banner17

İnadına küstahtılar, İslam'la savaşanlar!

‘Guantánamo’dan Şiirler’ Allah’tan ümit kesmemek için birer duaya dönüşmüş. Duaya dönüşmüş ümitler ayrıca zulme karşı birer bedduadır.

İnadına küstahtılar, İslam'la savaşanlar!

 

 

Bir kitabı okumanın bazen tek bir sebebi olabilir. Bir kitap yazısı okumanın veya yazmanın da öyledir. O tek sebep okuyucuyu veya yazarı yönlendirir. Yazar yakaladığı tek sebebi yazısında açık bir şekilde işleyebilmişse ne ala. Okuyucu yazının sonunda o tek sebeple yazıdan başını kaldırabilmişse işlem tamamdır. Geriye okuyucunun gidip o kitabı herhangi bir kitapçıdan alıp, evinde veya -niye sınırlama getirelim- herhangi bir yerde okuması ve kendi sebebinin peşine düşmesi kalmıştır.

Bir kitap neden yazılır?

O tek sebep zihinde bazen aniden uyanır. Kitabın geri kalan bütün harflerine, cümlelerine, fikirlerine veya duygularına anlam yükler, daha doğrusu onların anlamlı birer parça olmalarını sağlar. Böyle bir şey yakalandığında kitap amacına ulaşmış demektir. Şöyle söyleyelim: Kitap okuyucuya hizmet etmiştir. Özellikle çeviri kitaplar söz konusuysa…Guantanamo

Öyle ya, her kitap bir amaç doğrultusunda yazılır ve okunur. Burası yazar ile okuyucunun ayrıldığı ve birbirine karıştığı ve karıştırıldığı noktadır. Çoğu zaman yazarla okuyucunun amacı bir olmaz. Güçlü eserler, ikna edicidirler, okuyucusunun aklını çelerler, dolayısıyla kendi amacını okuyucusuna dayatır ve kabul ettirirler. Öyle ki okuyucu kendi amacından bigâne kalır. Bazen de iş bambaşka bir şekle dönüşür. Okuyucu kitabı okuyup bitirdikten sonra bakar ki bulunduğu yer, ne yazarın ne de kitabı okumaya başlamadan önce kendinin hedeflediği noktadır.

Kitaptaki şiirler ABD nefretine hizmet etmemeli demiş

Guantánamo’dan Şiirler böyle bir amaç kargaşalığı ve karışıklığı içinde okunan bir kitap. Kitaptaki şiirleri Müslümanlar yazmış, o şiirleri bir Amerikalı derlemiş ve kitaplaştırmış, şiir çevirilerini ise bir psikolog ve yazar olan Gündüz Vassaf yapmış. Epey karışık. Guantánamo Hapishanesi’nde tutulan, işkence gören, haksızlığa uğrayan bir Müslüman’ın bu şiirleri yazmaktaki amacıyla o şiirleri bir şekilde ele geçirip derleyen ve yayımlayan Amerikalı’nın ve Türkçeye çeviren Gündüz Vassaf’ın amaçları birbirini tutar mı? Tutmayacağından olsa gerek Vassaf kitaptaki şiirlerin ‘medeniyetler çatışması’ gibi cepheleşmelere veya ABD nefretine hizmet etmemesi gerektiğini; öyle bir şeye yol açtığında bunun ilk başta Guantánamo’dakilere haksızlık olacağını söylemiş. Fakat söylediklerini biraz muallakta bırakmış.

Sanırız Gündüz Vassaf bir psikolog ve yazar olarak her şeye birer aparat, araç, deney malzemesi veya incelenecek bir nesne gözüyle bakıyor. Vassaf’ın “neden” diye öne sürdüğü şey bir temenniden ibaret. Öyle bir temenni ki hümanizm açısından bile ikna edici değil, üstelik çok müphem. Herhalde hiçbir “ıstırap”, unutulduğunda insanlarda nasıl “ruh halleri” meydana getirmiş veya “direnme güçleri” ortaya çıkarmış, bunu şimdi değilse bile gelecekte görelim diyerek kaleme alınmaz. Böyle bir durumda Vassaf’ın söylediğini gerçekleştirmek için yazan kişiden okuyucunun kendini tamamen soyutlaması, yani yazılanları ve yazarı bir nesne olarak görmesi gerekir. Bu tür işleri psikologlara ve teorisyenlere bırakıyoruz. Çünkü bu kitapta ıstıraplarını dile getiren kişiler birer Müslüman.

GuantanamoHiçbir mazeret Guantánamo’daki zulümleri geçerli gösteremez

Gündüz Vassaf, Marc Falkoff, Bilgin Adalı, Flagg Miller, Ariel Dorfman…  Yani bu kitapta emeği bulunan herkesin niyeti halis, bunda şüphe yok. Bizim eleştirdiğimiz Vassaf’ın kendi niyetini belli etmekten özenle çekinmesi.

Oysa kitabı hazırlayan Marc Falkoff çok daha net. Guantánamo denilen cehennemde nelerin yaşandığını açık bir dille anlatabiliyor. Bu şiirlerde dile gelen acıyı taşıyabiliyor. Hiçbir mazeretin bu gibi zulümleri geçerli gösteremeyeceğini de belirtiyor. Zaten işin can alıcı noktasında durduğunu Falkoff’un şu cümlesinden çıkarabiliriz: “Guantánamo’daki tüm tutuklular gibi, bu şairler de Müslüman’dır.” (s. 17)

Çok net bir şey: Terörist damgası vurularak binlerce Müslüman, dünyanın değişik yerlerinden yakalanıp, bu hapishaneye atılıyor. Ve hepsine de inançlarından vazgeçmeleri teklif ediliyor. Kendi inancından olmayan herkesi yağmalamaya yemin etmiş bir ABD’den söz ediyoruz. Onların kapitalizme dönüşmüş “ortaçağ karanlığından”, Kalvinist ve püriten inançlarından. Önce elinden gelen bütün işkenceleri uygula. Sonra gör ki adam hiçbir şey bilmiyor. Ne terörizmle alakası var ne de teröristlere yardımla. O zaman haydi bakalım fırsat bu fırsat, gel teslise (baba-oğul-kutsal ruh) inan, Hıristiyan ol, bu eziyetten kurtul de. Kabul etmedi mi, işkenceye veya psikolojik şiddete, hakarete, zulme devam et. Guantánamo’da yapılan şey kısaca bu.

Dünyanın efendileri” her tür zulmü, işkenceyi, şiddeti kendilerinde meşru görebiliyorlar. Onlar “efendi”, dünyanın geri kalanı ise “köle”. Çünkü “efendiler” güya Tanrı tarafından görevlendirilmiş. “Tanrı İmparatorluğu”nu kurmak ve hâkim hale getirmek için de ateistlere hoşgörülüler, eşcinsellere gayet mütevazı davranıyorlar,  soylarını kırıp geçirdikleri Kızılderililerin fotoğraflarını, heykellerini, kıyafetlerini müzelerine taşıyorlar, zencileri tamamen asimile edip köle yapıyorlar, “demokrasi”,Guantanamo “özgürlük” ve “insan hakları” gibi laçkalaşmış kavramları herkese dayatıp, onların havariliğini kimseye bırakmıyorlar ama iş İslam’a ve Müslüman’a gelince…

Guantánamo’dan Şiirler bir Müslüman için çok fazla anlam ve acı taşıyor

Şiirlerin tamamında ümit var. Tutuklular her ne kadar neden alıkonulduklarını ve işkenceye maruz bırakıldıklarını bilmeseler ve anlayamasalar bile Allah’tan ümitlerini kesmemişler. Bu belirsizlik, şiirleri soru işaretleriyle doldurmuş. Bol miktarda soru soran mısralarla karşılaşıyoruz. Çünkü bir yerde insan, yapılanlara inanamıyor (Mavi Marmara hadisesinde olduğu gibi); yapılanlar insanlık, değerler, inançlar, ahlak, güvenlik, vicdan… Yani her açıdan mantıksız; Batılıların tabiriyle bireysel ve toplumsal şizofreninin birer göstergesi. Anlamsızlık çıldırtıcıdır.

Şiirler Allah’tan ümit kesmemek için birer duaya dönüşmüş. Duaya dönüşmüş ümitler ayrıca zulme karşı birer bedduadır. İnancın büyüttüğü ümit; ümidin büyüttüğü inanç… Ve bu inancın verdiği ve “Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.” (Âl-i İmrân) ayetinde işaret edilen üstünlük: “İnadına küstahtılar,/ İslam’la, adaletle savaşanlar.” (s. 54)

Şiirlerin tamamını okuduğumuzda göreceğimiz: Guantánamo’daki Müslümanlarla bizim amacımız aynı. Onların o şiirleri yazmaktaki amacıyla bizim o şiirleri okumamızdaki amaç aynı, bir. Guantánamo’dan Şiirler bu açıdan bir Müslüman için çok fazla anlam ve acı taşıyor. İnancın birleştirdiği yürekler ister Afganistan’dan, ister Pakistan’dan, isterse Mısır’dan olsun, aynı şekilde çarpıyor ve Allah’a yakarıyor.

 

Ömer Yalçınova yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 14:57
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Melek Demir
Melek Demir - 7 yıl Önce

"İslam'la savaşanlar inadına küstah"lar ve biz Müslümanlar ise, Guantanamo gibi bir utanç abidesinin önünde durmuş, utanmadan ve gocunmadan -inadına-: "Şükür, Müslümanız" diyebiliyoruz. Allah oradaki kardeşlerimizin hesabını hem bu dünyada, hem de ahirette soracak hepimize...

sümeyyegenç
sümeyyegenç - 7 yıl Önce

''Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; onların azabını gözlerin dehşetle dışarı fırlayacağı bir güne ertelemektedir.'' İbrahim/42

banner8

banner19

banner20