İpe giderken bile tebliğ derdinde bir genç

Canını, malını, fikrini, ruhunu, hâsılı neyi varsa inancı yoluna adamış ideal Müslüman bir gencin hikâyesi var Emine Şenlikoğlu'nun 'İdamlık Genç' romanında... Fatih Pala yazdı.

İpe giderken bile tebliğ derdinde bir genç

Emine Şenlikoğlu, birbirinden güzel, farklı, değerli romanların yazarı olan Müslüman bir kadındır. Müslümanca bilinçlenme vakitlerinde, özellikle Müslüman gençlerin ellerinden ve zihinlerinden düşüremedikleri kitaplardan kimi de ona aittir. Çoğunluğunu yaşanmış hayatlardan uyarlayarak yazdığı romanlarının hemen hemen hepsinde, ferdî ya da toplumsal bir yaraya merhem olmanın amacını gütmüştür Emine Şenlikoğlu. Edebî yönden bakıldığında, metinlerinde kimi eksikliklerin görüleceği gerçeği doğrudur; ancak vermek istediği mesajın yanında edebîlik hafif gelecektir. 50’den fazla kitaba imza atan ve hâlâ atmaya devam eden, yazmaktan, düşüncelerini paylaşmaktan yılmayan, yorulmayan velud bir kalemdir o.

O romanlarından biri ve belki de en güzeli diyebileceğimiz bir “İdamlık Genç” (Mektup Yay., 1993) var ki, okunmayı ve okutturulmayı ne kadar çok hak ettiğini ifadelendirmemiz biraz güç olacaktır. Doğru ifadelere ulaşmak için, kitabın bizzat kendisine gitmek lazım gelir. Bir geceden sabaha kadar geçen zaman diliminde gerçekleşiyor olaylar örgüsü. Canını, malını, fikrini, ruhunu, hâsılı neyi varsa inancı yoluna adamış ideal Müslüman bir gencin hikâyesi bu. Müslümanca bir anlayışa ve yaşayışa gönül verip bunun pratiğini hayatına yerleştirmeye azmeder bir haldeyken, yapıp ettiklerinin büyükçe suçlara, cezalara tekabül edeceğini fark etmesi uzun sürmeyecektir nefes alıp verdiği toprakların elitleri tarafından reva görülen. Her gencin, okurken “Ah ben de böyle bir imana, sebata ve samimiyete sahip olabilsem!” deme ihtimalinin büyük olduğu bir çalışma İdamlık Genç.

Asıl merak edilen idamlık gencin hikâyesidir

Suçlu olduğu kabul edilip idamına karar kılındıktan sonra, ertesi günün sabahında idam edilinceye kadar istirahat etmesi(!) için zindana gönderilir roman kahramanı gencimiz. Hikâye burada başlar ve sabahın ilk ışıklarına değin yine burada tamamlanacak şekilde gelişip gider. Layık görüldüğü zindan köşesine adım atar atmaz, tebliğ ve davet vazifesini ayrılacağı son dakikalara kadar sürdürür. Oda arkadaşları envai çeşit garabetler işlemiş, haklı-haksız ithamlarla bu mekânda kendini bulmuş insanlardan oluşuyordur. Cehaletin tavan yaptığı kişiliklerle muhatap olduğunu anlaması fazla vaktini almaz gencimizin. Neden sonra güzel bir uygulamaya gider ve bu uygulama dâhilinde her bir koğuş sakinine hayat hikâyesini kendileriyle paylaşması fikrini ortaya atar. İlk başta garip ve anlamsız olarak karşılanan bu fikirden, kulak verilip dinlenilen her bir hikâyenin akabinde hoşlanılmaya başlanılır. Zira belki de aylardır aynı ortamı paylaştıkları insanların başlarından neler geçtiğini, ne çileler çektiklerini bu vesile ile öğrenmiş olurlar. Böylece birbirlerini daha yakından tanıyıp, farkında olmadan birbirlerine sevgi ve merhamet beslemeye başlarlar. Daha önce hiç akıllarına gelmez böyle bir şey. Hem kendi dertleri yetmezmiş gibi, bir de başkalarının derdine ortak olmak da neyin akılsızlığıdır öyle? Nelerine lazımdı bu! Haklılık payları çok olsa da idamlık gencimiz, yapacağını yapmıştır işte gençliğinden ve olgunluğundan aldığı güç, yetki, dirayet ve cesaretle.

Herkes tek tek dinlenilir; ama asıl merak edilen idamlık gencin hikâyesidir, burada oluş ve sabah idam ediliş sebebidir. Genç olmasına rağmen ilminin ve davetçi kişiliğinin verdiği sorumlulukla, buradakilerin cahilî söz ve tavırlarına mü’min sabrıyla direnç gösterir. Her fırsatta, ilahî mesajı, her birinin durumuna göre aktarmaya titizlikle özen gösterir. Gencin bu hali, odadakileri bir şaşkınlıktan alıp diğer bir şaşkınlığa misafir eder. Çünkü bu genç sabah ipe gidecek; ama gelmiş kendilerine dinden, imandan, iyi bir kul olmaktan bahsediyor. Yahu insan son saatlerini daha farklı bir vaziyette geçirmez miydi, onlara göre! Şimdi dövünmesi, başını o duvardan şu duvara vurması gerekmez miydi? Suçsuz yere asıldığını, idamına karar verenlerin büyük bir yanlış yaptıklarını, verilen bu kararı kendisinin hak etmediğini söylemesi ve daha fazlasını haykırması, bu zindanı ayağa kaldırması, sesine ses verileceği an’a kadar susmaması gerekmez miydi? Sanki ölecek olan o değildi de kendileriydi! Buna akıl sır erdiremiyorlardı bir türlü.

Eşine ve mahiyetine pek rastlanacak gibi görünmeyen bir mü’min duyarlılığını kuşanan genç, yanından hiç ayırmadığı Kur’an-ı Kerim’den ve okuduğu ya da dinlediği önemli şeyleri not edip yol arkadaşı olarak gördüğü ajandasından, yeri geldikçe devamlı bilgiler ve örnekler aktarır zindan yarenlerine. Ona göre, bu insanların İslam’ın aydınlıklar üstü apaydınlığına bir an evvel kavuşmaları, cahiliye bataklığından iman nuruna çıkmaları gerekirdi. Kâh insanları tahakkümü altına alan zulmün otağı içinde bulundukları zalim sistem, kâh bilinçsizliklerinin farkında olmadan yaşayan, yaşadıklarını sanan ve hatta şairin o engin ifadesiyle “hayat süren leşler” derekesine inmiş toplum, kâh insanların kendi kendilerine ördükleri koca duvarlar, bu amansız bataklığı besleyen zavallı unsurlardır. İşte bu kuşatılmışlığın içerisinde bir menzili olması gerektiğinden bile habersiz hale getirilen insanların fıtratlarıyla buluşup tertemiz bir hayata kucak açmaları gayesi uğruna kendini feda edendir idamlık genç. Zamanın peygamberî duruşuna sahip kahraman yürekli fedaidir idamlık genç. Kendisine taş atanlara gül ile karşılık veren ve o gülün kokusuyla hücre hücre dirilmelerini dert edinendir idamlık genç.

Okuru şaşırtan son

Bir geceden sabaha kadar ve yüzü soğuk dört duvarla çevrili zindan koğuşunda geçen İdamlık Genç romanının hikâyesi, giderken bile olsa “getirmek”ten ödün vermemenin ödevini hatırlatıyor okuyanına. Allahu Teâlâ’nın muhteşem yolunda ve O’nun muhteşem yolunun uğrunda geçirilmeyecek bir hayatın hiçbir anlam ve değer ifade etmeyeceği hakikatini kazdırıyor zihinlere, akleden kalplere. O sıkıcı, o kahır yüklü izbelikten ışık vermenin esrarlı büyük bir fotoğrafı çekiliyor hem de çok geçmeden kapanacak gözlerin sahibi olan bir genç tarafından. Genç olmak, hayallerle, ümitlerle dolu olmak değil miydi hayata ve ileriye dair? Genç olmak, daha nice yaşayacağı güzel günleri ve geceleri olmak değil miydi hem? Demek ki her genç bir değil imiş. Demek ki genç olmak, “asıl hayat” için mücadeleyle günlerini doğrultmak imiş. Ne mutlu o gençlere, ne mutlu böylesi idamlık genç mü’minlere!

Vakit geceden terhis olup şafağa doğru ayaklanma yüz tutunca, bizim genç, idam sehpasına doğru kendini hazırlarken, muhatabı kendisi olan bir oyunun ayarlandığından da habersizdir. Burada ayrıntısına girmenin doğru olmayacağı ve okuru şaşırtan bu son karşısında, kimin kazançlı, kimin zararlı çıktığı konusunda derin düşünceler hücumuna maruz kalıyor zihin.

İdamlık bir gencin özüyle ve sözüyle, Allahu Teâlâ’nın razı olacağı bir hayatın nasıl idame ettirileceğini bizlere iki kapak arasında sunan yazarımız Emine Şenlikoğlu’na minnettarız. Rabbimiz, kalemlerine olduğu kadar ömürlerine de bereket versin. Âmin…

Fatih Pala yazdı

Güncelleme Tarihi: 25 Ocak 2019, 17:27
YORUM EKLE

banner19