İrademiz devreye girmediğinde hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir

Jules Payot’un “İrade Terbiyesi Eseri” kitabı hakkında Cemil Meriç, “Disiplin içinde çalışmayı bu kitapla öğrendim” diyor. Eğitim bilimi uzmanı Payot kitabında iradenin eğitilebilir bir güç olduğunu ve insanın bu güçle hem iç hem de dış hayatın yönetebileceğini ileri sürüyor. Burhan Alsan yazdı.

İrademiz devreye girmediğinde hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir

İrade Terbiyesi isimli kitabı okumama vesile olan şey, Cemil Meriç’in bu kitapla ilgili “Disiplin içinde çalışmayı bu kitapla öğrendim” sözü oldu. Kitabın kapağındaki söz beni kitabı araştırmaya ve almaya sevk etti. Okumaya başladıktan sonra ise keşke on sekizli, yirmili yaşlarda elime geçseydi de okusaydım dediğim fevkalade bir eser olduğunu fehmettim. İrade Terbiyesi, 1907 yılında yayımlanmış ve Türkçeye İbrahim Ethem tarafından 1926 yılında çevrilmiş. Kitap daha çok gençlere yönelik olsa da her yaştan insan rahatlıkla okuyabilir. Kitap beş üst başlıktan oluşmaktadır.

Birinci bölümde yazar, “Meseleye Giriş” başlığı altında mücadele edilecek düşman olarak “isteksizliği” gösterir. İsteksizlik, insanın harekete geçmesini engelleyen en temel durumdur. Yürüyüş yapmak, ders çalışmak, kitap okumak ya da herhangi bir işi yapmak için ilk olarak içimizde bir isteğin hâsıl olması gerektiği vurgulanmaktadır.

Yazar, ikinci bölümde “Amacımızı Unutmayalım” başlığı altında önemli hususlara değinmektedir. Burada yazar, iradenin herhangi bir atılımından önce mutlaka bir amaç belirlenmesi gerektiğine değinmiştir. Amacı olmayanın elinde hiçbir şey olmaz. Amaçsız giden birinin varacağı yer hayal kırıklığı durağıdır. Amaç, hedef ve sabırla birlikte irademizi ortaya koyarsak her işin üstesinden geliriz.

Üçüncü başlıkta ise “İrade Terbiyesinde Cesaret Kırıcı Teoriler” isimli yazı var. Yazar, bu kısımda kendine göre doğru olmayan spekülatif olarak nitelendirdiği teorileri çürütmeye çalışmıştır. Dipnot olarak eleştirirken yapıcı olacağının altını çizmiştir. Yazarın karşı çıktığı teori ise şudur: Karakterin doğuştan edinildiği ve değiştirilemez olduğu. Jules Payot; bu düşünceleri, insanın karakterini yenileme gayretine engel olarak görür ve şunu söyler: “İrademiz müdahale etmediği müddetçe hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir. İnsanların çoğu dışarıdan birileri tarafından yönetilir. Tıpkı Dünya’nın Güneş etrafında dönerken izlediği yörüngeyi sorgulamadığı gibi modayı, fikirleri sorgulamadan takip ederiz.” Ben bu noktada yazarın görüşlerine katılıyorum. İnsanlar iradelerini kullanarak karakterlerini eğitme şansına sahipler. Yaşam boyunca elde edilen tecrübeler, okunan kitaplar, dinlenilen konferanslar, hararetli münakaşalar neticesinde insanın karakteriyle ilgili değişim gözlenebilir. Veyahut cüzi irademizle kasıtlı olarak karakter eğitimine yönelebiliriz.

En büyük düşman nefse düşkünlük ve tembellik

Kitabın ikinci büyük başlığında ise mücadele edilecek düşman olarak cinsel dürtüler ve şehvet görülür. Aslında burada tembellik ve nefse düşkünlük ön plandadır. Şöyle başlıyor bu bölüm: “Kişi tembellik yüzünden kendini tamamen bırakırken ortamın da ahlakî açıdan korunaksız hale gelmesine sebep olur. Diğer bir deyişle tembellik insanı şehvete iter.” Yazarın çarpıcı tespitlerine katılmamak işten bile değil. Günümüzdeki ahlaki çöküntünün temelinde de tembellik ve şehvete düşkünlükle beraber nefsanî arzuların insanı esir alması vardır. Nefis, ihtiras ve tembellik insanda hayvani dürtülerin coşmasına, gözün kör olmasına, beynin kararmasına ve hiçbir şeye konsantre olamamaya neden olur. Yazar, hususu tafsilatlı bir şekilde ele alarak gençlere muhtelif tavsiyelerde bulunuyor.

Mesela, gençlerin fiziksel değişimle beraber içlerinde meydana gelen kuvvetli güdülere karşı dikkatli olmalarını söylüyor. Ayrıca bu dönemde ortaya çıkan cinsel arzuların, gösteriş yapma merakının, beğenilme isteğinin törpülenmesi için bol bol hareket edilmesini, kitap okunmasını ve çeşitli müze gezileri yapılmasını salık veriyor. Beynin ve vücudun boş kalmaması için genç adına faydalı aktiviteler öneriyor.

Başlığın ikinci bölümünde mücadele edilecek düşman olarak kötü arkadaşlıkları görüyoruz. Burada da yazarın dikkat çekici saptamaları olduğunu söylemeliyim. Bir gencin eğitimi esnasında, çevresindeki arkadaşlarını çok iyi seçmesi gerekir. Onu bataklığa, eğlenceye, boş hayatlara itecek arkadaşlardan ivedilikle uzaklaşması lazım. Maddi durumu iyi olduğu için grubun hâkimiyetini elinde tutan ya da gayesi sadece gezip tozmak, bara gitmek ve boş sözlerle gülüp eğlenmek olan kişilerden kaçınmak elzemdir. Öğrenci veya genç bulunduğu yerde iradesini doğru şekilde yönlendirerek derslerine çalışmalı, kendini geliştiren etkinlikler yapmalı ve öncelikle bunları beraber yapacağı doğru arkadaşı seçmelidir. Aksi takdirde akıbeti pek hayırlı olmaz. Geride pişmanlık ve kahredici anlarla dolu bir kesit kalır. Bu da genci hayatın akışı içinde bir hayli yorarak özgüven kaybetmesine ve hayata karşı metanet gösterememesine sebep olur.

Bir sonraki kısımda tembellik bahanelerine temas eden yazar şöyle diyor: “Tembellik, tüm keyifler gibi kendini meşrulaştırmak için aklın onayını ister. Birçok insanın bu eğilimleriyle baş etme isteği olmadığından sadık bahanelerimiz, deyimlerimiz destek çıkmaya hatta tembelliği yüceltmeye kalkışır.” Evet, anlaşılacağı üzere yazar, katiyen ve mutlak surette hiçbir bahaneye yer verilmemesinin elzem olduğunu ifade etmektedir. Elbette insanoğlu tembelliğe alıştıktan sonra bahane bulma konusunda adeta bir profesör edasıyla gerekçeler öne sürebilir. Yalnız bu durum insanı tembelliğe sürükler ve hayatının gidişatını çok olumsuz etkiler. Dolayısıyla yaşamımızdaki bahanelere bir an önce son vermeliyiz.

İnsan tefekkür ederek ruhuyla bütünleşir

Bir sonraki üst başlıkta “İrade Terbiyesinde Tefekkürün Önemi” adlı yazıyı kaleme alan Payot, insanın idrakine ışık veren harikulade inceliklere dikkat çekmektedir. Tefekkürün önemine, faydalarına, nasıl olması gerektiğine ilişkin görüşlerini paylaşır: “Tefekkür, bilgi edinmeye yönelik eğitimlerden farklı olarak aklı donatmaktan ziyade güçlendirmeye yarıyor.” Tefekkürün zihnî gelişimle birlikte olabileceğinden dem vuruyor. Hayatımızdaki olayların veya durumların birbiriyle ilişkilerinin ve bunların birbirine etkisinin derin bir tefekkürle analiz edilebileceğine dikkat çekiyor. Başka bir deyişle fiziksel, zihinsel, ahlakî ve içtimai çevrenin iç dünyamız üzerindeki etkisini anlamalıyız. Tefekkür etmek, durağanlaşıp hayatı düşünmek, muhasebe yapmak gibi içsel yolculuklar insana değer katarak geleceğe dair sağlıklı adımlar atmasını sağlar. İnsan tefekkür ederek ruhuyla bütünleşir ve huzura erer.

Yazar ilerleyen sayfalarda hareket etmenin irade terbiyesindeki rolüne keskin bir bakış açısı getirmiştir. Hareket eden bedenin hem ruh sağlığının hem de fiziksel sağlığının gayet yerinde olacağına değinmiştir. Hareket de verimlilik ve bereket vardır şiarını ben de sonuna kadar destekliyorum. Tertemiz havada, yemyeşil ağaçların arasında, çiçeklerin mis kokusuyla ve güzelliğiyle büyülenmek ve o patika yolları arşınlamak insanın gönlüne şahane bir ferahlık ve huzur verecektir. Haftada dört beş gün düzenli olarak spor yapmak fiziki kapasitemizi tahmin edilemeyecek boyutlarda artıracaktır. O yüzden hareket etmeyi, dimağımızı güçlendirmeyi ve bedenimize iyi bakmayı es geçmeyelim.

Son bölümde ise yazar düşüncelerin ve duygusal hallerin irade terbiyesindeki rolüne değinip aklın gücünü ele almıştır. Düşünmek, insana has bir özelliktir ve eylemlerimizin temelini oluşturur. Düşünce davranışa evrilir, davranışlar da sık sık tekrar edilince alışkanlıklar teşkil eder. İrade terbiyesinde düşüncelerimizin duygusal durumumuz çok önemli bir yere sahiptir. Duygusal olarak sağlam bir yapıda olursak irademizi daha çok kontrol edebiliriz. Duygularımızın irade terbiyesindeki etkisini incelediğimizde mühim saptamalar göreceğiz. Yazar, bunlarla beraber aklın da irade terbiyesinde oldukça hassas bir vazifesi olduğundan bahsetmektedir. Akıl insan için bir nimettir ve bu nimet doğru düşüncelerle beslenip yararlı davranışlar sergilenmesine yol açmalıdır.

Kitabın genel olarak resmini çizip bir pencereye oturtmaya çalıştım. Lise yıllarının sonlarına doğru ya da üniversite yıllarında okunması elzem olan bir kitap diye düşünüyorum. İnsanın belli başlı hususiyetlerine atıfta bulunarak, gerekli telkinleri veren dolu dolu bir kitap olarak değerlendirebilirim.  

Jules Payot, İrade Terbiyesi, Ediz Yayınevi, 2018, İstanbul.

Burhan Alsan

         

                                                                                            

Güncelleme Tarihi: 24 Haziran 2020, 23:56
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Zehra atak
Zehra atak - 3 hafta Önce

Yüreğinize ve kaleminize sağlık çok faydalı ve elzem bir yazı ve paylaşım olmuş çok teşekkür ederiz

Erhan
Erhan - 3 hafta Önce

Gerçekten okunması gereken bir eser

banner19

banner13

banner26