İbn Haldun’dan yargı etiği dersleri

"İslâm’ın öngördüğü muhakeme usulü ile yargı etiği ilkelerini ana hatlarıyla gözler önüne seren mezkûr risâle incelendiğinde; İbn Haldun’un görüş ve tavsiyelerinin hatırı sayılır bir kısmının, tarih boyunca çeşitli hukuk sistemlerince benimsenmiş ve günümüzde de geniş kabul gören evrensel ilkelerle örtüştüğü görülmektedir." Harun Mert yazdı.

İbn Haldun’dan yargı etiği dersleri

                

İbn Haldun Üniversitesi bünyesinde yayın hayatına merhaba diyen İBER Yayınları; Halduniyat Kitaplığı serisi altında, büyük İslâm düşünürü İbn Haldun’un eserlerini neşretmeye başladı. Bu kapsamda, düşünürün Kadılığın Ahlâkî Hükümleri adlı eseri, Selim Güzel’in tercümesiyle ve Ayşenur Alper’in editörlüğünde Türkçe olarak ilk kez okuyucuyla buluştu.

Özgün adı, “Muzîlü’l-melâm an hükkâmi’l-enâm” (Halkın Dâvalarını Gören Hâkimlerin Kınanmasına Yol Açan Ahlâkî Zaafların Giderilmesi) olan eser; İbn Haldun’un, Mısır’da Mâlikî başkadılığı yaptığı dönemde yargı alanında başlattığı ıslah faaliyeti çerçevesinde kaleme aldığı ve günümüzde büyük ölçüde muhakeme usulü ile yargı etiği kapsamında değerlendirilebilecek mevzulara dair görüş ve tavsiyelerini içeren bir risâledir.

108 sayfadan oluşan kitabın “Giriş” bölümünde; İbn Haldun’un hayatı, eserleri ve bahsi geçen risâlesi hakkında kısa bilgiler verilmektedir.

1332 yılında Tunus’ta doğan İbn Haldun, aristokratik bir ailenin mensubu olması nedeniyle, iyi bir eğitim görmüş ve gezgin bir hayat sürmüştür. Tunus’tan sonra, uzun bir dönem Mağrib ve Endülüs’te, akabinde ise Mısır’da yaşamış; hükümdarların hizmetinde ve devlet kademelerinde çeşitli görevler almıştır. Bu bölgelerin iç ve dış çalkantılarla dolu siyasi hayatında etkin roller üstlenmiş, ömrü boyunca ilmi çalışmalardan da geri durmamıştır. Mısır’da müderrislik ve kadılık görevlerinde bulunmasının ardından, Mâlikî başkadısı olarak vazife yapmış ve görevinin başındayken 1406 yılında vefat etmiştir.

Fıkıh usulü, kelam, mantık, matematik ve tasavvufa dair risâleler yazmış olan İbn Haldun, “Kitâbü’l-‘İber” adlı abidevi eserinde dünya tarihini ele almıştır. Bahse konu eserin ilk bölümünü teşkil etmekle birlikte, eserden bağımsız biçimde “Mukaddime” adıyla şöhret kazanan bölümde, İbn Haldun’un; toplumu, kendine özgü ve evrensel kaidelerle işleyen ayrı bir varlık alanı olarak teorik bir çerçeveye oturtması, düşünüre “modern sosyoloji ve tarih felsefesinin kurucusu” vasfını kazandırmıştır. İbn Haldun, miras bıraktığı eserleri ve çığır açan fikirleriyle, bugün de Doğulu ve Batılı araştırmacıların yoğun ilgi gösterdiği bir düşünürdür.

“Kadılığın Ahlâkî Hükümleri” adlı risâleye gelince; esasen Türkçe literatürde İbn Haldun’un eserleri arasında zikredilmeyen bu risâlenin düşünüre ait olduğunun sıhhati, eserin nâşiri Fuâd Abdülmün‘îm Ahmed tarafından yapılan titiz bir çalışmayla ortaya konulmuştur. Kitabın “Giriş” bölümünün sonunda, “Risâlenin İbn Haldun’a Nisbeti” başlığı altında, adı geçen nâşirin konuya ilişkin tespit ve değerlendirmelerine yer verilmiştir.

Dört ana bölüme ayrılan risâle; besmele, adil hüküm sahiplerine gönderme yapan hamdele ve salveleden müteşekkil, güzel bir “Mukaddime” ile başlamaktadır.

“Hâkimin Dâvaya Bakmadan Önce Dikkat Etmesi Gereken Hususlara Dair” başlıklı ilk bölümde, hâkimlerin; üstlendikleri davada hükme varmadan önce ve hüküm aşamasında adaleti sağlama “niyetiyle” hareket etmeleri gerektiği belirtilmekte ve adaletle hüküm vermenin önemi şu sözlerle vurgulanmaktadır: “Hâkim böylesine âdilâne hüküm verdiği zaman, Allah’ın muhabbetine rağbet etmiş olur ki bu muhabbeti vasfetmek, gerçekten dili aciz bırakan bir husustur.” (s. 48)

Hâkim; üstlendiği görevi kolaylaştırması ve kendisini haktan ayırmaması için Allah’a dua etmeli, mahşer gününü de aklından çıkarmamalıdır. Allah’ın, kendisini adaleti temin etmekle vazifeli kıldığını unutmamalı ve davanın tarafları huzuruna geldikten sonra, tarafların hak karşısında eşitliğini zedeleyecek tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır.

İkinci bölüm, “Maksat ve Gayelere Dair” başlığını taşımaktadır. İbn Haldun’a göre, hâkim; davacının derdini tam olarak anlatabilmesi için ona gerekli süreyi vermeli, anlatılanları zandan uzak bir kesinlikle kavrayabilmesi için kendisine de yeterli süre ayırmalı ve aceleci olmayan bir tutum sergilemelidir. Davacıyı dinledikten sonra davalıya söz vermelidir ki davalı kendi durumunu rahat bir şekilde dile getirsin, hâkim de davanın mahiyetini iyice anlayabilsin.

Hâkim, davacı ile davalının üzerinde ittifak ve ihtilaf ettikleri hususları belirleyerek meseleyi açıklığa kavuşturduktan sonra; Kur’an’ın, “Allah’ın indirdiği ile hükmet.” emrini içeren ayetlerini zihninde hazır tutmalıdır. Allah’ın (c.c.) emirlerini düşünüp idrak ederek; artık re’ye (şahsi kanaat) ya da istihsâna (genel kuraldan ayrılarak hukukun amacına daha uygun görülen başka bir hükmü verme) başvurmaksızın, bu emirlerin hükmünü yerine getirmelidir.

İbn Haldun; hâkimin, iyi bir araştırmadan sonra adaleti şüpheden uzak biçimde ortaya koyması halinde, her iki tarafı sulha teşvik etmesi gerektiğini dile getirmektedir. Ancak, sulh uygulanırken helali haram veya haramı helal sayma ya da tarafları zorlama gibi sulh kavramını amacından saptıran durumlardan imtina edilmelidir. Ayrıca hâkim; sadece hüküm vermekle yetinmemeli, verdiği hükmün icrası için de kararlı davranmalıdır. Çünkü hakkın ve adaletin sözde kalmayıp uygulanması çok mühimdir.

Hâkim, içtihat ehli olmalı; dava konusu olayda bir karmaşıklık bulunması halinde, kendi bilgisiyle meseleyi çözemiyorsa, aklına ve ilmine güvendiği bir kişiye müracaat ederek davayı neticeye kavuşturmalıdır. Yargı meclisinden ayrılınca, vermiş olduğu kararları düşünmeli; yanlış bir hüküm verdiğini anladığı vakit, hatasını gecikmeksizin telafi etmeye gayret etmelidir. “Zira hakka rücu etmek bâtılda direnmekten daha hayırlıdır.” (s. 76)

“Halkın Maslahatı İçin Riayet Edilmesi Gereken Mühim Şeylere Dair” başlıklı üçüncü bölümde, İslâm tarihinde hâkimin adli görevlerinin yanı sıra idari vazifeler de üstlenmesinden olsa gerek; ağırlıklı olarak, idari konularda dikkat edilmesi lazım gelen hususlar yer almaktadır. Buna göre, hâkim; yetimlerin malını korumalı, vakıfların gelirlerinin toplanıp muhafaza edilmesini sağlamalı, borçlular ile haciz altındakilerin durumunu düzeltmeye çalışmalı ve ilim talebeleri ile düşkünlere yardımcı olmalıdır.

Öte yandan; hâkimin yardımcıları statüsündeki âmir, vekil, elçi gibi görevliler daima kontrol altında tutulmalı; hâkim vekilleri teftiş edilerek verdikleri yanlış kararlar derhal düzeltilmeli, mahkemelerde şahitlik yapacak şahısların kişilik ve sair durumlarını kaydeden sicil görevlileri (noterler) de emin kişilerden seçilmelidir. Ekâbir kimselerin davaları hemen karara bağlanmalı; hâkim üzerinde baskı kurmaya çalışmaları halinde, mesele Kadılkudat’a (başkadı) veya ulemaya havale edilmelidir. 

Dördüncü bölümde ise; “Hâkimin İnsanlarla Âdâb-ı Muâşeretine Dair” başlığı altında, hâkimin sosyal ilişkilerinde gözetmesi gereken tavsiyelere yer verilmektedir. Hâkim, halkla münasebetlerinde güzel ve uygun bir tavır takınmalı, muhataplarına hak ettikleri şekilde muamelede bulunmalı ve kendisini kötülüğe sevk edecek kimselerle arkadaşlık yapmaktan uzak durmalıdır. Hâkim, sürekli halkın dünyevi işlerine bakması ve insanların ona hürmet etmeleri nedeniyle, zaman içinde Allah’ı ve ahireti unutmakta; bu durum da onda ahlâkî zafiyete yol açmaktadır. Dolayısıyla hâkim; nefsini manevi kirlerden temizlemek için gayret göstermeli, yakınlarını kayırmak ve yargıladığı kimselerden bir şeyler ummak gibi hoş karşılanmayan davranışlara girişmemelidir.

İbn Haldun, “Hâtime” kısmında; aslında ahlâkî zaaflar ile ilgili meseleyi daha uzun ve ayrıntılı şekilde anlatmak istediğini, ancak buna vaktinin yetmediğini ifade etmekte; ahlâkî rezillikleri toplu halde sıralayan bir rivayeti aktararak ve Hz. Peygamber’in bazı hadislerini zikrederek eserini noktalamaktadır.

Risâlede, her bir başlık altındaki açıklamalarda, mevzuyla ilgili ayet ve hadislere de yer verilmiştir. Metnin ikinci bölümünde; halife Hz. Ömer’in, valisi Ebû Mûsâ el-Eş’arî’ye yönelttiği, yargılamalarda gözetilecek temel noktalara ilişkin talimatları da nakledilmiştir.  Dikkatlice bakıldığında, İbn Haldun’un; risâleyi yazarken, çarpıcı bir içeriği haiz olan bu talimatlardan önemli ölçüde yararlandığı anlaşılmaktadır.

İslâm’ın öngördüğü muhakeme usulü ile yargı etiği ilkelerini ana hatlarıyla gözler önüne seren mezkûr risâle incelendiğinde; İbn Haldun’un görüş ve tavsiyelerinin hatırı sayılır bir kısmının, tarih boyunca çeşitli hukuk sistemlerince benimsenmiş ve günümüzde de geniş kabul gören evrensel ilkelerle örtüştüğü görülmektedir. Bu itibarla, risâle; hâkimler ve idareciler ile konuya ilgi duyanların yararlanabileceği özgün ve kıymetli bir eserdir.

Kitabın dipnotlarında; risâlede metni verilen ayet ve hadislerle ilgili bilgilerin gösterilmesi ve ele alınan mevzulara dair gerektiğinde güncel kaynaklardan da faydalanılarak ilave açıklamalarda bulunulması, eseri daha kullanışlı hale getirmektedir. Bu vesileyle; İbn Haldun’un, ülkemizde bilinmeyen risâlesini iyi bir editörlükle Türkçeye kazandıran İBER Yayınları’nı tebrik ediyor, yayıncılık hayatında başarılar diliyoruz.

Harun Mert

Yayın Tarihi: 09 Ağustos 2022 Salı 13:00
YORUM EKLE

banner19

banner36