İdrak'in inşası mı? İnşanın idraki mi?

Halil İbrahim Düzenli, 'İdrak ve İnşa' kitabında mimarlığın iki düzleminin idrak ve inşa olduğunu ifade edip Turgut Cansever’in mimarlığını bu düzlemler üzerine kendisi tekrardan inşa etmek istiyor. Emin Selçuk Taşar yazdı.

İdrak'in inşası mı? İnşanın idraki mi?

Değme etrak’ ne bilsün gam-ı aşkı adli

Sırr-ı aşkı anlamağa haylice idrak gerek. (II. Bayezıd - Adlî)

Mimarlığa ait farklı düzlemlerden bakmak ve bu düzlemlerin kendi içerisindeki veçhelerine temas etmek zor bir durum olsa gerek. Aslına bakılırsa böyle bir “teması” temaşa etmeye çalışıp tefekkür etmek ve ardından yazarın tefekkür dünyasını anlatmak, yazmak daha da zor. Bunu en bariz bir şekilde Halil İbrahim Düzenli’nin İdrak ve İnşa adlı kitabında görmek pekâlâ mümkün. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi Halil İbrahim Düzenli, mimarlığın iki düzleminin “idrak" ve "inşa” olduğunu ifade edip Turgut Cansever’in mimarlığını bu düzlemler üzerine kendisi tekrardan inşa etmek istemektedir. Ve tıpkı Düzenli’nin dediği gibi herkes kendi idraki nispetince inşa eder. Mimarlık alanında kurulan bu düzlemlerin ilişkiselliğini çok iyi kurguladığı kitabı mimarlığın zihin dünyasına yeni kapılar açmaktan da geri durmaz/duramaz.

Düzenli'nin kitabını bazı kavramlar üzerine inşa ettiği aşikârdır. Bu kavramları, bahsedeğer iki farklı düzlemi iki faklı kişi ile, daha doğrusu Turgut Cansever’i anlamada yardımcı olması babında bir kişiye müşahhas kılar. Cansever’in kullandığı “aidiyet” ve “medeniyet” kavramlarını Ahmet Davutoğlu’nun “medeniyetlerin ben idraki” makalesiyle anlama çabası sarf etmiş ve ortaya engin bir anlam dünyası bırakmıştır. Turgut Cansever’in vefatından sonra bu kadar rağbet gördüğü günleri izlerken medeniyet bağlamında kuru bir düzlem inşa etmeyen Düzenli, bu bakımdan yeni bir soluklanma –dinlenip tekrar toparlama- alanı olarak kitabı bizlere hediye ediyor.

Eser, sistematik bir ilerleyişle neyi inşa etmek istediğini verir

İdrak ve İnşa, Turgut Cansever ve mimarisinin derinliğini bütün Cansever mimarlık pratikleriyle analiz etmeyi arzuluyor. İlkin bu titizlikten sebep görünüşte Cansever’e gönderme olan, aslında yazarın kendisine olan göndermesi kitabı araladığınızda karşımıza çıkıyor. Bu karşılaşma Kınalızade Ali Çelebi’nin edibane beyti: “Hikmet eşyâyı Lâyık ne ise eyle bilmek ve/ Ef’ali lâyık nice ise eyle kılmaktır” (Kınalızade Ali Çelebi, Ahlâk-ı Alâi, Mustafa Koç (haz.), Klasik, İstanbul, 2007, s. 47)

Karşımıza çıkan bu beyit, yazarın Peygamber (s.a) duasını (“Ya Rabb bana eşyanın hakikatini bildir.”) tekrar edişi gibidir. Burada hikmeti talep eden Düzenli kitabına haksızlık etmemeyi temenni eder. Tabi Cansever’i de hikmet ehli biri olarak tarif eder. Kitabın isminin neden idrak ve inşa olduğunu yazarın kendisinden dinleyelim: “Kitabın başlığının İdrak ve İnşa olmasında çeşitli zaman, mekan ve hallerde yapılmış karmaşık zihin egzersizlerinin rolü büyük. Her şeyden önce 'idrak' ve 'inşa'nın bu toplumun değer sisteminde yüklü olduğu anlamlardan yola çıkıldı. Bir şeyi idrak etmenin ya da bir şeyin idrakinde olmanın başlangıçta yer aldığı, sonra türlü türlü yollarla ve türlü türlü biçimlerde zihinde hem de davranışta inşa edildiği bir dünyanın her iki meziyete de sahip varlıklarıyız… Turgut Cansever ‘Bilinci biçimler dünyasına yansıtmaktır, yapmak istediğim’ dediğinde söylediklerinin satır aralarındaki sesleri duymanın ve daha duyulur hale getirmenin ahlaki sorumluluğuyla yüklenmiş oluruz bir modern zamanlar araştırmacısı olarak. Hele söyleyen mimar olduğunda ve somut inşalarla, inşaatlarla uğraştığında İdrak ve İnşa başlığını atmak da da cazip hale gelir.” ( Halil İbrahim Düzenli, İdrak ve İnşa, Klasik, İstanbul, 2009, s. 37) Eserin başlığında bu tarz bir derinlik içerisinde olan Düzenli kitabını bir soluk niyetiyle sunar.

Eser, sistematik bir ilerleyişle, bağlam ve kavram belirlemelerle neyi inşa etmek istediğini verir. Okur pekala bir “mimarlık” kitabı okumaktadır fakat kavramlar ilginçleşmektedir. “Klasik mimarlık” kavramları olan biçim, işlev, yapı konuşulur, ama eğer Cansever ve Davutoğlu arasındaki ilişkiyi konuşacaksanız tevhid, şirk, varlık, aidiyet, medeniyet, islam, ayet, hadis…. vb birçok kavramı da kaçınılmaz olarak konuşacaksınızdır. Düzenli, Davutoğlu'nun “İslam medeniyeti”ni açıklarken önerdiği ayeti Cansever'in “Kutsal Sanat”ı açıklarken kullandığını söyler. Eserde Davutoğlu-Cansever ilişkisi sadece kullandıkları kavramlarla değil ayrıca argümanlarıyla eşleşir. Bu eseri diğer “çağdaş” ya da “modern” mimarlık eserlerinden ayıran en büyük özellik, Turgut Cansever’le başlayan ve Düzenli’nin dönüştürerek devam ettiği İslami kavramlarla konuşulması. Ya da farklı bir ifadeyle yani Cansever’in ifadesiyle zaten “İslam'daki Tevhid kavramı kutsal ile seküler arasında bir ayrıma gidilmesine izin vermez.” (A.g.e, s. 75) Yani bütün düalizmi kaldırır ve tevhidi düşüncesine yerleştirir.

Turgut Cansever’in girift dünyasını idrak edebilmek için arkeolojik bir kazı yapması kaçınılmaz olarak yazarı zorlamıştır. Fakat bunun da üstesinden geldiği söylenebilir. Uğur Tanyeli bu giriftliğin temel nedeninin, “İslam dünyasının modernleşmesinin en temel açmazlarından biri kendi din alanına, kendi düşünce mirasına Turgut Bey’in bakabildiği gibi, hem onun içinden hem de modern özne olarak bakabilmek cesaretini ve yeteneğini gösterememekle ilgili” ( A.g.e. s. 120) olduğunu bizlere aktarır.

Cansever hakkındaki 4 görüş

Halil İbrahim Düzenli, Turgut Cansever hakkındaki görüşleri ise dörde ayırır:

1. Sadece söylemine bakan ve onu yücelten görüş: Bu görüş doğrultusundaki metinler daha çok tanıtım yazısı, hayat öyküsü ve araçsallaştırma niteliğindedir. Mimari projelerine çok fazla değinmezler.

2. Söylemini olumsuz anlamda kıyasıya eleştiren, mimari projelerini beğenen görüş.

3. Söylemi hakkında tarafsız kalan, mimari projelerine değer veren görüş.

4. Söylemi ile projeleri arasına bir ayırım çizgisi çeken, ikisi arasında bir örtüştürme çabasının çok da gerekli olmadığını savunan görüştür. (A.g.e. s. 279)

Bu ayırım bütün analizler sonucunda yapılmış esaslı bir kategorizasyondur. Fakat Düzenli, bu çalışmada da söylediği gibi, Cansever’in söylemini kendi bağlamı içerisinde değerlendiren, “anlama”nın sıhhati açısından bunun gerekli olduğunu savlayan; değerlendirmeyi yaparken Cansever’in bağlamına olabildiğince yaklaşabilecek bir üst çerçeve oluşturan; mimari projelerini mimarlığın evrensel değerleri ve olmazsa olmazları açısından yorumlayan; söylem ve mimari projeleri iki ayrı kurgu olarak görmeyen” ( A.g.e. s. 279) beşinci görüş olarak bu çalışmayı sunmayı başarmıştır. Bu anlamda eser, hem mimarlık alanına hem de İslam dünyasının mimari hakkındaki görüşlerine önemli katkılar sunmuştur. Cansever gibi H. İbrahim Düzenli’yi de anlamak oldukça meşakkatli bir iş olmuştur. Vesselam…

Not: Dünyabizim olarak yürüttüğümüz Şehir Dosyası soruşturmasında diğer söyleşi ve yazılara şuradan ulaşabilirsiniz: http://www.dunyabizim.com/?aType=tags&tagID=7470

Emin Selçuk Taşar yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Mart 2019, 09:56
banner12
YORUM EKLE

banner19