banner17

İnsan bir kader kuşu, bir sözün kayboluşu

Bülent Ata, 'Savaş Meydanında Başıboş Atlar' şiir kitabı ile okuyucu ile konuşuyor. Ve bu şiirleri okurken, hiç susmasa keşke diyebiliyorsunuz. Furkan Çimen yazdı.

İnsan bir kader kuşu, bir sözün kayboluşu

Bülent Ata'nın Şule Yayınları'ndan çıkan Savaş Meydanında Başıboş Atlar şiir kitabı bir fotoğraf karesinin ardında kalanları, onları hâlâ aradığımız zamanlardaki duygu yoğunluğunu anlatıyor. Peşinden gittiğimiz dünya, çok izlenenlerin mi, çokça paylaşılan metinlerin mi? Kendimize bir sormamız gerekiyor. Her zamanda yolculuk bizleri saflık anına götürür, bundan şüpheniz olmasın. Savaş Meydanında Başıboş Atlar şiir kitabı işte bunu anlatıyor.

Bu kitabı okurken kimi zaman çoban, kimi zaman otopark görevlisi, kimi zaman akvaryumda balık, belki de minibüs şoförü olabilirsiniz. Aynı zamanda bu kitabı okurken arama motoruna ismini yazıp aratan insanların dipsiz kuyu olduğuna da kanaat getirebilirsiniz.

Gönlümüzün gözü açılsa

Savaş Meydanında Başıboş Atlar şiir kitabımız on iki şiirden oluşuyor. Başlangıç şiiri olarak “Kimse Aramıyorsa” şiiri bizlere hoş geldin diyor. Bu şiiri okurken kendinizi cam kenarında unutulan ofis bitkileri arasında bulabilir ve zamanında yaptığınız, halen de yapmakta olduğunuz iyilikleri bu şekilde unutulmuş olarak düşünebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz, yapılan her iyilik bir ağacın dibine çöker de zamanı gelince bir dağ gibi ortaya çıkar.

Bu şiirden birkaç satırı sizlerle paylaşmak istiyorum: “gerçeğin yüzü, az önce takılmadan maskeler/ Sürüklenir bavullar gibi saçından kariyerler/ Martılar, oteller, lobiler, otel insancıkları/ Ziyan edilen küllükte fikir izmaritleri...” diyor şair. Ve devam ediyor diğer mısra ile: “insan kendine ettiklerine ‘bir dur!’ demeli/ Bilmez ki yarın ne olacak/ Peşine düşen avcı, kuduracak/ İstemeden iz sürüp/ Ele verdiği, kendi virdidir belki/ Çektiği belgesel diye/ Aslında teslimiyettir/ Başına aldığı örtü…

Kitaba adını veren “Savaş Meydanında Başıboş Atlar” şiiri ise iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümdeki şiir her şeyin sisler içerisinde olduğunu, bazı şeylerin farkına varabilmemiz için sadece gören gözlerle değil aynı zamanda gönül gözümüz ile de bakmamızı tavsiye ediyor: “onlar bilmez seni, sen sakla kendini/ Feda olurken bil, ölüm bir son değil,/ Kaybetmek, bulmanın bir cüzü sadece…”

Savaş meydanında sahibini arayan atlar misali çoğumuz bir sahip arıyoruz şu fani dünyada. Göğsümüzün kapısını kırsak artık da gönlümüzün gözü açılsa mesela. Dünya daha anlamlandırılabilir bir yer olmaz mı? “terk edilmiş savaş meydanında/ Arar sahibini çaresizce/ Orada, parçalanmış el kol yığınında, kapılar çalınır/ Kapıların ardında insanlar yok mu sanırsın?/ İnsanlar bir sisin içinde, unutmuş savaşmayı…”

Belki de bahsedilen sis değil de kalbin dumanı, buna karar verecek olanlar ise “Savaş Meydanında Başıboş Atlar” kitabını okuyacak olan kıymetli okuyucular olacak.

Şiirin ikinci kısmında ise şair ruhun, binalar ve eşyalar arasında tıkalı kaldığını ve ruhun üstüne oturunca da hepimizin birer canlı tabut haline geldiği teması üzerinde duruyor. “makam arabaları niye siyahtır hep?/ Bu yüzden filmle kaplı pencereleri/ Yoksa kim görmek ister ki/ Yanından geçen bir kadavra...”

İnsanoğlunun en önemli silahıdır dua

Savaş Meydanında Başıboş Atlar kitabını okuyan her şiir sevdalısı okuyucu, içinde oda oda mezar taşlarının olduğunun farkına varacak. Ve rüzgardan, taştan, topraktan, doğadan ne öğrendiyse bu hakikati aramaya koyulacak. “o çalan, o müzik, o kimsenin bilmediği/ topolojik dönüşümün esrarlı göğü/ Yere düşmüş ekmek, yarım kalmış çay/ Hakkı yenmiş insanların gözlerine bak/ O gözler, toprak olup serpilecek üstüne…”

nedir ki karşında duran düşman?/ Yol mu bitmiş, köprü mü çökmüş?/ Üstüne üstüne git ve inanarak/ Savaş, cenk et, al kellesini kurumuş asalakların/ Boğulmadan, yeniden diril hayata/ Kulaç at dipten, yeniden ve ilk kez/ Elinden çıkıp giderken kaderin/ Kalbin bulsun o bereketin sahibini…” İnsan bu satırları okurken “kurban olayım o ritimle vur bendire bir evladın toprağını düzeltir gibi” demekten de kendini alıkoyamıyor.

İnsanoğlunun en önemli silahıdır dua. Neyi varsa bu iki elin, açılınca semaya olmayacak olan da oluverir. Âlemlerin Rabbi ol demiştir çünkü. İnsanoğlunun gürleyen, yağan, esip tozan ve darma duman eden bir varlıktır kalbi. Dua eder, af diler. “insan bir kader kuşu/ Bir sözün kayboluşu/ Ağzı bir çocuğun, yalınayak koşan/ Sonra eğilip su içen/ Alna yazılan, bir zırh diye giyilen/ Annenin beğendiği gelin/ Babanın bağışladığı kusur/ İlim nasıl böyle viranelerde gizlidir…

Benim beğendiğim şiirlerden bir tanesi ise “Gazzeli Çocuklar” başlığını taşıyor. Cenneti anlatmak için kelimeler gerekseydi Gazzeli çocukların ayaklarından başlardık anlatmaya, öyle değil mi? Kumlarda koşan, babalarının kollarına atlarken mermilerin altından geçen ve bir an da olsa gülümseyen Gazzeli çocuklar. Onları biliyor ve görüyorsunuz değil mi? “Sizce Gazze bir rüya mı, çocukların gördüğü?” Bu sorunun cevabını şiiri okuduktan sonra da verebilirsiniz. “cenneti anlatmaya Gazzeli Çocuklar’dan başlamalı/ Gözlerin, dilin, aklın, kalbin parça parça olduğu gün/ Babalar sarılacak bir evlat bulsun/ Analar koklasın kuzusunu/ … / cenneti görmek için, şimdi bak/ Sen de dövün, yırt bağrını, yan, doya doya yan/ Şu minik gövdelerden çıkan mermilerin parçaladığı/ Çocukların şu kanlı gömleğini götürün, koklasın Yakub/ İşte Yusuf’un gömleği, sonunda bulduk biz onu, deyin” Kendini güvende zanneden kimse güvenmesin kendine bu satırları okuduktan sonra. Çocuklar evlerinde, bina yıkıntılarında, kumsallarda böyle koşarken ölüme…

Bülent Ata, Savaş Meydanında Başıboş Atlar şiir kitabı ile okuyucu ile konuşuyor. Ve bu şiirleri okurken, hiç susmasa keşke diyebiliyorsunuz. Hep anlatsa da herkes bir an susup şiire kulak verse...

Furkan Çimen yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Şubat 2019, 17:23
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20