İnsan hayatın her anında bir öyküye yakalanabilir

Köksal Alver'in 'Çevgen' kitabında toplam on dört öykü yer alıyor. Öykülerde ilk göze çarpan, anlatıcının sade ve içten bir üslubu tercih etmesi. Bazı öykülerde, anlatıcının iç hesaplaşmalarına tanıklık ediyoruz. Hatice Ebrar Akbulut yazdı.

İnsan hayatın her anında bir öyküye yakalanabilir

https://www.ktpkitabevi.com/urun/evgen-9786053260585Öykü, nefes alıp veren, hareket eden, duyan, hisseden, düşünen insan kadar canlıdır. O, hayatın bütün yokuşlarında, duraklarında, düzlüklerinde insanın önünden, ardından, sağından, solundan akıp gider. İnsan fark etse de fark etmese de… Bu böyledir, öykü de insan kadar canlıdır, hareketlidir. Hayatın içinden akıp giden öyküler kimi zaman şanslıdır, fark edilir. Kimi zamansa fark edilmeden, duyulmadan geçip giderler. Öykü hissedilmediği yerden uzaklaşır, başka bir yere, başka birilerine hayat olmaya gider. Öykü, apaçık hayattır. Ansızın önüne çıkar insanın, bazen de ayak seslerini duyurarak gelir.

Köksal Alver, hayatın hay huyundan sökün edip gelen öyküleri yazmış Çevgen’de. Bazen kimselerin farkına varamadığı duygulardan örmüş öykülerini, bazen de insanın önüne güm diye düşen, apansız gelişen duygulardan…

Başkalarının sınavında oyun ve eğlencenin neşesine bürünüyorsun”

Çevgen, Alver’in kitabının ismi olmasına rağmen, kitabın içerisindeki hiçbir öyküye başlık olmamış. “Oğlumun Kitapları” öyküsünde kullanılan bir kelime olarak karşımıza çıkıyor “Çevgen”. Değnek, oyun gibi anlamlara geliyor. “Oğlumun Kitapları” öyküsünde, anlatıcı, emekle oluşturduğu kütüphanesinin kitaplarıyla oyun oynayan oğlunu anlatıyor. Bu kütüphane, okuma aşkına tutunmak, okumak sevdasından kopmamak için bir çevgendir. Küçük bir çocuk babasının oluşturduğu bu mütevazı kitaplığın kitaplarıyla oyunlar oynar. Öykü boyunca, bir odaya kurulmuş zengin bir kitaplığın fotoğrafı ile sevimli ve yaramaz bir çocuğun fotoğrafı geçer zihnimizin gözlerinden. Anlatıcı bir yandan emekle aldığı, düzdüğü kitapların ziyan olma tedirginliğini yaşarken, bir yandan da oğlunun kitaplarıyla oynamasından mutluluk duyar. Öyküyü okuyunca, “bir babanın evladına bırakabileceği en güzel miras bu olmalı, bir kitaplık” diyorsunuz içinizden.

Yazar, “Oğlumun Kitapları” öyküsünü oğluna ithaf etmiş. Bir de kızına ithaf ettiği bir öykü var: “Sandık”. Bu öyküde, el bebek gül bebek büyütülen, narin bir kız çocuğunun baba evinden ayrılış serüveni anlatılıyor. Temelde bu anlatılsa da anlatıcı, modern zamanların yaşantısına, insan ilişkilerine eleştiride bulunuyor. Sandık imgesi üzerinden babanın hissettiklerini okuyoruz. Sandık, babanın hüznünü, sevincini simgeliyor. Babanın bağrında düğümlenenler, sandık üzerinden dile getiriliyor. Baba geçmişteki yaşantının sadeliğine özlem duyuyor, şimdiki yaşantının şatafatını sevmiyor. Kızının hatıralarını barındıracağı bir sandığı olsun istiyor. O sandıkta kızının hayalleri, anıları, rüyaları, özlemleri biriksin, o sandık kızının evini özel kılsın istiyor. Kızı büyüyüp torun torba sahibi olduğunda, o sandıktan, evlatlarını, torunlarını nasiplendirsin istiyor. Tıpkı kendisinin sandığa bakarak gördüğü ninesi gibi onlar da ninelerini yâd etsin istiyor.

Sınavdasın” öyküsünde gençlerin hâllerini kendi gençliği üzerinden anlatıyor anlatıcı. Bir zamanlar kendisinin de ter döktüğü sıralara, o sıralarda oturan gençlere artık sınav görevlisi olarak bakıyor. Sınıfta yapılan sınav üzerinden hayat sınavını okuyor. Hayat sınavında ne kadar başarılıyız, bunu soruyor, okura sorular yöneltiyor. “Başkalarının sınavında oyun ve eğlencenin neşesine bürünüyorsun. Kendi sınavını da oyun ve eğlence mi zannediyorsun?”

Eylemde” öyküsü, belki de birçok gencin yaşadığı hisleri anlatıyor. Anlatıcı, Beyazıt Meydanı'nda, bir eylemde yaşadıklarını anlatıyor. Eylemdeyken, beyninin içerisinde bir türlü susmayan sesler var. Hangisini dinleyeceğini bilemiyor. En sonunda bembeyaz bir ses yetişiyor imdadına, onu karmaşadan kurtarıyor. “Hiçbir şeyi boş vermeyin. Hiçbir şeyi küçük görmeyin. Kuru kalabalık demeyin. Çelimsiz insanlar, bir avuç insan demeyin.” Anlatıcı, artık kalbi mutmain bir şekilde, Beyazıt Meydanı’ndaki eylemine devam ediyor.

Sevaplar Gibi” öyküsü ve “Yağmurlar Gibi” öyküsü birbiri ardınca geliyor kitapta. Bu öyküler, birbirinin devamı olmalı. “Sevaplar Gibi” öyküsünde ideal bir öğretmen anlatılıyor. “Yağmurlar Gibi” öyküsünde, sorumluluk duygusunun insanı nasıl bir yük altına soktuğunu okuyoruz. İdeal öğretmen, öğrencileri tarafından çok sevilir ve bir veli öğretmenin yüzüne karşı övücü sözler söyler. Velinin söyledikleri karşısında öğretmen kendisini bir yükün altına girmiş gibi hisseder. Velinin söylediği sözleri hak edip etmediğini düşünür. Yüzüne söylenen güzel sözleri taşımanın tedirginliğini yaşar.

Oysa Her Şeyi Hesaplamıştık” öyküsünde, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesap ederek evlenen bir kadının boşanma öyküsü anlatılır. Her şeyi mantıkla halletmeye çalışan kadın, evliliğinin bitme nedenini mantık hatası olarak görmektedir.

33” isimli öyküde, bir gece ansızın götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan babaya duyulan özlem anlatılır.

İnsan hayatın her anında öyküye yakalanabilir

Alver’in öykülerinde şehirler ve mekânlar önemlidir. Konya, Erzurum ve İstanbul öykülerinin üç önemli şehridir.

Çevgen’de toplam on dört öykü yer alıyor. Öykülerde ilk göze çarpan, anlatıcının sade ve içten bir üslubu tercih etmesi. Bazı öykülerde, anlatıcının iç hesaplaşmalarına tanıklık ediyoruz. Bazı öykülerde, yazarın alanı olmasından kaynaklanmalı, sosyolojik bir bakışla değerlendirmeler yapıyoruz. Alver, sosyolog olmasından dolayı, öykülerinde iyi bir analizci, sıkı bir gözlemci olarak karşımıza çıkıyor. Bir öykücünün beslendiği belirli damarlar vardır. Bu damarlar öykülerde kendini belli eder. Köksal Alver’in beslendiği belirli bir damar yok. Onun için her şey öykü olabilir. Çevgen’in girişinde yer alan “Hikâye Bu!” başlıklı yazısında öykünün/hikâyenin kendisi için ne anlama geldiğini anlatıyor. İnsanın hayatın her anında öyküye yakalanabileceğine inanıyor: “Okunan bir satırda. Fotoğrafa yapışan dilde. İllâ hayatın akışında, o hay huy ummanında. Göz kırpar, bir kıvılcım çakar hikâye. Sanki hikâye o anda tamamlanıverir.”

Köksal Alver, öykülerinde modern yaşamı eleştirir. Alver’in önceliği insanın ve toplumun yararına olan şeylerdir. Fakat modern yaşam insanı öncelemez. İnsanı arka plana alır ve kendi ilkelerini dayatır. Alver, bu dayatma altında ezilen insanın yaşam tarzını sorgular. Yazarın dili oldukça sade ve akıcı. Devrik ve kısa cümleler, öyküyü narin bir anlatıma büründürüyor.

Hepimizin bir çevgeni olmalı. Yazarın, okumak aşkıyla oluşturduğu kitaplığı gibi, oğlun her sabah neşeyle oynadığı kitaplar gibi…

Hatice Ebrar Akbulut yazdı

Güncelleme Tarihi: 10 Aralık 2018, 16:19
YORUM EKLE
YORUMLAR
Üzeyir
Üzeyir - 3 yıl Önce

Çok kıymetli bir yazardır Koksal Alver. Dünya Bizim'e teşekkür ederiz.

banner19