banner17

İbn Arabi'den Ramazan ve Oruca Dair: Fütuhât-ı Medeniyye

''Fütuhât-ı Medeniyye'' adlı eser Muhyiddin İbn Arabi'nin bir Ramazan ayında Medine’de kalbine gelen fetihleri içeriyor. Eserin konusu temelde Ramazan ayı ve oruç... Abdullah Taha Orhan yazdı.

İbn Arabi'den Ramazan ve Oruca Dair: Fütuhât-ı Medeniyye

Geçtiğimiz haftalarda yeni bir yayınevi iddialı bir eserle yayın dünyasına merhaba dedi: 01 Yayınları. Yayınevinin herhalde teberrük kasdıyla olsa gerek, ilk eseri İbnü’l-Arabî’ye izafe edilen Fütûhât-ı Medeniyye oldu.

Eserde bahsi geçen risalenin hem Arapça tahkikli neşri, hem de Türkçe tercümesi birlikte verilmiş. Bu risalenin İbnü’l-Arabî’ye izafeti meselesi de eserin girişinde irdeleniyor. Nâşirlerin temayülü eserin onun olduğu yönünde. Nitekim Türkiye’de İbnü’l-Arabî denince akla ilk gelen isimlerden olan Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç da eseri Yeni Şafak’taki köşesine taşımakla kalmayıp esere bir takriz de yazarak risalenin İbnü’l-Arabî’ye ait olabileceğini ihsas ediyor.

Eseri titizlikle neşre hazırlayan araştırmacılar, Abdurrahman Acer ve İbrahim Ekici, eserin Şeyh-i Ekber’e aidiyyeti noktasında üç temel delile istinad ediyorlar. Birincisi, risalenin tüm yazma nüshalarında eserin müellifi olarak İbnü’l-Arabî’nin zikredilmesi; ikincisi Katip Çelebi’nin Keşfu’z-Zünûn’unda da risalenin İbnü’l-Arabî’ye nisbet edilmesi ve son olarak İbnü’l-Arabî’nin tüm eserlerini inceleyip bir fihrist hazırlayan Osman Yahya’nın da bu eserden bahsetmesi. Muhyiddin İbn Arabi Society’nin ilgili raporunda bu eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olabileceğinin zikredilmesi de diğerlerinden zayıf olsa da bir işaret olarak ele alınıyor. Ancak İbnü’l-Arabî kendi eserlerini saydığı Fihrist’inde böyle bir eserinden bahsetmiyor. Bu da eserin ona aidiyyetini şüpheye düşüren önemli bir karşıt delil olarak karşımızda duruyor.

Fütuhât-ı Medeniyye ve Fütûhât-ı Mekkiyye arasındaki anlatım derinliği farkı

Fütuhât-ı Medeniyye adlı bu eser müellifin bir Ramazan ayında Medine’de kalbine gelen fetihleri içeriyor. Eserin konusu temelde Ramazan ayı ve oruç. Tam da bu noktada İbnü’l-Arabî’nin Fütûhât-ı Mekkiyye’sinde de oruçla ilgili müstakil bir bölüm (5. Cilt, 71. Bölüm) olduğunu hatırlıyoruz. Bu bölümle eseri karşılaştığımızda doğrusu çok net bir yorum yapmanın mümkün olmadığını görüyoruz. Her iki eserde de özellikle orucun sahibinin bizzat Cenab-ı Hak olduğunun vurgulanması vb. bazı ortak temalar bulmak mümkün. İki eser arasındaki anlatım derinliği farkı, özellikle Fütûhât-ı Mekkiyye’deki bâtınî yorum yoğunluğu mukayesede ilk dikkati çeken farklılıklar. Ancak buradan hareketle iki metnin de yazarının aynı kişi olduğunu söylemek haddimizi aşıyor, ehline bırakıyoruz.

Şöhret, insanın malı olmayanı dahi insana mâl eder” demiş Bediüzzaman. Aynen öyle, İslam tarihinin bu en meşhur sufisine de birçok eser nisbet edilmiş, hatta öyle ki onun olmadığı biline biline onunmuş gibi basılmış eserler var. Varlık Ağacı (Şeceretü’l-Kevn) bunlara bir örnek.

Orucun hikmetleri

Eserin muhtevasına gelirsek, bir Ramazan ayında sanki mev’iza tadında, sohbetlerden yazıya geçirilmiş bir risale imajı veriyor eser. İçerisinde özellikle orucun hikmetleri dermeyan ediliyor. Ramazan sohbetleri için istifade edilebilecek, mühim bir içerik sunuyor okuyucuya.

Eserden, “orucun karşılığını ancak ben veririm” ilahi hitabının yorumuna dair tadımlık bir alıntıyla hem bir nebze merakları gidermeye, hem de biraz daha merak uyandırmaya çalışalım: “Bazı sûfîler ise bu konuda şöyle demişlerdir: “Hak Teâlâ’nın: ‘Onun karşılığını verecek olan da ancak benim’ sözü ‘oruç ibadetinin karşılığı bizzat Ben’im, ne hûri, ne cennetlerim ve ne de herhangi bir nimettir’. Bu da ona karşılık olarak yeter.” demektir.”

Eserin İbnü’l-Arabî’ye ait olup olmadığı tartışmasını bir kenara bırakırsak, İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbât’ında (100. mektup) geçen şu cümleleri hatırlamamak elde değil: “Bize lazım olan İbnü’l-Arabî’nin, Konevî’nin ve Kâşânî’nin değil yalnızca Muhammed Mustafa’nın sözlerine tabi olmaktır. Biz Fusûs’a değil, nusûsa sarılırız; Fütûhât-ı Medeniyye varken Fütûhât-ı Mekkiyye’ye ihtiyaç duymayız.”

İmam-ı Rabbânî burada Fütûhât-ı Medeniyye ile elbette, sünnet-i seniyye ve hadisleri kasdediyordu. Ancak yine de eğer Şeyh-i Ekber’in Fütûhât-ı Medeniyye isimli bir eseri varsa, bu onun İmam-ı Rabbani’nin bu sözüne yüzyıllar öncesinden gönderdiği bir cevap gibi, kaderin bir cilvesi olarak görülebilir belki.

İbnü’l-Arabî’ye nisbetle, hem Arapça orijinali ve hem de Türkçe tercümesiyle yayımlanan bu eserin Şeyh-i Ekber’e aidiyyeti meselesini işin erbabına bırakarak, bu dakîk neşirde emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Son olarak, çiçeği burnunda yayınevimiz 01 Yayınları’na da yayın hayatlarında muvaffakiyetler ve bunun gibi daha nice kıymetli eserlerin neşrinin kendilerine nasip olmasını temenni ediyoruz.

İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Medeniyye, 01 Yayınları

 

Abdullah Taha Orhan

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2018, 10:49
YORUM EKLE
banner8

banner20