İbrahim Kalın'ın Penceresinden İslam ve Batı

İbrahim Kalın, 'İslam ve Batı' kitabını Batı’nın İslam algısının sorunlu yönlerini tartışırken İslam dünyasındaki Batı tasavvurunun problemli yönlerine dikkat çekmek üzere kaleme almış. Sedat Palut yazdı.

İbrahim Kalın'ın Penceresinden İslam ve Batı

Türklerin Batı’ya yolculuğu yaklaşık bin yıl önce başladı. Malazgirt Savaşı ile birlikte Anadolu’ya gelen Türklerin İslam’la bütünleşen gaza ve cihat anlayışı, fetihlerin Batı yönünde ilerlemesini sağlamıştır. Bu da, özellikle Osmanlı Devleti zamanında iki farklı kültürün karşılaşmasına sebep oldu. Fakat Osmanlı Devleti, kendi kendisine yettiği yükselme dönemi sonuna kadar Batı’nın kültürel olarak sınırlarından içeri girmesine çok izin vermemiştir. Duraklama ve Gerileme dönemleriyle birlikte bu durumun değiştiğini görüyoruz. Batı ile İslam’ın çatışmasının en yoğun yaşandığı dönem olan Dağılma dönemi ve Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ‘modernleşme’ çabaları iki unsurun kavgasını daha derinleştirmiştir.

İslam ve Batı meselesi uzun zamandır tartışılan bir konu. Küresel bir dünyada yaşıyoruz. Avrupa Birliği süreci bu küreselleşmenin ve yaşanılan iki büyük savaşın ardından kuruldu. Kurulduğu dönemlerde Türkiye’yi de içine almak isteyen ve Demokrat Parti’nin başvurusunu kabul eden AB, şimdi yükselen milliyetçilik dalgası içinde Türkiye’ye sırt çevirmiş durumda. AB üyelerinin Suriyeli mültecilere ve diğer İslam ülkelerinden Avrupa’ya geçmek isteyenlere nasıl davrandığı ortadadır.

Batı ve İslam’ın günümüzde karşı karşıya durumunu çok geniş perspektiften anlatan bir kitap var: İslam ve Batı. 2007 Türkiye Yazarlar Birliği Fikir Ödülü’nü alan kitabın yazarı yakından tanıdığımız İbrahim Kalın. İSAM’dan çıkan kitap yedi bölümden oluşuyor. Başlıkları şöyle: İslam ve Batı, üç İslam algısı, İslam ve Bizans, Ortaçağlar, Endülüs, Modernliğe Doğru, Yeni Bir Dünyanın Eşiğinde, Kayıp Bir Medeniyet, Modern Dünya ve Gelecek ve Gerilim.

İslam âlimlerinin çalışmalarının İslam’la ilgisi olmadığını savundular

Yazar, kitabı yazma amacını, “Batı’nın İslam algısının sorunlu yönlerini tartışırken İslam dünyasındaki Batı tasavvurunun problemli yönlerine dikkat çekmek” olarak ifade ediyor.

Kalın, kitabına ilk Nobel edebiyat ödülünü alan ve İngiliz sömürgeciliğini öven İngiliz şair Rudyard Kipling’ten bir alıntıyla başlıyor: “Doğu Doğu’dur, Batı, Batı’dır ve bu ikili hiçbir zaman bir araya gelemeyecektir; ta ki yer ve gök, tanrının büyük hüküm kürsüsünde hazır bulunana kadar.”

Batı, Greko-romen, Yahudi ve Hristiyanlık kültürü üzerine inşa edilmiş bir medeniyettir. Yunan kültürünün önemli katkısının olduğu bu Batı medeniyeti, Ortaçağ’da feodalite nedeniyle tarihin en karanlık dönemlerinden birisini yaşamıştır. Kilise ve dönemin derebeyleri, krallarla iş birliği yaparak halkın üzerinde önemli bir korku imparatorluğu kurmuştu. Bu dönemde ise İslam dünyası önemli din ve bilim adamlarının eşliğinde büyüyordu.

Kalın, kitabında Batı’nın İslam’ı esas olarak bu Ortaçağ döneminde tanıdığını ama yaşanan kültürel gelişmelerin İslam’a atfedilmediğini belirtmektedir. Batı, önemli İslam âlimlerinin çalışmalarını dünya bilimine katkı olarak savunurken, bunun İslam öğretisi ile ilgili olmadığı iddiasını taşımışlardır. Fakat bu öğretinin Avrupa’nın merkezinde, bir devlet bünyesinde yer alması Batılıları rahatsız etmiş ve bu durum Müslümanların Endülüs’ten kovulmasına neden olmuştur.

Batı’nın İslam algısı

Kalın’ın iddialarından birisi, Batı’nın Yunan kültürü ile tanışmasının Müslümanlar sayesinde olmasıdır. Abbasiler ve Endülüs döneminde Latinceden Arapçaya çevrilen kitaplar ile Batı, kendi gerçeği ile yüzleşmiştir. Bu durum, Batı’yı bir adım öteye taşımakla birlikte İslam dünyasının siyasal ve kültürel geriliğine denk geldiği için iki kültür arasındaki makas açılmıştır. Günümüzde bilişim sektörünün ve ulaşımın gelişmesine, iki kültürün birbirine daha yakından tanıma fırsatı olmasına rağmen makas ne yazık ki daralmamaktadır. Kitaptaki şu ifadeler bu çerçevede önemli: 1994 yılında yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalıların %42’si İslam’ın şiddeti meşru gören bir din olduğuna inanıyor. Örneklemin %47’si Müslümanların Batı ve Amerika karşıtı olduğunu düşünüyor. 2006 yılında Türkiye dâhil on iki Avrupa ülkesinde yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalıların %79’u, Avrupalıların %76’sı ülkelerine gelen göçmenleri büyük bir tehdit olarak algılıyor.

Bu istatistikler üzerine Suriye krizini ve 11 Eylül saldırılarını eklediğimizde istatistik rakamlarının daha yukarılarda seyredeceğini düşünüyorum.

Kalın’ın da kitabında belirttiği gibi, Batı’nın İslam algısı aslında kendi yansımasıdır. Batı, İslam’ı ötekileştirip sürekli dışlayan bir pozisyona yerleştirdikten sonra içinde bulunduğu durumu çatışma ve savaş üzerinde okumaya çalışıyor ve bu bakış açısında ısrar ediyor. Batı’nın kendisini hâlâ tarihin, kültürün, sanayinin ve medeniyetin merkezinde olarak görmesi, Batı ve İslam arasındaki barışçıl dilin körelmesine ve bu da iki farklı medeniyetin birbirine yabancı kalmasına neden olmaktadır.

İbrahim Kalın’ın yazmış olduğu İslam ve Batı kitabı, bu iki farklı kültür arasındaki geçmişi, uzlaştığı-anlaşamadığı noktaları, geleceğe dair tasavvurları okurlara tartışarak sunuyor. Bu anlamda ufuk açıcı bir eser.

İbrahim Kalın, İslam ve Batı, İSAM Yayınları

 

Sedat Palut

sedat.palut @ gmail.com

Yayın Tarihi: 30 Eylül 2017 Cumartesi 14:02 Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2018, 16:06
YORUM EKLE

banner19

banner36