İran'daki siyasal sistemin demokrasiyle imtihanı

Onur Okyar'ın 'İran ve Demokrasi' kitabında önce demokrasi kuramı, arından 20. yüzyıl ve demokrasi faktörleri ışığında İran’ın kadim siyasî tarihi ele alınıyor. Ömer Yüceller yazdı.

İran'daki siyasal sistemin demokrasiyle imtihanı

https://www.ktpkitabevi.com/urun/iran-ve-demokrasi-126410031Üzerinden 36 yıl geçmesine rağmen 1979 İran Devrimi hâlen üzerinde yazılıp çizilen, tartışma sahalarında tam olarak çözümlenemeyen konulardan biridir. Zaten tabiatı itibariyle herhangi bir büyük olayın, eylemin, devrimin tarih sahnesine mâl olduktan itibaren üzerinden ne kadar geçerse geçsin derûnuna vâkıf olmak, ihâtalı bir çözümlemesini yapmak zordur. İran Devrimi’nin bu yönünün haricinde ‘İslam Devrimi’ ismiyle anılması konunun tüm dünya tarafından tartışılmasını da beraberinde getiriyor elbette. Tartışmanın en önemli boyutlarından biri de hiç şüphesiz demokrasidir. Batı merkezli kurumlar demokrasiyi bir tanrı olarak görüp kendileri günâhkar kul olmakta bir beis görmese de, ‘ele verir talkını kendi yutar salkımı’ gereğince bir tutum sergilemektedirler. Yanlı ve Batı merkezli çözümlemelere güvenemediğimizden ötürü İran’ı daha yakından tanımak için İran’a yakın coğrafyalarda yapılan çalışmalara ihtiyaç vardır. Ötüken Neşriyat’tan çıkan İran ve Demokrasi kitabı bu çalışmalardan biri. Kitabın yazarı Onur Okyar, Çankırı Karatekin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde yardımcı doçent olarak görev yapıyor.

Kitapta İran’ın demokrasi analizi için ilk olarak demokrasi kuramı İran merkezli açıklanıp tartışılıyor. Daha sonra 20. yüzyıl ve demokrasi faktörleri ışığında İran’ın kadim siyasî tarihi ele alınıyor. Ardından rejime yön veren anayasa ve anayasal kurumlar inceleniyor, İran’da yaşayan etnik ve dini grupların hususiyetleri ortaya koyuluyor. Bunların dışında yazar saha çalışması ile elde ettiği bulgular ve Tahran’daki üniversitelerden seçilen katılımcılardan elde ettiği nicel veriler ile çeşitli sonuçlara varıyor. Bu sonuçlardan ise ikisi öne çıkıyor. Biri İran’daki ezoterik mezhepçi algılama ve uygulamalar neticesinde dinî-bürokratik elitizmin gitgide güçlenmesidir. Diğeri ise etnik azınlıkların da içinde bulunduğu büyük bir kitledeki memnuniyetsizliğin ekonomik sıkıntılar ile birleşerek genel bir halk isyanı çıkması olasılığıdır.

Humeyni'nin demokrasiye bakışı

İran Devriminin temel direği ve kurucu lider Ayetullah Humeyni tabiidir ki İran’ın demokrasi ile olan ilişkisinin belirleyicisidir. Yazarın da belirttiği gibi İran’ı anlayabilmek için Humeyni’yi anlamak gerekiyor. Humeyni’ye göre demokrasi ve İslam kavramlarını yan yana koymak İslam’a bir hakarettir. Çünkü İslam demokrasinin her türlüsünden üstündür. İslami Hükümet dünyada var olan hiçbir hükümete benzememekle birlikte onlarla bazı noktalarda ortaktır. Buna göre İslami devlet ne monarşidir ne de tiranlıktır, meşruti bir yönetimdir. Kanunlar çoğunluk tarafından onaylanmasa bile yöneticiler Kur'an ve sünnet kanunlarına göre hükmederler. Humeyni demokrasiyi doğrudan karşısına almıştır. Rejimin yanına demokratik kelimesini ekleyen herkes düşmandır. Batılılar’ın demokrasi efsunu ile İranlılar’ı uyutmak ve sömürmek istediğini düşünmektedir. Eğer istenen ‘İslam’ ise demokrasi istemeye gerek yoktur. Kaldı ki Batı dahi demokrasinin ne olduğunu net olarak bulamamıştır.

Demokrasiye karşı olan Humeyni, İran Anayasası ve doğal olarak demokrasinin alt başlıkları olan eşitlik, özgürlük ve çoğulculuk kavramları için de farklı bir bakış açısına sahiptir. İmam Humeyni’ye göre İslamî hükümet bir kanun hükümetidir, kanun da Allah’ın kanunudur. ‘Eşitlik’ ise hiçbir imtiyaz gözetmeksizin yalnızca kanunların karşısında mevcuttur. Bunun haricindeki eşitlik kavramı Batılı eşitlikten çok farklıdır. Böylece eşitlikten anlaşılması gereken; Kur'an’dan süzülen yasaların fakih tarafından icrası sırasında insanların onlara itaat etme hasletidir.

Humeyni, İslam devletinde özgürlüğün var olduğunu ifade eder fakat bu Batının tanımladığı özgürlük değildir. İran halkı ve İranlı Müslümanlar İslam’ın izin verdiği sınırlar dahilinde özgürlerdir ve bu sınırlar içerisinde hareket edildiği sürece kimsenin kimseye “şuradan kalk oraya otur” demeye hakkı yoktur.

Humeyni, ülke yönetiminin halkın çoğunluğunun oyuyla gerçekleşeceğini söylemektedir. Fakat devlet ismine eklenmesi önerilen ‘demokratik’ kelimesi için “İran’ın gelecek hükümeti İran İslam cumhuriyetidir, ne bir kelime eksik ne bir kelime fazla” sözleriyle çoğunluğun karşısında yer almıştır.

İran’da demokratikleşmeye karşı engeller mevcut

Humeyni’nin ölümünden sonra devrim sürecindeki reformistler tekrar öne çıkmıştır. Ruhanilere karşı sivilleşme talebinde bulunanlar arasında yer alan Abdülkerim Suruş,kutsal metnin herhangi bir yorumunun bir ölümlünün yorumundan öteye geçemeyeceğini, dolayısıyla mutlak olmayacağını ifade eder. O’na göre rejim kesinlikle revize edilmeli, ‘özgür’ ve ‘akılcı’ bir yönetim tesis edilmelidir. Suruş’a göre İslam demokrasi ile uyumludur. İran’da fıkha değil imana dayalı bir ‘demokratik dinî hükümet’ oluşturulmalıdır.

Suruş’un fikirlerinin temeli, demokrasinin iki ana umdeye dayandığını düşünmesidir. Bunlar epistemolojik yanılabilirlik ve insan haklarıdır. Epistemolojik yanılabilirlik, kişinin hakikatin bütününe sahip olmadığını kabul edip hasım ve rakiplerinin de bazı hakikatlere sahip olabileceğini kabul etmesidir. Bu kaçınılmaz olarak ötekini meşru görmemizi sağlar ve ortaya diyalog çıkar. Bunun neticesinde ortaya çoğulculuk da çıkar, rakipler ve muhalifler meşruiyet kazanır. Dolayısıyla insan hakları bağlamında ötekini kabul etmek daha kolay ve mantıklı hale gelir.

İran’da demokratikleşmeye karşı engeller mevcuttur. -Burada engel kelimesini olumsuz bir anlamda düşünmek iktiza etmez.- Genel olarak liberalizm demokrasi ile birlikte düşünülse de, örneğin Francis Fukuyama’ya göre İran liberal olmadan bireyin ve azınlıkların hakkını korumaktadır. Fakat İran’da liberalizm ve demokrasi temelli bir hareket etkili olamamıştır. Buna rağmen son yıllarda İran Rejimi liberal muhafazakârlara ve reformistlere karşı daha ılımlı yaklaşmaktadır. İran’da demokrasinin ayaklarından biri olan sivil toplum kuruluşu eksikliği de vardır. Var olan sivil toplum hareketleri ise siyasî alanda mücadele etmekten toplumun kılcallarına girip halkın değerlerini değiştirememektedir. İran’daki ‘rehberlik’ kurumu da demokrasinin karşısındadır. Bu kurum Şia’nın değil, İran’ın kendine özgü kurumudur zira Irak’ta Ayetullah Sistani ‘Velayet-i Fakih’i benimsememiştir ve ulemanın devleti yönetmesine karşı çıkmıştır. Velayet-i Fakih doktrinine göre lider sistemin sorumsuz ama yetkili aktörüdür. Cumhurbaşkanı ise yetkisiz ama sorumlu aktördür. Velayet-i Fakih sistemi ile Rehber halk için en iyiye karar verip uygulamakta ve sistemin kutsallığı temelli doktrin ile meşruiyetini sürdürmektedir. Dolayısıyla İran için liberal bir demokrasi anlayışı gereksizdir.

Kitabı bitirdiğimde gerek İran yönetimine dair, gerekse İran politikalarına dair konuşan insanların bilgilerini tazelemeleri gerektiğini düşündüm. Kanımca İran konusunda Batı merkezli düşünürler de, İslam merkezli düşünürler de veri ve bilgi eksikliğine sahip. Bu gibi kitapların çoğalması hem meraklısı için hem de konunun uzmanları için gayet faydalı olacaktır.

Ömer Yüceller yazdı

Yayın Tarihi: 14 Nisan 2015 Salı 13:42 Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2018, 10:44
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bülend sefiroğlu
Bülend sefiroğlu - 6 yıl Önce

Herşey çok açık bir tarafta islamın referansları bir tarafta sekuler referanslar. İslam devrimi dünya müslümanları için medarı iftihar olmasına rağmen, kerameti batı tandaslı uyduruk sekuler sistemlerde arayan aşağılık komplexine sahip aydın(!) müslümancıklar Suruşu referans etmekle aklı sıra akademik duruş sergileyim derken kafalarını kuma gömüyorlar. Doğulu ve batılı elitistlerin islamı referans alan tek bir temayulü varmıdır? Ne ilginç, devrimin banisi imam değil,muhalifi suruş ölçü alınıyor!

banner19

banner26