banner17

İnancını samimi yaşayan ancak ötekini etkiler

Her geçen gün bizim olmaktan çıkan dünyada, Müslümanca nasıl yaşanır, dahası Dünya nasıl İslam kılınır sorularının cevabını ararken buldum o kitabı.

İnancını samimi yaşayan ancak ötekini etkiler

 

Müslümanlar ve modernizm ya da modern dünyada Müslümanca yaşamakRasim Özdenören, her geçen gün bizim olmaktan çıkan dünyada, Müslümanca nasıl yaşanır, dahası dünya nasıl İslam kılınır sorularını Müslümanca Yaşamak kitabında inceliyor.

İnancını samimi yaşayanlar, ‘ötekini’ etkiler

Evvela Özdenören, Müslümanca Yaşamak’ta düzlemini sağlam bir muhakeme üzerine kuruyor: Tesir etmek. İnancını samimi yaşayanlar, ‘ötekini’ etkiler. Müslüman inancında samimiyse, sorun yoktur, er-geç dünya bizim kılınacaktır, bu haliyle ötekini etkilemesi kaçınılmazdır. Ama samimi değilse Müslüman… İşte Özdenören tam da bu noktaya dikkat çekiyor.

Hazreti Peygamber de buyurmuştur, İslam bütünüyle samimiyettir. Müslümanca Yaşamak, aslında Müslümanların samimiyetini sorgular. Bir başka deyişle, ‘seküler’ zemin, neden Müslümanca yaşamaya engel oluyor? Bu engelleri çıkaranlar Müslümanlar mı yoksa ötekiler mi? Seküler zeminde Müslümanlar neden ‘onlardan’  menfi etkileniyor, kendine yabancılaşıyor, özüne sahip çıkamıyor, kendisi olamıyor?

Müslümanın Kur’an merkezli zihin haritasını çıkarmak

Özdenören, bizi Müslümanın Kur’an merkezli zihin haritasını çıkarmaya davet ediyor. Kitabında kendi çıkardığı haritayı okuduğumuzda, özellikle birkaç hususun/kavramın altını kalın çizgilerle çiziyor. Bunlar, yaşama tarzını belirlemek, bilinçli müdahale etmek, yerinde ve zamanında eylemde bulunmak (biz bunu dosdoğru olmak diye de okuyabiliriz!), samimi olmak, sabırlı olmak, azmetmek, bütünlükçü düşünmek, İslam’ın evrenselliğini yakalamak. Sonra Müslümanların eksiklerini sıralıyor Özdenören, ruhun muştusunu veren yedi güzel adamdan birinin acısını yüreğimizin derinliklerinde hissederken.Rasim Özdenören

İslamiyet, muvazene dinidir

Madem Hazreti peygamber buyurmuş, dünya ahiretin tarlasıdır, ahireti kazanacak bir başka zemin (sebepler dairesi) yoktur; o halde bu zemini neden seküler hale gelmesine müsaade ediyoruz, zemini tepeden tırnağa İslamlaştırmıyoruz. İslamiyet, ne Hıristiyanlık gibi ruhbanlık taşır içinde, ne de Yahudilik gibi cenneti yeryüzünde inşa etmeye kalkışır. İslamiyet, dünyayı, ahireti kazanma yeri/vesileler yurdu/sebepler dairesi olarak görür.

Kitaptan hareketle kendimize soralım: Neden bu zemine sahip çıkmıyoruz, zemine kapılmadan? Neden bu zemini İslamlaştırmıyoruz, özümüzden sapmadan, hakikatimizden taviz vermeden? Dahası ve vahimi, neden zemini amaç haline getirmişiz, araç yapmamız gerekirken? İki noktada Hıristiyanlara ve Yahudilere benzeme yoluna gidiyoruz ve Özdenören’den uyarılar alıyoruz. Zemini hiçe saymak Hıristiyanlar gibi, zemine tapmak Yahudiler gibi… Oysa İslamiyet, muvazene dinidir. Yine Hazreti Peygamberin kudsi sözüyle ifade edersek, hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışmak gerekirken. Hazreti Peygambere tâbi olmak demek, dünya-ahiret dengesini sağlamak demektir.

Müslümanın zihin haritası onlar tarafından belirlendiği ve şekillendirildiği için dünya-ahret dengesi sağlanamıyor. Bizim ne yapıp edip bir an evvel kendi kelimelerimizle, kavramlarımızla Kur’an merkezli zihin haritamızı çıkarmamız gerekir. Ki böylece muvazeneye kavuşup, ayağa kalkalım.

Müslümanca düşmeyen Müslümanca kalkamaz düştüğü yerden

Müslüman yaşamak demek, Müslümanca ölmek, Müslümanca dirilmek demektir. İlginç olan husus şudur ki, Müslümanca düşmeyen Müslümanca kalkamaz düştüğü yerden. Müslümanlıkla alakası olmayan kişilerin, dahası yeminli İslam düşmanlarının istediği biçimde düşüyoruz yere. Bu yüzden secdelerimizde garip siluetler görünüyor, yabancısı olduğumuz sesler kulaklarımıza çalınıyor, soğuk sular ayaklarımızın altından akıyor. Bu yüzden mi Rabbimizin razı olacağı şekilde belimizi doğrultamıyoruz?

Kıyamdayken, onların buyurduğu, öngördüğü, tanzim ettiği dünyevî meşgaleler ‘film şeridi’ gibi geçiyor gözlerimizin önünden, içimizden, kalbimizden. Çünkü ayaklarımızın altındaki zemin ziyadesiyle profan/seküler. Çünkü kederlerimiz ziyadesiyle dünyevî, düşlerimiz ziyadesiyle uzun, kaygılarımız pek pervasız, ruhumuz dağınık, fikirlerimiz izole ve fundamentalist. İşte Müslümanca Yaşamak bütün bunlara karşı bir uyarı niteliğindedir ve ne yapılması gerektiği konusunda da, fani dünyadan baki ahirete yolculuk yapan Müslümanların kaza yapmaması için (ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn; Fatiha: 7) Ku’ran merkezli hakiki bir yol haritasıdır.

 

Faik Öcal yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 15:42
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20