İlmin hem Kapısı hem Dertlisi hem de Muallimi İdi O

Adil Akkoyunlu'nun renkli ve resimli sayfalarla okuyucusuna ulaşan ''Allah’ın Arslanı Hz. Ali'' kitabı, Ali (radıyallahu anh)’ı genel boyutlarıyla sunuvermiş. Fatih Pala yazdı.

İlmin hem Kapısı hem Dertlisi hem de Muallimi İdi O

Rasulullah Efendimizin halifelerinden, dostlarından, en yakın arkadaşlarından birisi de Hz. Ali (radıyallahu anh)’tır malumumuz olduğu üzere. Onu ve diğer sahabeleri tanımak, bir anlamda Efendimizi tanımaktan başka bir şey olmasa gerek. Konuşmalarından susmalarına, yürümelerinden durmalarına, sevmelerinden nefretlerine, yaklaşmalarından uzaklaşmalarına değin tıpkı Rasulullah’ın gölgesi gibi olduklarından, onları tanıyıp bilmek, takip ettikleri önderi, rehberi, öğretmeni tanıyıp bilmek demek olacaktır.

Değerli yazar Adil Akkoyunlu’nun, Çıra Yayınları’nın yayın konseptlerinden olan Çıra Çocuk’tan bir seri halinde yayınlattığı “Çocuklar İçin İslam Tarihi Serisi” kitaplarından biri de Allah’ın Arslanı Hz. Ali (Nisan 2015) çalışmasıdır. Diğer çalışmaları olan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’da olduğu gibi bu çalışmasında da çocukların anlayacağı usul ve üslupla cümlelerini oluşturmuş yazarımız. Önceki yıllarda büyükler için yazdığı sahabelere ve özellikle de raşit halifelere dönük kitap çalışmalarını çocukların seviyesinde yeniden kaleme alması takdir edilesi bir güzellik. Büyük-küçük her ferdin, özellikle de küçüklerin severek okuyup elden ele dolaştıracakları hüviyete sahip her biri.

Renkli ve resimli sayfalarla okuyucusuna ulaşan Allah’ın Arslanı Hz. Ali kitabı, Ali (radıyallahu anh)’ı genel boyutlarıyla sunmuş. Biz, birkaç yönü ve güzelliğiyle ondan açmak istiyoruz sınırlarımız nispetince. O ki ilmin kapısı, cesaret ve yiğitlik timsali. Hem ilminin hem de bileğinin kuvvetiyle bulunduğu zamanın eşine az rastlanır şahsiyetlerindendi o. Sadece yaşadığı zaman için geçerli değildi onun bu müstesna hali. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in hem en yakın arkadaşı hem de kızı Fatıma (radıyallahu anha)’nın hayat arkadaşıydı o. Vahyin ilk kabullenicilerinden, ilk şahitlerinden, ilk sahiplenicilerindendi o. Gerek Efendimiz hayattayken olsun, gerek O’nun ahirete irtihalinden sonra davasını ve yolunu sürdüren kendisinden önceki raşit halifeler döneminde olsun, onların yanında, hemen yanı başlarında durarak hep fedakâr, hep vefakâr, hep cefakâr bir şahsiyet olmuştur o.

İlmin hem kapısı hem dertlisi hem de muallimi

Adil Akkoyunlu, Ali (radıyallahu anh)’ın halife olduğundaki ilk konuşmasını paylaşıyor bizlerle sayfalar arasında. Halifeliğe arzusu olmamasına ve hükmetmeye isteksiz olmasına rağmen getirildiği makamındaki bu ilk konuşmasıyla Ali (radıyallahu anh), hatalara ve yanlışlara karşı ne kadar titiz davranacağının haberini veriyordu: “Dikkatli olun! Hatalar, laf – söz dinlemeyen, dik başlı, azgın atlara benzer. Binenler suç işler. Gemlerinden boşanırlar ve binicileriyle birlikte ateşe atılırlar. Dikkat edin! Takva, sahibine boyun eğen deveye benzer. Yuları, binicilerin elindedir. Onları, cennete götürür. Hak da var, batıl da… İkisine de uyanlar var.”

Ali (radıyallahu anh)’ın yönetiminde izlediği yolun özü, özeti şu olmuştur, diyebiliriz: Allah Teâlâ’nın kitabına bakıp ne emrettiyse ona uymak. Yine aynı şekilde Rasulullah’ın sünnet olarak bıraktıklarına uymaya çalışmak. Bu bilgileri açık bir şekilde kitaptan alıyoruz. Göğünde bir yağmur, bir gölge varmış ve bunlardan hep Kur’an ve Sünnet boşalıyormuş gibi bir hayatın mensubu olmuştur o.

Ali (radıyallahu anh), yönetimi sırasında bütün halkı, özellikle de Müslüman olanları eğitip yetiştirmek için, deyim yerindeyse, ‘bir halk eğitimi okulu’ açar. Burada, belli bölümlere belli kişileri öğretim görevlisi olarak atar. Ebu’l Esved, Arapça dilbilgisi; Abdurrahman Sülemi, Kur’an; Kumeyl b. Ziyad, Fen bilimleri; Ubade b. Samit ve Ömer b. Seleme Arap dili ve edebiyatı derslerini verirler. Kendisi de bu okulda, Kur’an, hadis, fıkıh ve belagat, yani dilbilgisi kurallarına uygun güzel konuşma ve yazma sanatı dersleri verir. Bu faaliyetleriyle ilmin hem kapısı hem dertlisi hem de muallimi olduğunu ispatlıyordu aslında. Ümmetin yönetim ve idaresi ne kadar önemli ve gerekliyse, onu ehline teslim etmek de bir o kadar ve daha yüksek bir değerde gereklilik içermekte. Bunun en açık örneğini Ali (radıyallahu anh)’ta bulup görüyoruz.

Şeref ve üstünlük nerededir?

Çocuklarımıza yönelik yazılmış olsa da ‘büyük bilgiler’e ulaşıyoruz kitabın içerisinde. Mesela Ali (radıyallahu anh)’ın yönetim işlerini altı (6) ana bölüme ayırması, günümüze de ve sonraki zamanlara da ışık tutucu mahiyette. Adil Akkoyunlu, kimi ifadeleri daha güncelleştirerek verdiği için anlamayı kolaylaştırmış oluyor okuyucu için. Bu altı ana bölüm; “genel sekreterlik”, “maliye”, “ordu”, “teşri (yasama, hukuk)”, “kaza (yargı, adliye)” ve “il yönetimleri” şeklinde temayüz ediyor.

Ali (radıyallahu anh) Efendimiz’in vali ve komutanlarına gönderdiği, ilettiği kimi emirleri var ki, okuyunca ister istemez hizaya geliyor insan. Bu sözleri, bu tavsiye niteliğindeki emir ifadelerini kim tutsa berhudar olur ömrü boyunca Allah’ın izniyle. Mesela onlardan, halka karşı içlerinde daima sevgi ve şefkat beslemelerini istiyor. Hak edene hakkını vermeyi, taraf tutmayıp bazı insanları bazılarına rağmen kayırmamayı, halkın güvenini kazanmayı, Allah’ın emrettiği şeylere uymayanların asla mutlu olamayacağını, bir topluluğun yaptığı kötü işlere razı olanın onlar gibi olacağını, düşmanlara karşı uyanık olunmasını ve onlara karşı her zaman tetikte bulunmayı söylüyor. Yine haram olan kanı akıtmakla otorite güçlendirmeye kalkışılmamasını, çünkü suçsuz insanın kanını akıtmanın gücü zayıflatacağını hatta yok edip götüreceğini, yaptıklarını olduğundan çok gösterip de övünmeye kalkışmaktan kaçınmalarını, verilen sözden dönmenin insanların nefretini, Allah’ın ise azabını getireceğini öğütlüyor onlara.

Son olarak, gelin isterseniz O’nun tüm insanlığın kulaklarına küpe, gönüllerine şifa, toplumsal ve bireysel yaralarına merhem olacak şu nasihatini sunarak sözlerimizi hayra ve hayırla bağlamış olalım: “Şeref ve üstünlük, insanın mal, makam, servet ve çocuklarının çok olması demek değildir. Şeref ve üstünlük, çok bilgili olmak, büyük ölçüde yumuşak huylu ve soğukkanlı olmaktır. Yalnız Allah’a kulluk etmektedir. İyilik ettiğin zaman Rabbini övmen ve O’na teşekkür etmende, kötülük ettiğin zaman da Rabbinden af dilemendedir asıl şeref ve üstünlük.”

Fatih Pala

Yayın Tarihi: 16 Nisan 2016 Cumartesi 11:02 Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2018, 17:50
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Adil Akkoyunlu
Adil Akkoyunlu - 3 yıl Önce

İlginizden dolayı çok teşekkürler, selam ve dualar...

banner26