‘İmkân mı insan mı? Tabii ki insan!’

Hüseyin Akın’ın son kitabı Mayıs’ta Şule Yayınları’ndan çıktı. “Unutmanın Sildiği Resimler” Haziran ayının ilk haftası raflarda yerini alarak okuyucusu ile buluştu. Yazmayı okumaktan sayan Hüseyin Akın, yeni kitabında insan bir imkandır, diyor. Gönül Nihan yazdı.

‘İmkân mı insan mı? Tabii ki insan!’

“İmkân mı insan mı? Tabii ki insan! Başlı başına insan bir imkândır.

Kendine yeten ve kendinde olanla başkasını da imâr edendir.”

Hüseyin Akın, Unutmanın Sildiği Resimler  (s.165)

Hüseyin Akın’ın son kitabı Mayıs’ta Şule Yayınları’ndan çıktı. “Unutmanın Sildiği Resimler” Haziran ayının ilk haftası raflarda yerini alarak okuyucusu ile buluştu.

Not: Tüm dünya, Covid-19 ile mücadele verirken ve Türkiye olarak da “evde kal evde hayat var” sloganıyla evlerde kalıp bol bol kitap, dergi ne varsa okuyup, müzik dinlediğimiz, film-belgesel izlediğimiz pandemi günleriydi. Eğitim tüm dünyada uzaktandı artık, çevrimiçiydi dersler. Seyahatler kısıtlanmıştı…

İşte bu günlerde Hüseyin Akın‘ın yeni kitabını ilk kez kendi YouTube kanalında gördüm. Ve bu kitabı sipariş etmemle birlikte elime ulaşması adeta bir aşı bulundu müjdesiydi. Hüseyin Akın’ı bilenler bilir (yazdıysa vardır bi bildiği); bir boşluk hissetti ise yazar ve orayı kalemi ile gönlüyle ilmek ilmek dokur/doldurur… Aslında her kelimesi, cümlesi ve tespiti boşluğa şifa olur diyebilirim. Bu mükemmel eser ile edebiyat dünyasının da aşısı bulunmuştur desem abartmış olur muyum bilemedim şimdi. Şâirliği ile tanıdığımız Hüseyin Akın’ın kendi dizeleriyle bu abartma mevzuuna cevap vermek isterim;

“yani şimdi sen bana abartma mı diyorsun?

abartsaydım seni ben, gökyüzünü öperdim…”

Kitabı hakkını vererek okuduğunuzda ve yine yaşamınızdaki bir boşluğu nasıl doldurduğunu gördüğünüzde, abartmadığımı anlayacak ve bizzat yaşadığımı yaşayacaksınız, belki siz de yazacaksınız sevgili okurlar…

“Kitabımın birinin adını ‘Unutmanın Sildiği Resimler’ koyacağım” der yazarımız bu kitap henüz doğmamıştır, ve devam eder, “Ad koymak önce kafada başlar…” Aynı paragraf Niçin yazarız? sorusuna da muhteşem bir cevap içerir: “Ömür önüne kattığı her şeyi sürükleyerek ilerliyor. Dur durak bilmiyor yaşamak. Onu yavaşlamaya ikna etmenin en kestirme yolu: Yazmak!” 

Böyle bir giriş yaptıktan sonra kitabımızın kapağını ve içindekileri şekil olarak inceleyelim. Açık sütlü kahve renginin hakim olduğu kapakta, kitabın adı silinmek üzere olan harflerden oluşuyor ve bir çift siyah çizme var.Bu zemin bana biraz taşı biraz çölü biraz da aharlı kağıdı anımsattı… En kuvvetli hissim; bu zemin evet aharlanmış bir kağıt olmalı… Bu aharlı kağıt ve siyah çizmeler Hüseyin Akın’a ait olabileceği gibi tüm insanlığa ait evrensel birer imge de olabilir… Yazar bu eserle deneme türünün en hatırda kalacak örneklerinden birini vermiş diyebiliriz. Ve sanki, gelin tüm unutmalara rağmen var gücümüzle hatırlayalım ve Arz’a sağlam basalım diyor. Bu kitabı  niçin yazdığını arka kapakta da cevabı olan şu cümleyle itiraf ediyor, “unutmanın sildiği resimler kadar silemediği suretler ve şekiller de vardır, onu haber vermeye geldim.”

Yazarımız kitabının ithaf bölümüne çok kıymetli dostu ve ağabeyi "Ali Ural’a" notunu düşmüş. 

Kitabımız 2 bölümden oluşuyor: “Kızım sana söylüyorum” ve “Gelinim sen anla”. Her iki bölüm de yazarın adalet terazinden hassas bir ayarla çıkmış. Sanki aruz vezni ile yazmış, bir ölçü var. Niye mi? Her iki bölüm de 25‘şer başlık taşıyor ve yazar kızına kaç sayfa söyledi ise gelinine de aynı sayfa sayısında konuşmuş… Ne bir eksik ne bir fazla: 104 sayfa / 104 sayfa. Halbuki yazarın ne kızı var ne de gelini… Bu seslenişler kimi vakit kendine kimi vakit okuruna kimi vakit edebiyat dünyasına.. Bölüm başlıkları ve ana fikir çok zekice işlenmiş; abi bana mı dedin dese biri, yok yahu niye sana olsun sen kendine mi anladın yoksa! kurnazlığı yahut ince zekası var diyelim. Güzel kaçılır bu çekiç yahut balyozlardan! Yazar edebî bir şekilde adeta vur kaç yapıyor.

Yalın, derin ve samimi…

Başlık gişelerinden biletimizi alarak yazarımızın fikir koridorlarına doğru yol alalım.

Bizleri bu koridorlarda, yazarın yalın ve bir o kadar da derin üslûbu karşılıyor… Okuyucusunu en nadide odalarında titizlikle ve samimiyetle misafir ediyor sevgili Hüseyin Akın…

Yazar, kitabını elli başlık altında incelemiş ve  kelimelere öyle şâirâne dokunmuş öyle anlam kaleleri fethedilmiş ki insan sarsılıp kalıveriyor.. Hüseyin Akın bu kadar zor mevzuyu nasıl bu denli sadelikle yazabildi diye düşünmeden edemiyoruz.

Yazarımızın kalemi çok bereketli… Bu bereketi okumayı kendine hayat düsturu yapmasından biliyoruz. Akın’ı velûd bir yazar yapan da, işte tam bu okuma aşkıdır… O herkes gibi yalnızca matbu eser okumuyor, insanı ve tabiatı da okuyor. Hüseyin Akın, sayfa 217’de bu konuyla ilgili der ki; “Aslında hayatta tek bir zihinsel eylem vardır, o da okumak. Yazmak dediğimiz şey, aslında yazarak okumaya çalışma çabasıdır.”

Kitaptaki başlıklara genel anlamda bakacak olursak: İlk başlık tüm ilginçliği ile bizlere gülümseyerek; “Şuara Ne Haldedir Şu Ara?” Öğrendiğimiz kimi detaylar hoşumuza gitmeyecek türden olsa da buna takılmayalım diyor yazar ve şöyle bitiriyor bu başlığı: “Şair ve yazarların tabiatlarından neşet eden o soylu aykırılığı yok saymak mümkün değil elbette. Fakat bu ayrılığın, ortaya konan mahsulün önüne hiçbir zaman geçmemesi gerekir.” Yarınki kuşaklara da iki çift lafı var yazarın; Şimdiki yazarların kavgalarına ve kaprislerine değil ürünlerine ve de açtıkları ufku bakın. Size düşen görev; bunları kendi dünyanıza yeni renklerle, çeşnilerle katmaktır.

Şiirden açmışken konuyu şiirle başka hangi başlıklar (içerik) var onlara bakalım. Şairin kibri nasıl bir şeydir, bir şair otobüsle, şiir yazmanın kırk türlü sebebi, şairler bu dünyaya bir güzel için ah etmeye gelmişlerdir, şairlerin öykücülerle mesafesi ve yol yapım çalışmaları bunlardan bazıları…

Yazarımız yukarıda saydığım başlıklara öyle güzel içten yaklaşmış ki her bölüm bir kitap olacak derinlikte. Dikkatimi çeken hususlardan yalnızca bir kaçına değinebileceğim.

Şair yaya olmalıdır diyor yazarımız. Yaya olmanın felsefesi üzerinde durulmuş. Sanki biraz da trafik kazası korkusu var çünkü bu sebeple vefat eden isimlere değinilmiş… (s. 37)

Hüseyin Akın, unutmanın sildiği fotoğraflarda zihnimizin bir köşesinde yüzünü halktan yana dönmüş sevgili İsmet Özel fotoğrafını da unutmuyor… Sevgili Özel’e tüm okuyucuların selamını bir otobüse binerek bizzat kendisi veriyor.  

Şiir yazmanın 40 türlü sebebi

Şiir yazmanın 40 türlü sebebi arasında bir üst paragrafta sevgiyle andığımız yaşayan en büyük şairlerimizden biri olan İsmet Özel’den alıntı var. “Şiir yazmak, biraz fazla insan olmak demektir.” Yazar şiir yazarak, fazlasını geçtik kalbimizin adresini bulalım kâfi diyor. Ben şimdi hangi birini diğerinden seçeyim de yazayım çok zor bir seçim olacak… Siz anlayın çaresizliğimi; şiir; geçmişi telafi ettiriyor/gıybetten, dedikodudan uzak tutuyor/dikkat ve rikkat sahibi yapıyor/müzikle tanışmanıza, barışmanıza kapı aralıyor/insanı meta, kul, köle olmaktan çıkarıp mülkiyet kıskacından muhafaza ediyor/hayatı onarıyor/kafa dilinin yetersizliğinden anlam daralmasından insanı koruyor/ve son olarak en mühim maddelerden biri; şiir yazmak yaşanan anları tutanaklara geçmektir. Çünkü şair yazarak yazgısını dillendirir. (s.57) Ne mükemmel tespitler değil mi? Gel de şimdi şiir yazma!

Hüseyin Akın şiirle birlikte deneme türünde de oldukça iddialı, zaten ödülleri de mevcut. Lakin asıl ödülü tarih verecek… Çünkü kendisi “içindeki imkanı keşfetmiş” bir kalem bir derya.. Yazar bu deneme ile güzel Türkçe’mize seyirlik/vitrinlik değil ömürlük bir eser vûcuda getirmiştir diye düşünüyorum. İlgili okuyucular hemen eserin hakikatini farkedecektir.

Kitabın 167. sayfasında yazar şöyle der; “ … ne alkış, ne taltif, ne ödül ne sayfalar dolusu güzellemeler ne de yazarın arkasındaki kalabalık bir insanı geleceğin yazarı yapabilir. Sadece içindeki imkanı keşfeden ve onu kullanabilenlerdir asırlarca eserleriyle yaşayanlar.”

Mizahi bir dille yapılan eleştiriler

Hüseyin Akın denemelerinde şiirden, okumaktan, yazmaktan başka edebiyat dünyasına mizâhi bir dille getirdiği eleştiriler de harika başlıklar altında incelenmiş… Yazar burada kendi kurguladığı bir diyalog biçimiyle tiyatro havasını canlandırmış; “salonlara dolu yağsa”. Mikail abi ve (Hayrullah pardon) Talat karakterleri… “kültürel iktidar tartışmalarından yansımalar”. Hilmi abi ve Gazanfer karakterleri ve sohbetlerin içeriği muhteşem ötesi. Hangi yazıdan bahsedeyim hangisini dışarıda bırakayım çok zorlanıyorum! Bu kitabın tanıtımı bir kaç bölüm dahilinde seri olarak incelenmeli kanaatimce.

Dikkatinizi şu başlıklara çekmek isterim: Kaz değil İkaz dağları, Küresel ısınma değil Küresel Soğuma, Okursuz Toplum, Vizyonunuz olmasa da televizyonunuz var, Resmiyetin resminin olmamamsı, Can sıkıntısı Hapishanesi vb…

Çocuk merkezli yazılar da var birbirinden eşsiz fikirler içeriyor… Çocuk ve filozof arasındaki benzerlik ve temel fark nedir? Çocuk ve oyun/evcilik ilişkisi… dünya bir dönme dolap diyor yazarımız.

Yazımın sonuna doğru gelirken kitapta neyi eksik buldum? Kadınla, aşkla ilgili yazılar bir iki yer dışında maalesef çok göremiyoruz. Yalnızca anneye vurgu var. Her insan içinde bir anne taşır. “içimizdeki anne aslında aşk dediğimiz şey koptuğumuz bu “ana” vatana dönme iştiyakından başka nedir ki?

Kütüphanesi “bir” olmayan aday çiftin “birlikte” olamayacağı vurgusu var bir bölümde. Ve bir başka bölümde de “Ah ettiklerimize çoğu kez nikâh edemeyeceğimiz hakikati” kadınla ilgili istisna yorumlardı. Daha fazlası diğer eserlerinde mevcut, meraklıları oradan okuyacak artık.

Sevgili Hüseyin Akın bu kitabı yazarak şu itirafta bulunmuştur; “yazmak yazgıyı dillendirmek veya hayatı temize geçmek gibi geliyordu bana..İnsan yaşadığı hayatı ancak yazarak çoğaltabilirdi..” Yazım burada bitti. Kitabı sadece okuyarak değil yaşayarak ve ardından bakın yazarak çoğaltabildim… Emeğiniz için teşekkürler Hüseyin Akın.                                                                                                                                                                                                                                                   

Gönül Nihan

 

Güncelleme Tarihi: 16 Temmuz 2020, 09:23
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Yaşar AKGÜL
Yaşar AKGÜL - 1 ay Önce

Çok güzel bir değerlendirme yazısı...çok beğendim...kaleminize sağlık teşekkürler...

banner19

banner13

banner26