İçtihad varsa ihtilaf kaçınılmazdır

Risale Yayınlarından çıkan “İslam’da İhtilaf Usulü” kitabı, İslami dünyadaki fikir ayrılıklarını irdelemekte, bunların olumlu ve olumsuz yanlarını araştırmaktadır. Hasan Mahir Mert yazdı.

İçtihad varsa ihtilaf kaçınılmazdır

Müslümanlar uzun süredir birlik ve beraberliğe özlem duymaktadır ve elbette birtakım ayrı ve farklı duruşlar olması doğaldır. Ama Müslümanlık gibi ittihada yönelik bir dinde bu son derece sınırlı ve koşulludur. Prof. Dr. Cabir Alvanî’nin “İslam’da İhtilaf Usulü” kitabı, İslami dünyadaki fikir ayrılıklarını irdelemekte, bunların olumlu ve olumsuz yanlarını araştırmaktadır. İhtilaf, yani ayrılıklar İslam'a göre hangi koşullarda mümkün ve gereklidir? Bütün bu farklılıklara rağmen İslam çatısı nasıl muhkem kılınabilir? Prof. Alvanî, eserinde bu soruların yanıtlarına odaklanmaktadır. Kitabı sekiz başlık altında özetlemek mümkün:

1- Adabı olmayan ihtilafın kimseye yarar getirdiği görülmemiştir

İhtilaf, bir kişinin veya kişilerin başka kişi veya kişilerden farklı bir yol izlemesi, farklı düşünüp, farklı davranmasıdır. İhtilafla uğraşan ilme "İlmu'l Hilaf" denir. Mezhep imamlarından herhangi birinin naslardan çıkarmış olduğu hükümleri ezberleyen bir kimsenin, özel bir delile dayanmaksızın farklı görüşleri çürütmeye çalışmasına imkân veren bir ilimdir.

Cedel, şikak gibi kavramlar, ihtilafla benzer anlam taşırlar. Cedel; başkalarını ikna edip fikirlerini kabul ettirme anlamını taşırken; şikak ise bir tartışmada tarafların, hakikatin ortaya çıkmasından ziyade galip gelmeyi amaçlamasıdır.

Ayrıca ihtilaflar olumlu veya olumsuz nitelikler taşıyabilirler. Sözgelimi ihtilaf; farklı düşünmeyi veya yeniden düşünmeyi sağlayarak olumlu olabilirken, kavga ve bozgunculuk çıkarmak yoluyla olumsuz da olabilir. Dolayısıyla ihtilaf; adab, ölçü gerektiren bir hadisedir. Adabı olmayan ölçü tanımayan, ihtiras üzerinden ilerleyen ihtilaf hiç kimseye özellikle de İslam'a fayda getirmez.

2- İhtilaf için akıl, iman ve hakikat gereklidir

İhtilaf, bazen kişisel amaç ve işleri gerçekleştirmek için duyulan nefsî arzulardan doğar. Mesela ihtilaf nedeni, anladığını göstermek, ilim ve fıkhı iyi bildiğini kanıtlamaya çalışmak olabilir. Bu tür ihtilaflar zarar getirir, kötü ve çirkindir. Yine bir ihtilaf, bir gerçeğin zorunlu kıldığı, lüzumu olan bir soruna yönelik de olabilir. Nefsin payının bulunmadığı, heves ve arzulardan kaynaklanmayan ihtilaflar da vardır. Bu tür ihtilaflar gerçeği ortaya çıkarmak için yapılır. Böyle bir ihtilaf için ilim, akıl, iman ve hakikat zorunludur.

Bazı ihtilaflar ise tam anlamıyla ne olumlu ne de olumsuz nitelik taşırlar. Bunlar, yüzeysel meselelerdeki ihtilaflardır. Tüm bunlara rağmen İslam âlimleri, ihtilafın her türünden sakındırmışlar ve ondan kaçınmanın vacip oluşu üzerinde ısrarla durmuşlardır. Çünkü; zaman içerisinde ihtilaflar pek de olumlu neticeler doğurmamıştır.

3- Hz. Muhammed zamanında ihtilaf söz konusu değildi, vefatıyla ortaya çıktı

Hz. Muhammed (sas) zamanında nefsani ihtilaflar söz konusu değildi. Çünkü Peygamber, herkesin ittifakla kabul ettiği merci; bütün işlerde danışılması gereken kişiydi. Sahabeler bir konuda ihtilaf ettikleri zaman Hz. Peygamber'e gidip sorarlar, o da onlara doğruyu gösterir, hidayet yolunu işaret ederdi. Te'vil kavramı, ihtilafı besleyen bir kavramdır. Bazen lafzın zahiri esas alınarak, kimi zaman da zahiri dışındaki anlamları esas alınarak gerçekleşen bir hadisedir. Te'vil de gelişigüzel yapılamaz, elbette onun da ölçüleri, koşulları bulunmaktadır.

Resulullah'ın ashabı, ilmî yeterliliğe ve içtihat kudretine sahip olanları dışında içtihatta bulunmamışlardır. Resulullah, bu ümmetin ihtilaftan uzak durmasıyla daha da kuvvet kazanacağını söylemiştir.

Buna rağmen Peygamber daha vefat eder etmez ihtilaflar baş gösterdi. Hz. Peygamber’in vefatı dolayısıyla defni hakkında, Resulullah'tan sonra kimin halife olacağı hususunda, zekât vermeyenlerle savaşma hakkında ve bazı fıkhi meselelerde ihtilaflar görülmüştür. Ayrıca Hz. Ömer ve Hz. Ali, Hz. Ömer ve Abdullah İbn Mesud, İbn Abbas ve Zeyd bin Sabit gibi İslam büyükleri de kendi aralarında ihtilaflar yaşamışlardır.

4- Mezhep imamlarının hüküm çıkarırken başvurduğu yöntemler

Mezhepleri kökleşip yerli yerine oturan, Müslümanların çoğunluğu tarafından itibar görüp günümüze kadar ulaşan, İslam âleminde hala fıkıh ve usûlleriyle fetva verilen mezhep imamları dörttür: Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafiî ve Ahmed bin Hanbel.

İmam Ebu Hanife; mezhebinde diğer üç imamdan farklı bir yol izler. O, önce Kur'an'dan delil arar, bulamazsa sünnete yönelir. Şayet sünnette de aradığı delili bulamazsa, Peygamber ashabının sözlerine başvurur.

İmam Malik, mezhebinde İmam Said bin el Müseyyeb'in fıkıh ekolünü takip eder.

İmam Şafiî, Kur'an ve sünneti asıl kabul eder. Delil bulamazsa, bulunanlarla kıyas eder.

İmam Hanbel ise; mezhebinde İmam Şafiî'ye yakın bir yol izler. Kur'an ve sünnet asıldır, delil bulunamazsa sahabelerin fetvasına bakmak lazım gelir. Şayet bunlar da muhtelifse, Kur'an'a ve sünnete en yakın olan kabul olunur.

5- Görüş ayrılıkları, insanların tabiatlarından yani akıl, anlayış ve zekâlarının farklılığından kaynaklanır

İslam'daki bazı ihtilafları da tabii görmeli ama yok saymamalıyız. Özellikle İslam'ın ilk neslinin ihtilafları, İslam dininin gerçekçiliğini ortaya koymaktadır. Bu ihtilaflar, itikattaki zaaftan veya şüpheden değil, gerçeği ortaya çıkarmak arzusundan ve Allah'ın hükümlerini daha iyi anlayıp yerine getirme isteğinden kaynaklanmaktadır. Müçtehid imamlarının mevcut anlamlar arasından birini veya hepsini tercih etmeleri; fıkhi ihtilafların ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Hem hakiki hem de mecazi anlamda kullanılabilen kelimeler de fıkıhçıların ihtilafına neden teşkil etmiştir. Naslardaki bazı kelimelerin mecaz anlamda kullanılma ihtimali ayet ve hadislerin farklı şekilde yorumlanması sonucunu da beraberinde getirmiştir.

Bazı ihtilaflar ise hadis rivayetlerine veya bu rivayetlerin çeşitliliğine dayanır. Bazen bir hadis, bir müçtehide geç ulaşır, bu da ihtilaf yaratır. O âlime ulaşmayan hadis, bir başka âlime ulaşır ve bu doğrultuda geçici de olsa fetvalarda bir ayrılık görülür.

Müçtehidler izledikleri fıkıh usûllerinde, içinden hüküm çıkarılan delilleri ele alarak bu delillerden her birinin delil olma gücünü belirlerler. Delillere ait olumlu ve olumsuz özellikleri açıklayıp inceleyen müçtehidler, bu delillerden hüküm çıkarma yollarını gösterirler. İşte bu kural ve metotlardaki farklılıklar, mezhepler arasındaki görüş farklılıklarını doğurmuştur.

6- Mezhep imamlarının aralarındaki ayrılıklarda uydukları adâb

Sahabe ve tabiin gibi, mezhep imamları da pek çok içtihadî meselede ihtilaf etmişlerdir. Bu ihtilafların nefis, kişisel eğilimler, kendilerini kanıtlama çabaları ve ayrılık çıkarma gibi etkenlerden uzak olması dolayısıyla, onların hepsi de doğru yolda idiler. Her biri yalnız gerçeği bulmayı, Allah Teâla’nın rızasını kazanmayı hedeflemiş ve bütün gücünü bu yolda harcamıştır. Bu yüzden âlimlerin içtihadî fetvaları daha sonraki yüzyıllarda da ilim ehli tarafından kabul görmüştür.

Bu tür ihtilaflarda âlimlerin delilleri farklı olsa da hepsi aynı kaynaktan istifade etmektedirler.

İmam-ı Azam Ebu Hanife ile İmam Malik, Muhammed bin Hasan ve İmam Mâlik, İmam Şafiî ve İmam Muhammed bin Hasen, İmam Mâlik ve İbn Uveyne, İmam Mâlik ve İmam Şafiî, İmam Ahmed ve İmam Mâlik arasında çeşitli ihtilaflar olmuş ama hepsinde de İslam adâbına uyulmuştur.

Hz. Muhammed’in (sas) söylediği gibi ihtilaf; Müslümanlara zarar verebilecek tartışmalar olarak görülmüş ve bu ihtilaflar ilmî sahanın dışına çıkarılmamıştır.

Bu tür ihtilafların, âlimler arasında yapılması kaçınılmaz olmuş ancak o ilmî düzeyin aşağısına, çarptırılacak ve marazî nitelik kazanacak seviyeye düşürülmemiştir. Şüphesiz ki; ilimdeki ihtilafla, daha avâmî seviyedeki ihtilafın amacı da, sonucu da farklıdır.

7- İslam'ın ilk dönemlerinden sonraki ihtilaflar çözümden uzak bir hal almıştır

Hicrî 4. yüzyılda yıldızı sönen içtihat, terkedilmiştir. Ondan sonra taklit yaygınlaşmış, ilmi eserler alışılagelmişin dışında bir görünüm kazanarak kişilerin söz ve fetvaları müçtehidlerden yalnız birinin görüşleri doğrultusunda yer almış, yalnız o mezhep anlatılarak benimsenmiştir.

Hicretten sonraki ilk iki yüzyılda böyle bir durumun varlığından söz edilemez. Üçüncü hicrî yüzyılda ise içtihat hâlâ yaygındır. Dördüncü yüzyıla gelince âlimler ve halk iki ayrı kol olarak ayrılmıştır.

İslam fıkhı teorik varsayımlara dayanan ve insanların günlük problemlerini uygulanabilir bir şekilde çözmekten uzak bir hâle getirilmiştir. Bu karmaşayı gören ümmetin salihleri, ümmetin ve dinin geleceği hakkında endişeye kapılmış; bu duruma bir çare bulmaya çalışmışlardı. Sonunda ümmeti taklide mecbur etmekten başka bir çıkış yolu bulamadılar. Ancak bunalıma çare olarak görülen taklit, ileride daha büyük sorunlara yol açacaktı.

İhtilaf edilen konular tartışmaya değer olsa da olmasa da gerçek şu ki; Müslümanlar kendi kendilerini meşgul ediyor, güçlerini kendi elleriyle zayıflatıyorlar. Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıkları körüklemek veya ihtilaf nedenlerini çoğaltmak, İslam'ın hedeflerine en büyük ihanettir.

8- Günümüzdeki anlaşmazlıklar ve kurtuluş yolu; İslam’ın temel kurallarını doğru öğrenmekten geçer

Günümüz Müslümanları arasında anlaşmazlıkları doğuran nedenlerin başında İslam’ı bilmemek ya da İslam hakkında eksik bilgiye sahip olmak gelmektedir.

Ümmet bölük pörçük oldu, kimileri İslam'a sırt çevirdi. İslam'la insanlar arasındaki bağ, verasetle edindikleri isimlerden ibaret kaldı. Öte yandan İslam ağacının gölgesini özleyenler de oldu. Ama anlaşmazlıklar onları da yanlış yollara düşürdü. İhtilaf onları ayırdı, bu durum da İslam düşmanlarının işine yaradı.

Bütün bu manzaranın panzehiri, iki ana kaynak olan Kur'an ve Hadis-i Şerifleri esas alarak; İslam'ın ruhunu, temel kurallarını, amaçlarını, hükümlerinin derecelerini özümsemeye çalışmak ve bunun üzerinde sahih bir İslam düşüncesi oluşturmaktır.

Yapmaya zorunlu olduğumuz bir başka şey de İslam âlimlerinin temel kaynaklarımızı okurken, doğru bir şekilde anlayabilmek için geliştirdikleri metodları incelemektir.

Her dinî ve düşünsel sahada ihtilaf kaçınılmazdır. Bu; dinin şüphe oluşturan yönlerinin bulunmasından değil, insanın farklı anlamlandırmalara müsait bir yapısının olmasından dolayıdır.

İslam'da da Hz. Muhammed (sas) döneminden beri muhtelif ihtilaflar görülmüştür. Yalnız bu ihtilaflar zaman geçtikçe artmış ve ihtilaflar arttıkça da ihtilaf adabına uyanlar azalmıştır.

Günümüzdeki son durum ise ihtilaflara harcanacak olan enerjinin birlik ve beraberliğe harcanmasını gerektirdiğinden, kurtuluş yolu İslam’ın kurallarını doğru öğrenmekten geçmektedir.

Prof. Dr. Cabir Alvanî, İslam’da İhtilaf Usûlü, Risale Yayınları.

banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26