banner17

İsa Nebinin son havarisi o!

Türkçe'de daha çok Küçük Prens ile tanınan yazar A. De Saint Exupery'nin ıskalanan ve unutulan bir eseri: Kale.

İsa Nebinin son havarisi o!

İsa Nebi’nin Son Havarisi

Kaleyi insanların yüreğine kuracağım!” demişti pilot. Uzun bir zaman küçük bir prensin peşi sıra koştu durmak bilmeden. Minik bir gezegende üç koca ağaç vardı ve tüm gezegeni saracak kadar büyük –haliyle gezegen de küçüktü- ve birbirine geçmiş kökleri vardı ağaçların. Küçük Prens’in yurdu olan bu gezegen dünyadan çok uzaklardaydı. Küçük Prens, tilkiyle, fille, kuzuyla ve bir çiçekle konuşabiliyordu. Ama, Küçük Prens’i bin sayfalık bir zamansız masalda hayal eden adam ne kurtla-kuzuyla ne de bir adem evladıyla konuşabiliyordu. Zira, konuşmak istediği insanlar Katedral deyince taş yığını anlıyorlardı. Oysa, katedral demek sadece taş yığını demek değil; içindeki ruhun aynası da demekti.

A. De Saint Exupery, Küçük PrensPilot, öldürmemeye yeminliydi. İki dünya savaşını da aklı selim olarak idrak etmiş; idrakini kafatasından bir uru atar gibi atmış, İnsanların Dünyası dediği alemi anlamanın beyhude olduğunu; aklın ve imanın anlaşılması için çaba harcamanın daha insanca bir eylem olduğu kanaatine varmıştı; Güney Postası, Gece Uçuşu ve Savaş Pilotu’yla. İnsanlar ölüyorlardı, birbirleri üzerinde son model silahları denemekten çekinmiyorlar ve bunu ülkeleri adına, milliyetleri adına, toprakları adına yaparken en acımasız savaş naralarını atıyorlar, uçan demirlerle ateş kusuyorlardı savaşın olmaması için dua eden insanlar üzerine. Pilot, bomba atmayan bir uçağa binmenin ilkelerine uygun olduğu kanaatine vardı ve keşif uçağıyla yaptığı ilk uçuştan sonra sırra kadem bastı: Zira, keşif uçuşu sonrası bombalanacak yerleri tespit etmenin bombalayandan daha fazla cürüm işlemek olduğunu fark etmişti.

 

Modernlerin Vaizi

“Tanrıyı unutup nesnelere dalmak, bir yerde vermenin diğer yerde çalmak olduğu düşüncesine sevk etti bizi” diyen adam unutulanın aslolan olduğunu söyleyecek kadar dünyaya Fransız olmuş, düşüncesini hakikate çevirmiş bir temiz ademdi. Vermekten korkan ama almak için daha yıkıcı olan insanların dünyasında: “ Vermek, yalnızlık uçurumu üstünden bir köprü atmaktır!” diye haykırıyordu. Oysa, tutsakların dünyasında vermekte almakta pek bir şey ifade etmiyordu. Zira; “tutsak kaldıktan sonra, yaşam bağışlansa ne çıkar!” diyen de aynı adamdı. Eşyaya, toprağa, kadına, hırslarına bağlı erkeklerin dünyasında sesi bir vaizin sesinden öte gitmiyor, sanki Pazar vaazı bitince tutkularına dönen insanlar gibi dinliyorlardı onu.

A. De Saint Exuperyİnsanların yüreklerinde kaleyi kurmak o kadar kolay değildi. Bizde, “yürek devleti” diye addedileni sağlamak için ömrünü, kafasını, kalbini meydana seren pilot, “ Adamlarımız gevşiyorlarsa, içlerinde ateşi sağlayan imparatorluk öldüğü için gevşiyorlar!” gerçeğini bile bile o sönmüş ateşi canlandırmak için Zümrüd-ü anka gayretiyle yakıyordu kendini. Napolyon’un imparatorluğu değildi onun tasavvurundaki. Belki, “Gökteki krallıktı” Hz İsa’nın tasavvurunda olduğu gibi…

“Tapınağa gelmişsen eğer, tanrı seni yargılamaz artık; bağrına basar!” diyordu Halil Cibran gibi, korkularımızla savaşan ermişler gibi, dünyaya çizik atmış tüm kalender insanlar gibi… Umudunu yitirmeyen  modernlerdendi. Belki de modernlerin akşamında yanan son kandildi.

Duran, ‘oldum’ diyen, erdiğini varsayan, ‘bundan ötesi yok’, diyen, insanî sınırların içinde değildi! Öyle ki; “İnsanı eyleme geçiren biricik çıkar, sürekli olmaktır, sürmektir.” Tıpkı ibadetin  -az da olsa- sürekli olanının makbul olması gibi.

 

Sözcükleri Alt Eden Bir Bakış

Sözcüklerin dünyasında, sözcüklerle kendini ifade etmeye çalışan, sözcüklerin kavrayamadığı bir aleme inanıyordu. “Sözcüklerin ulaştıramadığı bir gerçeğe saygı gösteriyordu”. Bu yüzden, tüm akılcı varsayımları, tezleri, antitezleri bir kenara bırakmış ve bildiği yolda ilerlemişti.

A. De Saint Exupery, KaleBu noktaya kadar Exupery ve Kale adlı eseri hakkında belli bir tasavvur oluşturamamış olabilirim zihninizde. Lakin, eser, bir çocuğun bilge babası ile kentleri, çölü gezmesi ve insanın karşılaşabileceği halleri izlemesi üzerine kurulmuş sıkı bir metin. Belki de en dişli metinlerinden insan düşüncesinin ürettiği. Bir hikayeden, romandan, masaldan, hikmetler kitabından çok öte olmakla birlikte hepsi aynı cilt içerisine cem olunmuş! Muhammed Esed’in o meşhur Mekke’ye Giden Yol’u ile Kale neredeyse amaç ve biçim olarak aynıdır. Ancak, biri imanın yüceldiği yere, diğeri ise düşüncenin iman ettiği yere ulaşır.

Exupery, düşüncesindeki imanî rotayı takip edip kutlu yere ulaştı mı bilmiyorum; ama hala uçağının düştüğü ya da indiği yer bulunamadı aradan neredeyse 70 yıl geçmesine rağmen. Belki de Küçük Prens’in gezegenine gitti. Öyle ya, öyle bir yerin varlığına inanıyordu. İnanıyorsak eğer; mümkündür. İnanmıyorsak reddetmekten ötesi mümkün değildir!

Modern dünyanın absürtlüğünü reddeden pilotu saygıyla anıyorum ama bu kelimeler uzak akrabam Exupery’i yâd etmeye yetmiyor.

İyi ki yazdı.

İyi ki yaşadı.

İyi ki terk etmeyi bildi namussuz bir savaşı.

İyi ki Exupery gibi bir adam geldi geçti dünyadan; yaptıkları, yaşadıkları, yazdıkları ve insanların yüreğine kaleyi kuracak kadar çılgın ve de ülküsüne sadık! İdeallerin poşete konup alışveriş merkezlerinde onur, iman, kaygı karşılığında satıldığı bir çağda kalbimize bir kale kurma fikrini hatırlatan güzel insanlardandı Exupery. İnsana ve imana Fransız kalmayan, dünyanın en güzel Fransız’ı unutmalar çağında unutmayandı.

İyi ki unutmadı Kale’nin varlığını.

Kalbine bir kale kurabilenler kalbini koruyabilecek!

 

A. De Saint Exupery, KaleKüçük Prensin Kalp Kalesi

Kale, ülkemizde Tahsin Yücel gibi usta bir romancı, hikayeci; ayrıca hocaların hocası tarafından dilimize kazandırılmış ama tashih hatalarıyla dolu, baskısı basit, özensiz, dağıtımı da neredeyse hiç yapılmadığı için kitap katledilmişti. Belki de kitabın içeriğini zamanla fark eden yayıncılar sahiplenmekten geri durmuşlardı.

Kaknüs Yayınları zaman içerisinde iki baskı yaptı kitabı. Exupery’i Exupery yapan kitap Kale’dir. Eğer kale hakkıyla okunursa, yazar Küçük Prens olmaktan kurtulur ve karşımıza asıl kimliğiyle çıkar; okuyucu da insanın saçını yolduran bir metinle karşılaşır. Hoş, kimseler saçını dökecek kitaba bakmıyor mu ne?!

 Fotoğraf Galerisi için: http://www.dunyabizim.com/gallery.php?id=128

 

Zeki Bulduk, kalp kalesini yerinde bulamadı ama Kale’yi bulunca kalbi sızladı.

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2010, 11:23
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ibrahim demirci
ibrahim demirci - 9 yıl Önce

citadelle/kale türkçe çevirisinin beş katı kadar var sanırım.

zehra
zehra - 9 yıl Önce

bikaç ay önce okuma fırsatı bulduğum bu nadide eser de en az küçük prens kadar değerlidir. tabii her zamanki gibi daha populer olan diğer eserleri perdeler. fazla ön plana çıkamayışında henüz metinlerin tam anlamıyla bitirilmemiş olmasının da etkisi var elbette.

küçük prens felsefik bi bakış yakalrken, kale, insanın kendi kalesini keşfedip diğerlerininkiyle ayrıma varmanın doruğuna tırmanıp bayrağı oraya diker.

zehra
zehra - 9 yıl Önce

kale bir nevi kişisel gelişim kitabı yerine konulacak bir kitap değildir zannımca. kişisel gelişim saçmalıklarının yeriyse zaten çöplüktür:)

gülden menekşe
gülden menekşe - 9 yıl Önce

Küçük Prensi okuduktan sonrra Kale ile tanışmam bir arkadaş vesilesi ile oldu ancak kitabı okuyamadım.Şöyle bir gözatabildim zira kitap sahibiyle birlikte uzaklara gitti. Kitabevlerine defalarca sormama rağmen bulamadım. Nereden bulabileceğime dair bilgisi olan varsa haberiniz beni mutlu edecek...

özlem
özlem - 9 yıl Önce

kale mutlaka okunması gereken kitaplardan.Elinizdeki bütün kişisel gelişim kitaplarını çöpe atın kale'yi okuyun.

banner8

banner19

banner20