banner17

İç Hesaplaşmalarla Dolu Şiirler: Epidemia

Bir iç hesaplaşma şiiridir Seyhan Arslan’ın şiiri. O yüzden sık sık 'kader', 'Allah', 'karanlık', 'kötülük', 'zulüm', 'haksızlık' gibi konulara girer çıkar. Ömer Yalçınova 'Epidemia' üzerine yazdı.

İç Hesaplaşmalarla Dolu Şiirler: Epidemia

Seyhan Arslan her halükarda kendini okutabilen şiirler yazıyor. Onun ilk kitabı Ether’i (2004, Hece y.) okuduğum günü hatırlıyorum. Kahramanmaraş’taki Necip Fazıl Kısakürek Halk Kütüphanesi, KPSS ve üniversiteye hazırlık çalışanlarıyla ağzına kadar (evet abartmıyorum ağzına kadar) doluydu. Elimde Seyhan Arslan’ın şiir kitabıyla kütüphanenin biraz puslu ve kuytu köşesinde boş bir sandalye bulmuştum. Kinden söz ediliyordu kitapta, öfke vardı, şair birilerine inceden, birilerineyse çok sert bir şekilde sesleniyordu. Aslında Ether’den hiçbir şey anlamamıştım. Ama hem kitabı okuduğum ortam hem de o andaki ruh halim itibariyle kitaba kolayca dâhil olmuş, daha doğrusu kitaptan yükselen müziği duymuştum. Zaten Seyhan Arslan okuyucusunun zihnine değil, kulağına seslenmekteydi. Gözlerine değil kalbine hitap etmekteydi. Onu dinlemeniz yeterliydi. Onun söylediklerini yorumlamanız veya anlamanız gerekmemektedir.

Özgüveni yüksek bir şiiri vardır Seyhan Arslan’ın. Buna bilgeliği ve kimseden hiçbir şey beklememeyi, daha doğrusu kendi ayakları üzerinde duran, kendi değer düzenini kurmuş, yere sağlam basan bir şahsın şiirleri de diyebiliriz. Şiirlerindeki kötülük, kin, zulüm gibi kendine dönük yakıştırmaların çoğunda ironi vardır. Öyle olduğu için, öyleyim dememektedir. Madem ki beni öyle görüyorsunuz veya öyle olduğumu düşünüyorsunuz, o zaman öyle görmeye ve düşünmeye devam edin tarzı bir meydan okuma söz konusudur burada. Yani dışa dönük bir dik duruş. Sonrasında ise içe dönük bir hesaplaşma, sorgulama olacaktır. Biz o hesaplaşmanın şiirini okuruz. “isterdim ki kırdığım kalbim beni umursamasın…”. Seyhan Arslan kendisiyle konuşan, hesaplaşan bir şiir yazmaktadır.

İç hesaplaşmalarla dolu bir şiir

Bir iç hesaplaşma şiiridir Seyhan Arslan’ın şiiri. “her gün unutmaksızın geçmişe bakmak…” O yüzden sık sık “kader”, “Allah”, “karanlık”, “kötülük”, “zulüm”, “haksızlık” gibi konulara girer çıkar. Peki suçluluk var mıdır? Veya pişmanlık gibi konular? Onlar da yer yer kendini gösterir. Fakat ağırlık, bunlarda değildir.

Epidemia’nın (2017, Beyan y.) ilk üç bölümünde daha çok, kötü denilerek haksızlık edilen, ötelenen veya değeri bilinmeyen bir şahıs konuşur. O şahıs, o kadar acı çeker ki artık insanlığın inanç, kader, kötülük, suç, ceza gibi genel konularıyla uğraşmaya başlar. “Kendine herhangi bir yer arayışı mıdır bu? Diğer ifadeyle kendini bir yerde hissetme ihtiyacı mıdır? Yoksa kendini ait hissettiği yerden kovulmanın acısı mıdır?” diye sorduğumuzda ise, böyle bir şeyin olmadığını söyleyebiliriz. Seyhan Arslan şiirinde isyan eden, öfkelenen, bağıran çağıran veya kafa tutan, diğer ifadeyle mücadele ve kavga eden şahıs, aslında gayet özgüveni yüksek biridir. Yerini ve zamanını, kendini ve çevresini bilmektedir. Fakat bir dalavere karşısında olduğunu fark ettiği için, konuşmaya başlamıştır.

Şiirde Allah’a, kadere, hayata, kötülüğe, zalimliğe dönük sorularla kendine dönük sorular aynıdır. Aslında hepsi de kendine yönelmektir. Yani Allah’a, kadere yönelmek, kendine yönelmektir. “kendimi suçladıkça kabahati kadere buldum.” Bu yüzden Seyhan Arslan’ın iç hesaplaşmalarla dolu bir şiiri vardır diyoruz. Şiirlerindeki günce havası da buradan kaynaklanmaktadır. O, tek oturuşta bir şiiri yazıp kalkmamaktadır. Uzun süren bir hazırlık aşaması vardır. Bu hazırlık aşaması, içte meydana gelir. Sonrasında ise yazılma aşaması başlar ki, bu da ayrı bir hesaplaşma demektir. Bu sefer işte kelimelerle, müzikle, duygularla, düşüncelerle hesaplaşma, onu kağıda geçirme, yani estetik boyut da devreye girer. Seyhan Arslan kuyucusunu kalbinden müzikle yakalar, kendini dinletmeyi, yani okutmayı başarır dediğim husus budur.

Dert söyletir sözü en çok Seyhan Arslan şiiri için geçerlidir belki de. Onun şiirini bu yüzden en çok şarkılara, hüzünlü, dramatik, hatta trajik, yer yer hareketli, yer yer durgunluğa kendini bırakan bir şarkıya benzetebiliriz. Müziğe yaklaştığı, daha doğrusu müzik olduğu yerlerde, Seyhan Arslan şiirindeki günce havası ortadan kalkmaktadır. Sorgulama, okuyucuyu bertaraf edip, kendisiyle baş başa kaldığı mısra ve şiirlerde ise içe dönmektedir. O noktalarda Seyhan Arslan şiirinden yükselen müziğin çok uzaktan geldiğini söyleyebiliriz.

Duaya dönüşen şiirler

Seyhan Arslan şiirindeki karamsarlıktan ve karanlık atmosferden söz ettik. Onu, benzeri şiirler yazan Sylvia Plath, Nilgün Marmara, İngeborg Bachmann veya Edip Cansever gibi şairlerden ayıran özellikler vardır. Bunlardan bir tanesi; o, kendini benzeri şiirler yazmış diğer şairler gibi umutsuzluğa bütünüyle bırakmaz. O yüzden olsa gerek onun şiirlerinde intihara dönük bir temayül bulunmamaktadır. Diğer bir ayırıcı özelliği ise, iyiliğe dönük sağlam inancı ve mücadelesidir. Başka ifadeyle o, daha iyisini bildiği için karamsarlığın veya karanlığın yol açtığı sıkıntılardan söz eder. Yoksa karamsarlığın veya kötücüllüğün haz verici yönüyle oyalanmak peşinde değildir. O, karanlıklardan çıkmak için karanlıklardan söz ettiğinden şiirleri duaya dönüşür. “bir dua ki hakkıyla tekrarlanır, levh-i mahfuz’da vardır artık./ ben buna inandım.” Şöyle de söyleyebiliriz, duaya dönüşen şiirleriyle o, benzer şiirler yazan Sylvia Plath ve Nilgün Marmara’dan uzaklaşarak Cahit Zarifoğlu’na yaklaşır. “cahitzarifoğluseniçokseviyorum”.

Epidemia (2017, Beyan y.) beş bölümden oluşmaktadır: “Ether”, “Arziyat”, “Olasılık Hesaplaşmaları”, “Epidemia” ve “Taammüden”. “Epidemia” bölümüyle birlikte Seyhan Arslan şiiri içe dönük hesaplaşmadan, dışa dönük hesaplaşmaya geçmiştir. O yüzden daha etkilidir. Etkili olmasının sebebi ise, okuyucuyu şairin hayatına davet etmesinden, olayları şifreleyerek veya semboller üzerinden değil olduğu gibi söylemesindendir. Bu yüzden “Epidemia”yla “Taammüden” bölümlerindeki şiirler ayrı bir yere konulabilir. Bu bölümdeki şiirlerinde Seyhan Arslan’ın sesini daha net duyduğumu düşünüyorum. Diğer ifadeyle Seyhan Arslan’ın sesi olay, şair, kitap ve şahıslar arasından süzülüp, bütünüyle kendisi olarak bu şiirlerde duyurur kendini.

Yeni Şafak gazetesinin kitap ekinde Epidemia’yla ilgili kısa bir yazı yazmıştım. O yazıya dönük dostlardan tepki aldım. Neden bu kadar sert bir yazı yazdın diye sordular. Onlar sandı ki ben Seyhan Arslan şiirini beğenmemiştim. Beğenmediğim için de saldırmış, hırpalamak istemiştim. Oysa öyle değil. Artık sevmediğim, beğenmediğim kitaplarla ilgili yazacak kadar genç değilim. Aksine Seyhan Arslan şiirini çok beğendiğim için eleştirel dozajı yüksek bir yazı yazdım. Aynı yazıda beğenilerimi ifade ettiğim cümleleri ise yer darlığından dolayı çıkarmak zorunda kaldım. Bu sefer, eleştiri dozajı olduğundan daha yüksek görüldü.

O yazıda yukarıdaki açıklamaları yapamadığım için böyle oldu. Sıkıntı yok. Bu yazıyla da, Yeni Şafak’taki yazımın eksik kalan kısımlarını tamamlamış oldum diye düşünüyorum.

Seyhan Arslan, Epidemia, Beyan Yayınları

 

Ömer Yalçınova

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 15:42
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20