İdeallerin gerçeklere mağlubiyetinin bir vesikası

Kamran İnan, 'Devlet İdaresi' kitabında, Türkiye’deki devlet idaresinin problemlerini, aksayan yönlerini bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Metin Uygun yazdı.

İdeallerin gerçeklere mağlubiyetinin bir vesikası

Tarihte 16 imparatorluk kurmuş bir milletin devlet idaresi konusundaki mahareti, tecrübesi, becerisi tartışılmayacak bir gerçektir. Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğundan sonra Türkiye Cumhuriyetiyle yepyeni bir idare tarzıyla idare edilmeye başladık. Kısaca milletin idaresi denilen, milletin söz sahibi olduğu bir idare tarzı. En azından böyle tarif ediliyor. Ne var ki bu tarz; işleyişiyle, yapısıyla, halkına muamelesiyle hep tartışılmıştır. Tartışmaya da devam ediyoruz. Hatta bu tartışma hiç bitmeyecekmiş gibi duruyor. Bu problemimizle ilgili siyasiler olsun, akademisyenler olsun, düşünce ve fikir adamlarımız olsun, çalışmalar yapmışlar, çözüm önerileri ortaya koymuşlar, ama netice istenildiği gibi olmamıştır, olmuyor. Çare bir türlü ortaya çıkarılıp, hayata geçirilemiyor. Sanki, çarenin bulunup hayata geçirilmesi, halkın rahat etmesi, birilerini rahatsız ediyor algısı yerleşmiş durumda toplumumuza.

Şunu da hatırlatmakta fayda var. Peygamber Efendimizin, ‘Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz’ hadis-i şerifi, bugün devlet idaresi noktasındaki aksaklıklarda halkımızın da payının bulunduğu gerçeğini kabul etmemiz gerektiğini hatırlatıyor bizlere. Devleti idare edenleri veya idaremizi, ideal noktaya gelme veya en azından ideale yakın olma noktasına gelme, getirme hususunda bizlerin, yani milletimizin de gayret göstermesi gerekmektedir. Her şeyi devletten beklemek doğru değildir. Vatandaşların da devlete yardımcı olması gerekmektedir. Bu da eğitimle olacak, gerçekleşecek bir durumdur.

Eski devlet adamlarımızdan Kamran İnan, yazdığı Devlet İdaresi kitabında, Türkiye’deki devlet idaresinin problemlerini, aksayan yönlerini bütün ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. Çözüm önerileri getiriyor, hal çareleri gösteriyor. Kitabın ilk baskısı Timaş Yayınları tarafından 2005 yılında gerçekleştirilmiş. Şu an yedinci baskıya ulaşmış. Kamran İnan, senato üyeliği, birkaç dönem milletvekilliği, bakanlık, Birleşmiş Milletler'de büyükelçilik, TBMM Dış İşleri Komisyon Başkanlığı gibi devlet yönetiminin birçok kademesinde bulunmuş, devlet idaresi konusunda hayli tecrübeye sahip bir devlet adamımızdır. 20. yüzyılda Türkiye devlet idaresini ele alır kitabında yazar. Bu tecrübelerinin bir hatıra olarak görülmemesini ister. “Devlet idaremizin müesseselerini, işleyişlerini incelemeye, bazı demokratik memleketlerle mukayese etmeye çalıştım” diyerek çalışmasının çerçevesini çizmiş olur. İdaremizi ABD’deki idareyle, Avrupa devletlerinin idaresiyle, Japonya’yla mukayese eder. Örnekler gösterir.

Bürokrasinin elindeki kalem hizmet aracı değil, kılıçtır

İdaremiz toplumun gerisindedir, Batı’daki gelişmelerin de çok gerisindedir ve idaremiz tutucudur” İnan’a göre. Yazarın devlet idaresi hususunda engin bir tecrübeye sahip olması kendini açıkça hissettiriyor. Bununla beraber, ümitsizlik demeyebiliriz, ama karamsarlık kitaba hakim durumdadır. Bu da devlet idaremizin çok büyük reformlara ihtiyacı olduğunu, ıslah edilmesi gerektiği fikrini vermektedir. İnan, bürokrasimizden de yakınmaktadır haklı olarak.

Bürokrasimizle ilgili eleştirileri, görüşleri pek hoşumuza gitmeyecek türden de olsa gerçeği bütün netliğiyle ortaya koymaktadır: “Bürokrasi bizzat devlet olarak bilinir. Bürokrasi kendisinde o gücü görür. En küçük memura karşı gelmek, devlete karşı gelmek olarak görülür, cezalandırılır... Elindeki kalem bir hizmet aracı değil, bir kılıçtır. O kılıçla ‘devlet menfaatini’ millete karşı korur. Bürokrasimiz vazgeçirici gücü yüksek, büyük bir ordudur. Demokratikleşmeye bütün gücü ile direnir. Hayatı belge tanzim, belge ibraz etmekle geçer. Kağıt denizi içinde yüzer... Bir saatlik iş günler alır. Hiçbir iktidarın gücü bürokrasiyi hafifletmeye yetmemiştir. Teknoloji dahi bunu azaltmamış, aksine vatandaş daha yakından takip edilir, görülür olmuştur... Bürokrasimizin lügatinin bütün fiilleri menfidir. Olmaz, hayır, yok kelimeleri çok sık olarak ve zevkle kullanılır... Bürokrasimiz nezdinde insanımızın ve zamanının fazla kıymeti yoktur.”

Yargı sistemimiz de, devlet bünyesi içinde en çok ihmale uğrayan, bunun neticesi olarak da sosyal hayatta huzursuzlukların çıkmasına sebep olan aksaklıkların başında gelmektedir. Bugün Türkiye’de hakkın aranması gittikçe zorlaşmaktadır. Yargının iş yükü gittikçe artmakta, yargı adaletin tesisi noktasında ihtiyaca cevap veremez duruma gelmektedir, gelmiştir. Hukuk fakültelerinde verilen eğitimin yetersizliğinden de bahseder Kamran İnan.

Devlette israfın vardığı nokta

Anayasa Mahkemesi'nden de söz eden İnan, mahkemenin hukuki karar alması gereken bir merci olduğu halde, aldığı siyasi kararlarla gündeme geldiğini ifade eder haklı olarak. Danıştay’ın da daha çok olur olmaz sebeplerle yürütmeyi durdurma kararları alması, bu kuruma güvenilirliği azaltmıştır yazara göre.

Siyasi partiler demokratik değildir. Milli irade siyasi liderin ipoteği altındadır. Muhalefette iken halka yakın olan, halkçı olan partilerimiz, iktidar olduktan sonra halktan uzaklaşmakta, halka tepeden bakmaktadır. Parlamentomuz da demokratik değildir. Parlamentomuzda da liderin, başbakanın hükmü geçmekte, parlamento bir onay mercii olarak görev yapmaktadır. Mahalli idarelerimiz fazlaca merkeze bağlıdır. En küçük bir işi merkeze sormadan yapamamaktadır. Bu da işleyişe zarar vermekte, zaman ve kaynak israfına sebep olmaktadır.

İsraf hususuna da dikkat çeken yazar, devlet israfının vardığı boyutları, bütün yönleriyle ortaya koyar kitabında.

Çalışmasını şu duygularla değerlendirir Kamran İnan: “Bu çalışma, bir bakıma, ideallerin gerçeklere mağlubiyetinin vesikası, itirafıdır. İdealin zamana dayanabileni azdır. Gençliğimde dünyayı değiştirmek ideali ile yola çıktım; bir gün bunun beni aştığını, zor olduğunu anladım. Türkiye’yi değiştirmeyi düşündüm; olmadı. Şimdi kendim değişmemeye çalışıyorum. Hayal listemi küçülttüm. Hiç olmazsa haksız olduğu zaman zengine ‘hayır’ diyebilen, haklı olduğu zaman fakire ‘evet’ diyebilen bir idare görmek istiyorum. Çok mu?”

Millet olarak, en iyi idareyi hak ediyoruz. Ama buna kavuşabilmek için devlet ve millet olarak üzerimize düşen görevler var. Her şeyden önce çok ama çok büyük gayret göstermeliyiz. Çok çalışmalıyız. Eğitimimiz bu gayeye ulaşmada bize yardımcı olacak en büyük kuvvettir. Fakat o doğru eğitimi yakalayıp gerçekleştirmeliyiz. Adaletin tesis edildiği, insanlarının mutlu olduğu bir ülke hepimizin arzusu, hayali...

Metin Uygun yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2018, 14:00
banner12
YORUM EKLE

banner19