İnşirah denli bir avaz var o şiirde

Hüseyin Atlansoy'un yeni şiir kitabını, şiiri ve şairi düşünüyor Zeki Bulduk.

İnşirah denli bir avaz var o şiirde

Şair kimdir?

Şair, üzerinden hızla geçtiğimiz hayat kitabının altı çizilecek satırlarını bulan dikkatli okuyucudur.

Şair, ezber yaşamların karşısına durup ezber bozan bir dille, hayatı ucuzlatan kelimelerimizi yüzümüze çalandır.

Şair, bir artçı deprem değil; arkadan gelen gelecektir. Zira, bizler ilerlerken ıskalamakta mahiriz. Oysa, şairler durup, zamanın vesikalık ve boydan resimlerini çeker, bizi derbeder eden tüm anlarla alay edercesine kanlı canlı kelimeleriyle zamanı saçlarından kavrayıp önümüze atarlar.

Şair için zaman tehlikeli değildir. Şair, tehlikeyi zamana raptedilmiş bir varlık olmamızda arar. Şair, oyun oynayan çocuğun oyundan kopmazlığıyla yaklaşır dünyaya. Bu yüzden dizi yaralanan çocuk denli sahicidir. Bu yüzden üstü başı toz toprak olsa dahi en nihayetinde maç yapmış olmanın erinci vardır yüzünde. Bir tür hesaplaşmadır şairin yaptığı. Hayatın sıradanlığı, günübirlik kaygıların dezenformasyonundaki insan için işler biraz sıkıcı, biraz ciddi, biraz öteleri ve varlığı unutturacak denli önemli görünse de; şair, koşuşturan insanın ardından bir Nebi gibi bağırandır: “Bu koşu uçurumda biter!” dercesine.

Taşra; dünya olmasın sakınHüseyin Atlansoy, Yarın Bekleyebilir

Şair için taşra yoktur. Onun taşrası ateşin başından ayrı olmak olsa gerek. Mesela, Türkçe şiir yazan bir şair için merkez İstanbul’dur demek, şiire kağıttan kaplanlar ile saldırmak, şairin maskarası olmaktan öte değildir. Bir kente varmak şair için önemli değil; şiire hazır bir natıkanın olmasıdır önemli olan. Ama şunu söylemek mümkündür: Şair, dünya adlı taşradadır!

Dünyanın taşrasında değil de dünyayı taşra gören bir bakış yakalar kaneviçe işleyen kızın bir tavşan yumuşaklığında odalarda dolaştığını. Zira, “işi gücü olan insanlar” pek de merak etmezler o kızı, Robenson’u, Cuma’yı, Hüseyin’i... Yaşadığı yeri merkez zanneden bakış, hayattaki mucizevi anların aslında hiç tükenmediğini de pek kavrayamaz. Bu sebeptendir ki şairlerin sustuğu bir dünya felaket bir ölüme gebedir.

Şairin gözü; ıskalamaz

parmaklarımdan dökülünce ekmek
güvercinler gelip öpüyor nimetleri
ama kaldıramıyorlar
pencere önü heybetimi benim
ve artık biliyorum biliyorum artık
kuşkonmaz saçlarına bu kentin
bu teras dışında

Güvercinlerin yem yediğini söyleriz bizler. Oysa, şairin gözü başka türlü görmüştür. Belki de doğrusunu görmüştür. Şehrin saçları hoyrattır; güvercinleri bile ürkütecek denli hoyrattır. Bu gerçeği bilmek bir şaire nasip olur, o da tutar bizleri kalbimizden ve beynimizden vurur tüm pencere önü heybetiyle. Dünya inatla dönerken, insanlar inatla karınca yarışına tutuşmuşken, bir adam pencereden seyreder bu hengameyi ve yine de bulur şiirin kanayan yerlerini. Göz, şairde başak, günübirlik insanda başka görür alemi.

Ruhu da bedeni de kalabalıklar önünde soyunmak istemese de kelimeleri çıplak bir gerçeği aralama derdindedir. Bu sebepten şair, taşra ve ıskalamamak kelimeleri bu yazının içinde yan yana dururlar. Uğultu… Evet, şiir uğultuya karşıdır. Şiir, uğultuyu bastırmak için vardır. Şiir, uğuldayan kalabalıkların içine doğan bir nefestir ki uğultuyu bastıracak denlidir. Yani ki bir kum tanesidir ama okyanusun yüreğini taşır şair sözü.

Yarın Bekleyebilir

Şair Hüseyin Atlansoy’un yeni kitabı çıktı: Yarın Bekleyebilir. Henüz edinmedim. Biraz bekleyebilir. Zira, haberiyle bir vakit, kitap ile uzun bir süre sevinebilirim. Atlansoy şiirlerini okuyanlar bilirler ki inşirah denli insanı ferahlatan bir avaz vardır şiirinde. Bu sebeptendir ki heyecanlanabiliriz!

Bir gün döneceğiz-
Sureta suretsiz
Bak burası Yeryüzüdür
Gece gibi ıssız bir suskunluğun imtiyazı

Beylik bir cümle, biliyorum ama: Hüseyin Atlansoy, hesaplaşmayı bilen bir şair. Kaçak güreşmiyor. Kelimelerini illa kalbe nişan almıyor. İnsan zihnini açan bir söz dizimi var onda. Belki de “dünyaya gelmek saldırıya uğramaktır” ya da “dünyada olmak vatandan ayrı olmaktır” tarzı bir bakışı var bu kederler yurduna, oyunlar alemine… Bu oyunların ötesinde bir aleme hüzünle bakan ama dünyayı-yeryüzünü asla ihmal etmeyen dizeleri var. Sanırım bu sebepten hesaplaşma hissi ağır basıyor. Hüznün moda olması, iyi günlerin ileriye, öteye atılması canını yakıyor.

Yine de bir dalgınlıktır şairin şiire dökmesi sesini. İyi ki dalgınlıkları var şairlerin. “Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma” diyen şair de aynı noktaya basıyor gönlündekini: şaşkınlıkla, dalgınlıkla dokunabiliyor şair dünyaya. Şaşkın ya da dalgın olmasaydık herhalde hayat çok sıradan olur, doğurganlıktan kesilirdi. Hesaplı kitaplı olsaydı şair; vay haline!

Hüseyin Atlansoy’u ve şiirini tahlil etmek bir haberin harcı değil. Lakin, bir sevincin verdiği esriklik ile yazdım yazacağımı. O’nun şiirinde son mısralar fena çarpar insanı:

iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne

kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize

kıyam/et bize

Evet, Yarın Bekleyebilir ama şiirin sense kulak asmayan insan beklemese de olur!

Zeki Bulduk, şiiri sökmeye çalışıyor

Yayın Tarihi: 17 Eylül 2011 Cumartesi 01:18 Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2019, 12:30
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Cengiz Coşkun
Cengiz Coşkun - 10 yıl Önce

"Gerçek Şair" olmak herkesin harcı değildir. Hüseyin söylediği,sustuğu, yazdığı ve yaşadığıyla şairdir. Olmam belki bir anlam ifade etmez ama; ben buna şahidim.

banner26