımı yapacağız!” sözlerini söylemişti ki yüzlerce Mısırlı hamallar bir anda tehacüm ederek eşyamızı iki saate varmadan vapurun ambarına indirdiler. Tomson hayret ve hiddetle bakıyordu. "İşte Muhammed'in mucizesi!” dedim. Hiçbir cevap veremedi ve oradan çekilip gitti.

Ellenga vapuru da tayin edilen saatte hareket etti. Beyrut'ta kaldığım uzun seneler zarfında her sınıf halk ile hüsn-i muaşerette bulunmuştum. Başta müftü olduğu halde memleketin uleması ve ekser eşrafı bizi teşyi için geldiler... Kucaklaştık, ağlaştık... Ve bu tarzda Suriye’den ebediyyen ayrıldık…

Güverteye çıktığım vakit, eşyamızı vapura taşıyan Mısırlı hamallarla Beyrutlu binlerce adamların rıhtım üzerinde saflar teşkil edip ve bir bayrak açıp "Allah-u yansuru'l-İslâm” (Allah İslâm’a yardım etsin) diye bağırdıklarını ve bizimkilerin de vapurdan mukabele ettiklerini gördüğüm zaman bilâ-ihtiyar gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı. Orada hazır bulunan İngiliz ve Fransız zabitleri put gibi hareketsiz durmakta ve bu heyecanı ve tezahüratı hayretlerle görmekte idiler.

Miralay Tomson ''Muhammed'in yeni bir mucizesini” daha görmüştü. Bu hâl, Din-i Muhammedî’nin vücut verdiği ve asırlardan beri idameye muvaffak olmuş olduğu "uhuvvet-i diniye”ye ait bir tezahür ve galeyan idi. (Kadri,2000:153-156)

Kadri Hüseyin Kazım, (2000), Hatıralarım, İstanbul, Dergah Yay.

Yayın Tarihi: 24 Kasım 2021 Çarşamba 13:00
banner25
YORUM EKLE

banner26