‘İnsan Olmak’ peki ama nasıl?

Engin Geçtan'ın, psikiyatri alanındaki uzmanlığıyla ve tecrübelerinden hareketle kaleme almış olduğu, diğer kişisel gelişim kitaplarından çok farklı olan “İnsan Olmak" kitabını Arzu Neslihan Akcan değerlendirdi.

‘İnsan Olmak’ peki ama nasıl?

Engin Geçtan'ın, samimi ve akıcı bir üslupla kaleme aldığı İnsan Olmak” kitabı, kişinin kendisi ile yüzleşmesini ve “olmasını” sorgulayan ve bu konuda ipuçları veren kıymetli bir eser.

İnsan, varoluşuyla aykırılığı temsil etmektedir

Kapağında René Magritt'in Cam Anahtar adlı yapıtı üzerine yapılmış bir kolajın olduğu kitap insanın kendini anlamlandırması noktasında bir ders niteliğinde. René Magritt'in sürrealist çalışmalarının birçoğunda varoluşa yönelik bir algı olduğu fikrine sahip biri olarak kitaba yönelik ilgim kapağının sayesinde oldu. Kapağında bir dağın yamacında koca bir taş kütlesi ve üzerinde bir insan figürü var. Taş sanki ufak bir hareketle yerinden oynayacak gibi ama hangi yönde hareket edeceği oldukça belirsiz. İnsan da “olabilmek" gayesinde bir dağın yamacında ne yöne devrileceği belli olmadan duran bir taş kütlesi gibidir. Evet, bence insan, bu tabloda oradaki taştır. Aslında belki de kapaktaki kolajda var olan insan figürüne gerek yoktur. Taş, insanı simgelemektedir. İnsan yani taş, dağın yamacında dağdan bir parça gibi dursa da dünyada yani yamaçta, var oluşuyla aykırılığı temsil etmektedir. Aslında kitap da tüm bu tablonun yorumlaması üzerine dayandırılabilir. “İnsan Olmak"; kusursuz, robotik bir yaratık ütopyası değil, tam aksine belirsizliklerin içinde, düşe kalka bunu becerebilmektir.

Boş vaatler yok!

On üç bölümden oluşan kitapta insana dair birçok sorun ele alınmakta ancak “sen sorunlusun ve ben sana gül bahçesi vadediyorum" denmiyor. Bahsi geçen sorunlar herkeste görülebilir nitelikte olan şeylerdir. Sorunların nedenlerine değinen kitapta kişi kendinde var olan sorunların nelerden kaynaklanabileceğini buluyor. Yani boş vaatler yok. Klasik kişisel gelişim kitaplarından çok farklı bir tarzda sorunlar ve bunların nedenleri ele alınmış. Kişinin kendini tartması ve bir yere varması kitapta verilen bilgilerle mümkün görünüyor. Kitap; bir tanı, teşhis yapmaktan ziyade insanın düşünce yapısına esneklik ve olgunluk katıyor.

Değişimin öncüsü bireyin kendisidir

Bireyden başlayarak düşmanlık, değersizlik duygusu, kaygı, yalnızlık gibi konuların ele alındığı kitapta her bölüm, insana dair sorunların nelerden kaynaklanabileceğine ve sorunların kaynaklarının bilinmesiyle bunların üzerine gidilmesi sonucu “iyileşme" emaresini içeriyor. “İnsanın kendi içindeki kargaşa toplumsal kargaşadan daha ürkütücüdür” diyen yazar, her şeyin toplumun en küçük yapı taşı olan bireyle başladığını ve bireyin kendini düzeltmesiyle her şeyin düzeltilebileceğine değiniyor. Kitapta, büyük değişim için önce bireyin kendisini değiştirmesi gerekir, mesajı öne çıkıyor.

İnsan nasıl isterse öyle “olur"

“Dünyada iki tür insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler. Yaşamak, kendisi olabilmeyi ve yaşama etkin bir biçimde katılabilmeyi tanımlar. Bu, insanın kendi sorumluluğunu, bir başka deyişle, hayatına anlam katma sorumluluğunu içerir. Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür. Özgür insan daha az korkar, onun için sevebilir!” diyen yazar, insanın seçimleriyle hayatına yön verdiğini ve seçimleri doğrultusunda yaşadığını belirtir. Ona göre; hayat, bir seçimdir. İnsan, farkında olarak veya olmayarak da olsa birtakım seçimler yapar. Netice itibariyle; insan, nasıl isterse öyle “olur”. Tabii seçimlerinin sonuçlarını da kabullenmesi koşuluyla!

Arzu Neslihan Akcan

YORUM EKLE

banner19

banner13